KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
22. Bölüm

19

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
"Evet maalesef. Kız çocuğundaki not tamamı karalanmış bir kâğıdın arkasına yazılan M. Amca" idi. Burada adamımızla mektuplaşmanız daha da netlik kazanıyor. Emniyetin dikkatini nottan uzaklaştırmaya çalıştım ama bu kısa bir müddet için. Bir dahaki sefere –eğer olursa yani– adını tam olarak yazabilir. Bu da seni olayın içine çekerek odak noktası hâline getirecektir. Mektuplara devam etmek isterse başka kurbanları olacak demektir."

"Bir dahaki sefer olmaması için elimizden geleni yapacağız." Met bunu söylerken olabileceği kadar kendinden emin olmaya çalıştı.

"Çocukların öldürüldükleri yerlere baktığımızda halka açık, görünebilir yerler. Birbirine uzak muhitler. Ölüm saatleri olay yerine konmadan kırk beş dakika ya da otuz dakika öncesi olduğuna göre her iki muhitin de yürüme mesafesi ile ortak bir noktasının bulunması gerekti. Ama değil maalesef. Her ikisine de bu mesafeyi aynı sürede gelebileceği yerleri araştırdık adamımızın konakladığı bir yer bulamadık."

"Halka açık olması iki sebep için olabilir. Ya herkesin görmesini istiyor ya da izini daha kolay kaybettirebiliyor. Ben birincisinden yanayım."

"Ben de öyle düşünmüştüm Met. Çocukların evi de araştırıldı. Oradan da elimizde bir şey yok. Anne, baba, komşular hiç işimize yaramadı."

"Bunların üzerinden ben yine geçeceğim, bakalım bir şey bulabilecek miyim?"

Savcı, arkadaşını düşünceleriyle bırakarak mutfağa gidip çay makinesini çalıştırdı. O arada daha önce şarja taktığı telefonunu da kontrol etti. Dikkatini çekecek herhangi bir şey yoktu. Elinde iki bardak çayla geri döndüğünde Met hâlâ düşünceliydi.

"Ne yapmaya karar verdin?"

"Beklemeden bir an önce yola çıkmaya. Bir misafir davet ettim, o gelmeden birtakım işleri halletmem gerek. Geldiğimde tekrar konuşuruz."

Çayını içerken davet edilen misafirin kimler olabileceğini tahmin etmeye başladı. Ama fazla yorulmasına gerek kalmadan Met cevabı ona verdi. "Çocuk korumaya alındığında ve ıslahevinde bulunduğu sürece onunla ilgilenen psikoloğu çağırdım. Kendisi eşinin rahatsız olduğunu ve ameliyat olacağını söyledi. Ameliyattan sonra eşi kendine gelip iyi olduğundan emin olduğunda gelebileceğini söyledi. Dün eşi kendine gelmiş. Sabah beni arayıp durumunun iyi olduğunu, yarın akşam burada olabileceğini söyledi."

"Ne zaman çağırdın onu?"

"İkiz çocuğu öğrendiğimde. Ben gidecektim yanına ama kendisi gelebileceğini söyleyince burada olmasının daha iyi olacağına karar verdik. Bize yardım etmekten mutluluk duyacağını söyledi. Benim yarın akşama kadar yapmam gerekenler var. Önce merkeze uğrayıp vaka ile ilgili dosyaları almak istiyorum. Elimdekilerle karşılaştırıp daha iyi sonuç çıkaracağımı düşünüyorum."

Met, yarın için yapacaklarını planlarken çayları tazelemek için mutfağa giden Savcı gitmişken telefonunu tekrar kontrol etti. Eşinden gelen cevapsız çağrı olduğunu gördü. Üst üste aramıştı. Savcı arama gereği duydu. Telefon bu sefer daha çalmadan açıldı. "Merhaba tatlım."

"Merhaba, beni bu kadar ısrarlı aramana ne sebep oldu?"

"Senle ilgili ihbar aldım diyelim. Yalnız olmadığını biliyorum."

"Oldukça meraklandım şimdi."

"Evet tanığım, bakımlı ve genç bir bayanla birlikte olduğunu söyledi. Onu kapıda görmüş." "Tarife bakıldığında tanığının kim olduğu anlaşıldı. İleri derecede miyop olan komşumuz. Hani ayda bir 112'yi arayıp mahallede yabancılar olduğunu söyleyen. Hatta en son ihbarında mahallede uzaylılar olduğunu söylemişti. Artık emniyet bıkınca ona zorla gözlük aldırmışlardı. O da gözlüğü klozete atıp sifonu çektiğini ballandırarak anlatmıştı. Sen davalarında da böyle tanıklar kullanmıyorsun, değil mi?"

"Evet tanığımı bildin ama bu sefer çok emin."

"Geçen sefer de çok emindi. Uzaylıları tarif bile etmişti. Kulakları ve gözleri tepelerinde yapışıktı sanırım. Neyse en azından misafirim olduğu doğru. Bakımlı ve çekici Met burada. Merhaba demek ister misin?"

"Hayır. Şu an televizyon izlemediğine ve Met'in de neden orada olduğuna emin oldum."

"Televizyon mu?"

"Evet istediğin kanalı açabilirsin aradığını hemen bulacaksın. Kanallar arası dolaşmana gerek yok."

Savcı'nın gözünün önüne hantal, şişman, kırmızı adam geldi. Met'e televizyonu açmasını işaret etti. Eşi Savcı'yı telefonda tutmak istemiyordu.

"Tamam şimdi kapatalım sonra konuşuruz. Bu arada takiptesin unutma."

Televizyon karşısına geçtiklerinde bütün kanallarda vaka ile ilgili konuşuluyordu. Tekerlekli Valizi olan bir adamın sokaklarda dolaştığı ve tehlikeli olduğu, dikkat edilmesi gerektiği söylenip halk uyarılıyordu. Emniyetin elinde bir şüpheli eşkâli vardı ve ilerleyen zamanlarda bu eşkâl yayınlanacaktı. Adam hastalıklı bir çocuk katiliydi bu yüzden anne-babalar, özellikle çocuklara dikkat etmeliydi. Met, Savcı'nın yüz ifadesini görünce onu sakinleştiremeyeceğini anladı. Savcı zaten Amir'i hiç hazmedemiyordu, amir de bunun farkındaydı ve sanki Savcı'yı bu hâle getirmekten zevk alıyordu. İkisinin arasındaki bu durum artık karşılıklı sidik savaşına dönüşüyordu. Met Savcı'nın kişisel davranmayacağını biliyordu ama Amir için bunu söyleyemezdi.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar