Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Sabah Savcı arabayı ısıtmak için eşinden önce evden çıkmıştı. Eşi izine ayrılmış, çocukların yanına gidip biraz dinlenmek istemişti. Aslında daha önceki plana göre hep birlikte gideceklerdi ama Savcı şu an izin kullanacak durumda değildi. Planı bozmamaya ve eşinin gitmesine karar vermişlerdi. Eşi onu çok bekletmeden on dakika içerisinde geldi. Havaalanına doğru yola çıktılar. Hava çok soğuktu ve normalde erken yağan kar hâlâ yağmamıştı. İnsanlarının dediği gibi havası sert insanı mert memleket şu an beyazlara bürünmüş olmalıydı. Yolda giderken duraklarda, reklam tabelalarının köşelerinde, bina duvarlarında –kısaca asılmasını istediği yerlerde– çocuğun fotoğrafını gördü. Aradan altı gün geçmiş, doğru bir ihbar gelmemişti. Neden gelmediğini ise anlayamıyordu. Fotoğrafı yapan düzeltebileceği kadar düzeltmiş gerçekten iyi iş çıkarmıştı. En azından okulundan bir ihbar geleceğini düşünmüştü. Çünkü çocuk okula gidecek yaştaydı.
Havaalanında bir sürü formalite işlerle uğraştılar. Uçakla bir yere gitmek gerçekten yorucu işti. Özellikle Valizin varsa. Her işi halledip uçağın yolcu alımına başlamasını beklerken cebinde titreşen telefonundan mesaj sesi geldi. Baktığında bir e-posta ve üç cevapsız çağrı vardı. Hemen e-postasını açıp baktı. Merkezden geliyordu. Çocuğun kim olduğu bulunmuştu. Hemen cevapsız çağrıya geri dönüp bir saat içinde merkezde olacağını ve toplantı salonunda onu beklemelerini söyledi.
Havaalanından ayrıldığında eşini yolcu etme işinin beklediğinden de uzun sürdüğü için öfkeliydi. Arabasına binip merkeze doğru yol alırken bütün trafik kurallarını es geçti. Normalde trafik kurallarına oldukça saygılıydı. Tamam – elinden geldiğince saygılıydı. Söylediğinden on dakika gecikmeli olarak merkez binasına girdi. Asansöre çok hızlı binip kimsenin binmesine izin vermeyecek hızda kapıyı kapadı ve yedinci kata doğru çıkmaya başladı. Salona girdiğinde yine herkes hazırdı, onu bekliyorlardı.
Oturmayı beklemeden sizi dinliyorum deyip odadakilere sözü bıraktı. Daha önceki toplantıda bulunmayan orta boylu ve sarışın memur söze başladı. Onu tanıyordu ama adını hatırlayamamıştı. Gizli servisten adı bilmem ne "Sayın Savcım üç ihbar aldık. Akşam geç saatte yaşlı bir kadından ve gece bir delikanlıdan ihbar aldık. İkisi de aynı muhitten. Ekiplerimiz verilen muhite gittiler. Çok ücra bir mahalle. İhbarda bulunanlar fotoğrafı yeni gördüklerini ama emin olamadıklarını söylediler. Fotoğrafı çok benzetememişler ama çocuk etrafta görünmeyince şüphelenmişler. Çocuk orada yaşıyormuş ve öldürüldüğü günün sabahına kadar da mahalledeymiş."
"Yani öldürüldüğü gün kaçırıldığını anladık. Peki üçüncü ihbar kimden?"
"Çocuğun babasından. Hapisteymiş. Bir haftadır da hücre cezasındaymış ve fotoğrafı hücreden çıktığında odada görmüş. Hapishane müdürü durumu anlattı. Baba konuşamayacak kadar çıldırmış durumdaymış. Çocuklarına zarar vereni öldüreceğini söylüyormuş."
"Çocukları mı?" diye soran Savcı ilk şokunu yaşarken devamını dinlemeyi seçerek hapishane derken hücreleri neden atladıklarının hesabını sormayı biraz sonraya bıraktı.
"Evet. İşin ilginç kısmı burası Savcım. Çocuğun bir kardeşi varmış. Daha doğrusu çocuğun bir ikizi varmış. Kız ve..."
Savcı koltuğuna oturma ihtiyacı hissederken adı bilmem ne son sözünü söylüyordu. "O da kayıp. Altı gündür gören olmamış."
"Hapishaneler derken hapishanenin her yerini kastetmiştim. Gardiyanların, hapishane müdürünün, temizlikçiye, çöpçüye kadar giren çıkan herkesin savunmasını isteyin. İhmali olanı bulun ve bana bizzat gönderin. Ortada kayıp bir çocuk ve elimizde ondan habersiz geçirdiğimiz koskoca bir altı gün var."
Savcının bağırmasından ve aldığı yüz ifadesinden korkan bilişim uzmanı söz almamaya karar verdi. Kabız gibi kıvranan Amir "Sayın Savcım sakin olun. Sonuçta..."
Amir'in konuşmasına daha çok sinirlenen Savcı öyle bir bakış attı ki sözünün devamını getiremedi.
"Babayla konuşmaya kim gitti?" diye ortaya soruyu fırlattı resmen. Amir kendinden başka cevap verecek kimse olmadığını biliyordu. "Henüz kimse gitmedi. İhbarı az önce aldık. Bizzat kendim gideceğim." Burada lafa karışabileceğini anlayan bilişim uzmanı "Baba hakkında bilgi edindik Savcım."
"Ne zamandır hapisteymiş?" diyen Savcı sözü uzmana bıraktı.
"İki aydır içerideymiş. Dışarda olduğu günleri söylemek daha kolay sanırım. Sabıka kaydı kabarık." Dosyadan okumaya başladı: "Alkol ve madde bağımlısı. Hırsızlık, şiddet, madde bulundurmak ve satmak, taciz gibi davalar. Hepsinden hüküm giymemiş ama kışın çoğunlukla hırsızlıktan içeride."
Savcı, Amir'e dönüp "İçerideyken çocukları kime bırakıyormuş öğrenin. Özellikle de çocuktaki morlukları sorun. Teşhis için morga götürdüğünüzde tekrar nöbetçi mahkemeye çıkarın. Çocuğa şiddetten tekrar yargılanmasını istiyorum."
Amir "İnkâr edecektir Sayın Savcım. Zaten tutuklu iken mahkemeye götürmek..." deyip gerisini getiremedi.
Savcı kendine daha fazla hâkim olamayacağını anlayınca öfkesini de alarak odadan çıktı. Binadan çıkıncaya kadar derin nefesler alıp verdi.
Binadan çıktığı an öfkesinin yarısından çoğunun kendisine olduğunu ve hiç bastıramayacağını anladı. İlk günden yapması gerekeni yapmamış, sezgilerine güvenmemişti ve şimdi bunun cezasını vicdan azabıyla çekecekti. Telefonu eline alıp daha önce araması gerekip aramada geç kaldığı numarayı aradı.