KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
15. Bölüm

13

3 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Mikrodalganın başına gittiğinde hiç iştahı kalmamıştı. Açlığını bastırmak için masaya koyduğu bir tabak yemekten biraz yiyerek mutfak masasını topladı. Erkek olmasına rağmen çok titiz biriydi. Annesi çalıştığı için çocukluğundan itibaren kendi işini kendi halletmeye ve etrafı temiz tutmaya alışmıştı. Telefonda konuşurken hazırladığı çaydan bir bardak alıp salona geçti. Oturmak istemedi, pencerenin önüne geçip dışarı bakmaya başladı. Karanlıkta bir yerlerde bir çocuk katili vardı. Elinde bir çocuk daha vardı. Çocuğun sonunun da diğerinden farklı olmayacağından korkuyordu ve düşündüğü gibi olmaması için dua etti. Şu an duaların ne kadar işe yarayacağını bilemiyordu. Çocuğu aramaya başlamışlardı ama şimdiye kadar hiç ses çıkmamıştı. Dağ evindeki konuşma da beklediği gibi geçmemişti. Haberlere bakmak neler olduğunu görmek için televizyonu açtı.

Kanalların çoğunda seçim arenaları kurulmuştu. Herkes her şeyi kendine göre yorumluyordu. Kimileri iktidardan çok memnunken kimileri iktidarın bir an önce değişmesini istiyordu. Siyasete karşı ilgisizdi. Tabii ki kendi görüşü vardı ama kendinden başka kimsenin bilmesini gerek görmüyordu.

Sonuçta kendi görüşüydü, başkalarıyla paylaşmak ona anlamsız geliyordu. Yerel kanala da kısaca bakıp televizyonu kapatmak istiyordu. Yerel kanalda ölen çocuğun ve kayıp olan ikizin fotoğrafları ekranda büyük boy olarak veriliyordu. Arada spiker konuşuyor olayı ayrıntılarıyla ve dramatik ses tonuyla acınası hâle getirerek sunuyordu. Öfke ile kalkıp mutfak masasında bıraktığı telefonu aldı. Hantal ve göbekli Amir'i aradı. Telefonu açtığında hakaret edip yüzüne kapamayı çok istedi ama yapmadı. "Bu da ne demek oluyor?"

Savcı'nın bu öfkeli hâllerinden sıkılan Amir ne söylediğini anlamamış gibi yaparak biraz daha sinirlenmesini istedi.

"Ne, ne demek oluyor Sayın Savcım?"

İşte şimdi gerçekten hakaretten de öte küfürleri hak etmişti. "Televizyonda çocukların resminin yayınlanması için kimden izin aldınız? Basınla ilgili özellikle uyarmıştım!"

"Sizi aradık ama ulaşamadık. Fotoğrafların yayınlanması için başkandan ve Validen izin aldık. Eğer fotoğraflar yayınlanırsa kayıp çocuğu daha kolay bulabiliriz. Görenler mutlaka çıkacaktır. Şimdiden bir sürü ihbar aldık."

Savcı, Amir'in bunları gerçekten inanarak mı söylediğini düşündü. "Eğer çocuk bu kadar teşhir edilirse her kimin elindeyse yakalanmamak için bir an önce ondan kurtulmak isteyeceği hiç aklınıza gelmedi mi? Neden düşünmeden hareket etme alışkanlığınızı bırakmıyorsunuz artık. Ayrıca olayla ilgili bu kadar bilgiyi kim verdi basına?"

Amir, çok bilmiş Savcı'nın bozulmasına aldırmadan "Bugün ben basın toplantısı yaptım. Gerekli bilgileri, gerektiği kadar verdiğime inanıyorum." dedi.

Sabrının son noktasına geldiğine inanan Savcı "Artık iyice canımı sıkmaya başladınız. Bu işin sessiz olması gerektiğini anlatabildiğimi sanıyorum. Ama sizin anlamadığınız ortada. Yarın sabah adliyeye odama gelin, sizinle yüz yüze görüşmem gerek anlaşılan," deyip bir kez daha Amir'in lafını ağzına tıkayarak telefonu kapattı.

Şimdi neler olabileceğini düşündükçe çıldırıyordu. Televizyonu kapatıp kumandayı koltuğa fırlattı. Yarın Başkan ve Vali'yle de ayrıca konuşması gerekiyordu. Bu olay seçimde kullanılamayacak kadar hassastı ama bunu bilmiyorlardı tabii. Sadece kendi biliyordu. Bu yüzden bu konuyu tekrar düşünmeye karar verdi. Emin olma derecesinde sezgilerine güveniyordu bu yüzden az çok katilin nasıl biri olduğunu biliyordu. Şu Amir'i artık önünden çekmesi gerekiyordu. Aksi taktirde sürekli sıkıntı çıkaracaktı. Düşünmeden hareket ediyordu. Neden bunları yaptığını anlamadı ama desteklendiğini düşününce onu bertaraf etmenin de zor olacağını biliyordu. Özellikle de bu iş düşündüğü gibiyse vakanın sessiz ve az insanla çözülmesi gerekiyordu. Çünkü koruması gereken insanlar da olacaktı.

Masanın üzerine bıraktığı çayından bir yudum aldı. Çok fazla soğumuştu. Zaten çay içme isteği de kalmamıştı. Bardağı mutfağa götürüp tezgâhın üzerindekilerle birlikte bulaşık makinesine yerleştirdi. Çalışma odasından bilgisayarı alıp salona geçti. Biraz internette gezinip olayla ilgili neler var baktı. Olay yeri fotoğraflarının çoğu basının eline geçmişti. Resmî olmayan sitelerde yayınlanmasa da bu kadarı bile fazla geldi ona. İnternet sayfasını kapatıp e-postalarını kontrol etti. Gizli servisteki bilişim uzmanından e-posta gelmişti. Fotoğrafların yayınlanması ile ilgili ona bilgi veriyordu. Ama okumakta geç kalmıştı. Bilgisayarın saatine baktığında vaktin epey geçmiş olduğunu gördü. Uyuyamayacağını bilerek yatakla kavga etmeye gitti.

Amir gece geç saatlere kadar çalışıyordu. Kayıp kızı bulmak şu an onun da en çok istediği şeydi. Bunun için birimindeki en iyi adamlarını görevlendirmişti. Her türlü detaya önem vermişlerdi. Hatta çocukların mahallesine gözcü bile yerleştirmişti. Akşama kadar hiçbir şey bulamamışlardı. Bütün evleri tek tek dolaşmış, çocukları kimin götürdüğü hakkında bilgi aramışlardı. Mahalleye giren hiçbir şüpheli şahıs yoktu. Zaten buraya yerleşeli dört ay kadar olmuştu. Baba herkesin uzak durmak isteyeceği belalı bir tipti. Çocukların okulları ile de iletişime geçilmişti. Okula nakil gelmişlerdi ama çocuklar çok nadir okula geliyorlardı. Çocukların sürekli ev ve okul değiştirdiklerini öğrenmişlerdi.

Böyle bir yere varamayacaklarını anlamıştı. Bu yüzden basınla görüşmek ve fotoğrafları yayınlamak da onun fikriydi. Çünkü basın herkesi göz kulak haline getiriyordu. Bu kadar çalışmasına karşılık takdir edilmek yerine yaramaz bir çocuk gibi azar işitiyordu.

Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar