KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
23. Bölüm

20

4 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Savcı öfkeyle "İnsanlarda panik havası yaratacak. Sanki virüs yayılıyor dikkat edin der gibi. Artık iş merkezî olmaktan çıktı. Tüm ülke bu olaya kilitlenecek," dedi.

"Şimdi panikleyen insanlar nerede Valizle birini görseler ihbarda bulunacaklar. Emniyetin başı çok ağrıyacak. Bakalım işin içinden nasıl çıkacaklar."

"Evet bu açıdan bakınca en azından dikkatleri bir süre dağılacak ama dediğim gibi Met artık tüm ülkenin gözü bu davada olacak. Elimizi çabuk tutmalıyız. Yoksa çok dallanıp budaklanacak. Bu hiç iyi olmadı."

"Bir eşkâlden bahsediyorlar. Bir şeyler mi buldular dersin?"

"Sanmam, herhangi bir bilgi olsa bana da gelirdi. Sadece zaman kazanmak istiyor."

Savcı konuyu açmak istemese de bir yerden başlamak zorundaydı. "Met hatırlıyor musun?"

"..."

"Yani onu demek istedim. Neye benzediğini, nasıl olduğunu hatırlıyor musun?"

"Evet. İstesem de hiç unutmuyorum. Ama aradan geçen bunca zamanda değişmiş olabilir. Şu an neye benziyor, ne durumda bilmiyoruz."

"Adamımız her neredeyse oradan kaçalı ne kadar olmuştu? Üç yıl mı?"

"Evet," dedi Met. "Üç yıl öncesine kadar nerede, neler yaptığını az çok biliyordum ama bir anda ortadan yok oldu. Üç yıldır da nerede ne yapıyor hiçbir fikrim yok."

"En son ne hâldeydi?"

"Sanırım bildiğimden daha kötüymüş ki kaçtı. Ya da daha iyi bilemiyorum. Bildiklerimin ne kadarının doğru olduğunu sorgulamaya başladım."

Met son sözlerinden sonra bir müddet dalıp gitti. Onun bu suskunluğu Savcı'yı korkuttu. Ona yardım edebilmeyi çok isterdi ama baştaki düşüncesi oluyordu. Onu geçmişin içine atmak zorundaydı. Ama orada kaybetmeyecekti. Şüphelerinin lanetli bir kehanet olabileceğini düşündü. Acaba olaylar onun şüpheleri doğrultusunda mı gerçekleşiyordu? Evrene mesaj gönderme gibi bir şeyler duymuştu. Gerçek olabilir miydi? Yok daha neler artık şüphelerinden bile şüphelenmeye başlamıştı.

"Ne düşünüyorsun Met?"

"Şimdiye kadar olanları ve bundan sonra olabilecekleri. Yani her şeyi ve hiçbir şeyi. Ben kalksam iyi olacak."

Met ayağa kalkıp gitmek için hazırlandı. Savcı arkadaşını uğurlarken içinden bundan sonra olacaklar için kendilerine şans diledi.

Met arabayı çalıştırdığında sanki içindeki bir boşluktan rüzgâr geçmiş gibi hissetti ve ürperdi. Gitmesi gereken yere doğru yol aldı. Yollar çok dardı dönerken zorlanıyordu. Arabalar yollara çift taraflı park etmişti. Böyle olunca dar olan yollar daha da daralıyordu. Bu memlekette en önemli sorunun park sorunu olduğunu düşündü. Bir an önce çözülmesi gerekiyordu. İlk olay yerine geldiğinde arabadan inmeden önce derin bir iç çekti. Arabadan dışarı adımını attığı anda başka bir dünyanın içine gireceğini sandı. Vakit azalıyordu ve bir an önce her nerede ve nasıl bir dünyaysa kendisini içine atmalıydı.

Çocuğun ölü olarak bulunduğu yerde durdu. Havayı solumaya başladı. Neler yaşandığını kafasında canlandırmaya çalıştı. Çocuk öldürülüyor, bir Valize konuyor, getirilip buraya bırakılıyor. Etrafı gözden geçirdi. Oldukça görünür bir yerdi. Eskiden burada bir hastane vardı ve yıkılmıştı. Eski ve köklü bir binaydı. Yerine yeni projeler üretilmişti. "Yıkılan köklü bir geçmiş..." dedi. "Çocuğu buraya ne ile getirdin ve kimse görmeden bırakıp nasıl uzaklaştın?" derken kendisine bakan küçük çocuğu hatırladı. On yaşlarındaydı ve konuşamıyordu. Kendisi görevinin ilk yılındaydı. Oldukça heyecanlı ve bir o kadar acemi bir polis... Çocuk onu seçmişti. Karşısına gelip ona öylece bakıp kaçıyordu. Başlarda bir anlam verememişti. Kasabada herkes Met'i seviyordu ama en çok çocuklar. O da çocukları çok severdi. Onların dünyalarını hep ilginç bulmuştu. Daha gençti ama mahallede çocukların Met Amca'sı olmuştu. Karşısında durup ona bakan çocuğun bakışlarındaki duyguyu bugün bile hâlâ çözemiyordu. Bakışlarında saflık aramıştı. O çocuğun bir gün bir caniye dönüşeceğini asla tahmin etmezdi. Belki o zamanlar da böyleydi ama saklamayı başarmıştı.

Sonra bir sabah ayakkabısında tamamı karalanmış bir kâğıt bulmuştu. Anlamsız ve komik bir çocuk şakasıydı onun için. İkinci kez olunca oyuna katılmaya karar verdi. Ayakkabılarını dışarda bırakıyor sabah olunca başka şeyler bulacağını düşünerek ayakkabısını giymeden önce ters çeviriyordu. Ama hep aynı çizim vardı. Bunu kimin yaptığını bulmak için penceren izledi ve gece gelen çocuğu görünce şaşırdı. Gecenin geç saatinde o kâğıdı oraya koymak için geliyordu. Sabah okul saatinden önce yolda onu görmeyi umarak evden çıktı. Çocuğu görünce yanına gitti. Yanında ikizi olduğunu sonradan öğrendiği kız kardeşi vardı. Konuşmak için eğildi ve "Merhaba," dedi. "Benim adım Met, biraz konuşmak ister misin?"

Çocuk hiçbir şey söylemiyor, sadece boş gözlerle Met'e bakıyordu. Onun yerine kız kardeşi cevap verdi. "Seninle konuşamaz. Aslında kimseyle konuşamıyor ve biz seni tanıyoruz. Sen Met Amca'sın. Seni okulda da görmüştük. Çok yakışıklısın Met Amca."

Met küçük bir çocuğun karşısında bile utanmıştı o an. "Peki kardeşin neden konuşamıyor?"

Kız, kardeşine bakıp bir iç çekti. "Annem gittiğinden beri konuşamıyor. Annemin yanına gittiğimizde konuşacaktır bence. Yakında da gideceğiz zaten." Met okula kadar onlarla yürüdü. Kızın çocukça muhabbetine katılırken sürekli konuşmayan çocuğu izledi. Kız çocuk ona gerçek adını sormuştu. Herkes bunu soruyordu. Gerçek adının Met olduğuna bir çocuğu bile inandırmak zorunda kalıyordu. Onlar sınıflarına girerken Met öğretmenleriyle konuşmak için öğretmen odasına gitti. Öğretmenin anlattıklarına göre çocukta hep bir konuşma sorunu vardı. Kelimeleri karıştırıyor ve karıştırdıkça kekeliyordu. Diğer çocuklar ona gülüyordu. O yüzden çok konuşmayı sevmiyordu. Annesi çocukları bırakıp gidince de çocuk tamamen susmuştu ve bir seneye yakındır çocuk hiç konuşmamıştı. Okuyamıyor yazamıyordu. Met'in sorusuna karşılık cevap olarak öğretmen tabii ki rehberlik servisi ve ilgili yerlerle iletişimdeydi ama çocukta bir ilerleme yoktu. Kısaca susmuştu ve konuşmuyordu o kadar. Zaten baba da ayrı bir sıkıntı idi. İlgisiz ve alkolikti. Anne de babadan gördüğü şiddet dolayısıyla gitmişti. Ders zili çalınca Met oradan ayrılmak zorunda kalmıştı.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar