Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Arkadaşının kendi araştırmasını yaptığını ve devam edeceğini biliyordu. Onu çok iyi tanıyordu. Kapıyı açtığında havanın kararmaya başlamış olduğunu gördü. Kış gün dönümüne girilmişti. Artık günler uzuyor geceler kısalıyordu ama bunu anlamak pek mümkün değildi. Hava hâlâ erken kararıyordu. Özellikle de son bir haftadır geceler uzuyormuş gibi geliyordu ona.
Merkez binasına yaklaştığında eve gitmekle merkeze gitmek arasında kaldı. Biraz düşünmeye ihtiyacı vardı. Adliyeye de uğramamıştı ama zaten gerektiğinde sekreteri ona ulaşırdı. Bir anda telefonunun kapalı olduğu geldi aklına. Arabayı kenara çekip telefonunu açtı. Telefon açılmayı ve içindekileri kusmayı bekliyormuş gibi değişik seslerle mesaj ve e-postaları ardı ardına ekrana yığmaya başladı. Mesajlara baktığında kapalıyken arayanların bilgisi en üst sıradaydı. Tıkladı ve eşinin de arayanlar içinde olduğunu gördü. Başka hiçbir şeye bakmadan ilk olarak onu aramayı düşündü. Ama yolda konuşmak istemediği için eve gitmeye karar verdi. İçindeki arama isteği nereye gideceği kararını vermesine de yardımcı olmuştu.
Eve geldiğinde ilk olarak ellerini yıkayıp üzerini değiştirdi. Mutfağa gidip dolaptan eşinin yaptığı yemeklerden birini alıp ısınması için mikrodalgaya attı. Telefonu alıp eşinin numarasını çevirdi. Telefonu açmasını beklerken de çay makinesini çalıştırdı. "Merhaba Sayın Savcım..."
Eşinin kendine böyle hitap etmesinden hoşlansa da adliyeden eve hiç gelmediğini düşünüyordu. Belki de aynı ortamda çalışmak çok da iyi bir şey değildi. "Nasılsınız avukat hanım?"
"İyiyim teşekkürler. Sen nasılsın hayatım?"
"Sanırım iyiyim. Siz yokken gerçekten bu evin çok büyük olduğunu anladım."
"Çok fazla yer kapladığımızı mı söylemek istiyorsun?"
"Hayır. Geldiğinizde daha küçük bir eve taşınabileceğimizi."
"Boşanma davalarının çoğunun eşlerin ev konusunda anlaşamamalarından çıktığını biliyor muydun? Kadınlar daha büyük ev istiyorlar erkekler ise daha küçük."
"Tehdit mi edildim az önce?" derken gülümsedi. Arkadan gelen sesler artmaya başladı. "Sanırım benimle konuşmak isteyen başkaları da var."
"Evet. Benden sonraki en büyük hayranın. Veriyorum kendisine."
"Hey yakışıklı. Seni çok özledim." Kızının sesini duymak çok iyi gelmişti. O konuşurken bir türlü söz dinlemeyen kıvırcık saçlarının da hoplayarak ona eşlik ettiğini görür gibiydi.
"Bir günde mi? Çok şanslıyım, erken geleceksin demektir. Nasıl gidiyor tatil?"
"Şimdilik iyi. Senin de burada olmanı tercih ederdim. Sesini duymak da çok güzel. Kendine dikkat et, oldu mu?"
"Tamam senin için dikkat ederim. Ağabeyinle aran nasıl? Yanında mı? Onun da sesini duyayım." "Evet veriyorum. Görüşürüz."
"Alo, baba."
"Merhaba aslan parçası. Nasılsın?"
"İyidir işte, her zamanki gibi," derken oğlunun aslında bir an önce telefonu bırakma isteğini ses tonundan anladı.
"Sabah futbol antrenörünüz aradı. Okul futbol takımının tatilde de antrenmanlarına devam edeceğini, senin erken ayrıldığını söyledi. Ona gittiğin yerde çalışacağını, sporu bırakmayacağını söyledim."
"Tamam baba, mesaj alındı."
"Bu arada kızlar sana emanet biliyorsun. Bilgisayar başında fazla zaman geçirip görevlerini ihmal etmeyeceğini düşünüyorum."
"Hayır bunu bana yapamazsın. Bayanlarla gün boyu takılamam. Zaten babaannem..."
"Eğer devamında benimle ilgili olumsuz bir cümle kurarsan seni ezerim solucan," diyen annesinin sesi arkadan yankılandı. Oğlunun sözü yarıda kalmıştı. Daha sonra tekrar görüşmek üzere iyi akşamlar dileyerek eşini tekrar telefona istedi. Onunla da vedalaşarak telefonu kapattı.