Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Savcı kaşlarını çatarak dinledi komiseri. "Sosyal Hizmetler ile görüşüldü mü?"
"Evet. Baba çocukları vermeyi reddediyormuş. Ayrıca çok fazla değiştirdikleri için onlara ulaşmakta zorlanıyorlarmış. Gittikleri mahallelerde adres değişikliği yapmıyorlarmış.
Buradaki adresi de birkaç gün önce bulmuşlar ve çocuklar baba hapiste olduğu için sevgi evlerine yerleştirilecekmiş."
"Bu çocuklarla ilgili herkesin bir planı varmış yani. Hep mış ve miş." Savcı hayıflanarak içini çekti "Peki başka bir şey var mı?" diyerek ortaya attı soruyu. Herkesin birbirine bakıp sustuğunu görünce söyleyeceklerinin bu kadar olduğu belli oldu. "İlgili tüm şubelerle görüşün. Herhangi bir kayıp ihbarı olursa bana da bilgi verin. 112'ye yapılan kayıp çağrılarının da doğrudan size iletilmesi için gerekeni yapın. Sadece kayıp değil kaçırma kaçırılma, her ne olursa. Edindiğiniz tüm bilgileri ve ihbarları bana bildirin. Hiçbir şeyi atlamayın."
"Tekrar olacağını mı düşünüyorsunuz?" diyen bilişim uzmanının ani konuşmasından ve gözlerinin gereğinden fazla açılmış olmasından sıska ve uzun boyuna ek, heyecanlı olduğu da öğrenilmiş oldu.
"Evet ya da hayır diyemeyeceğim. Bizler tedbirli olalım," diyerek geçiştirdi ama asıl cevap eğer bir an önce bir şeyler yapılmazsa kesinlikle evetti. "Otopsi raporunu ve analiz sonuçlarını e-postama gönderin," deyip ayağa kalktı. Herkese iyi çalışmalar dileyerek odadan çıkarken başka şüphelerle dolmuştu.
Adliyeye geçtiğinde odasına girerken imzalaması gereken evrakları istedi sekreterinden. Sekreteri otopsi sonrası onu arayıp imzasının gerektiğini, ayrıca yarın gireceği dava için istediği ayrıntıların ellerine ulaştığını söylemişti. İmza kısmı tamamdı ama davayı tamamen unutmuştu. Dava ile ilgili dosyaları alıp tekrar gözden geçirmek için eve götürmeye karar verdi. Sonra vazgeçti.
Akşama daha vardı ve şu an eve gidemeyeceğine göre en azından bir süre dikkatini başka bir şeye verebilirdi. Dava dosyasının yarısına gelmişti ki içecek bir şeylere ihtiyaç hissetti. Adliyeye gelmeden önce yemek yemişti ama bir şeyler içmeye fırsat bulamamıştı.
Sekreteri her işini güzel yapardı ama en güzel köpüklü Türk kahvesini yapardı. Aramak yerine biraz hava değişimi yapmak için odasından çıkıp sekreterin masasına gitti. Köpüklü bir Türk kahvesi istedi.
İstediği kahve on dakika sonra masasındaydı. Kahve içerken e-postalarını ve telefonunu kontrol etti. Arayan yoktu. Toksikoloji raporu ve delil analizleri gönderilmişti. Tıklayıp okumaya başladı. Kanda siproheptadin hcl bulunmuştu. Yedikleri ve içtiklerinden kaynaklanan birtakım vitamin falan filan da vardı okuduğunun birçoğunu anlamıştı ama siproheptadin hcl bulunması ilginç geldi. Bildiği kadarıyla iştah açan bir madde idi. Otopsi uzmanının iyi beslenmiş dediğini hatırladı. Acaba çocuğun iştahını açmak için mi kullanmıştı? En doğru bilgiye ulaşmak için internette gezinmek yerine bir doktorla konuşmalıydı. Sekreterini dahili hattan tuşlayıp çocuklarının doktorunu arayıp bağlamasını istedi. Sekreter on beş dakika sonra geri dönüp hattı bağlayacağını söyledi. Doktorla kısa bir merhabalaşıp kandaki bulgu ile ilgili öğrenmesi gerekenleri dosya hakkında bilgi vermeden sordu. Evet bildiği gibi iştah açıcı bir madde idi.
Ama tahmin ettiği gibi çocuğun iştahını açıp daha iyi beslemek için kullanılmamıştı. Alerji ilaçlarında, antidepresan ilaçlarında, bazı kanser ilaçları gibi doktorun söylediği daha başka birkaç ilaçta bu maddeye rastlanırdı. Maddenin iştah açıcı etkisinden başka en bilinen etkisi uyku vermesi ve vücudu sakinleştirmesi idi. Şimdi çocuğun neden sakin kalabildiğini anladı. Çocuğa siproheptadin hcl içeren ilaç veriyordu. İlaca bir de korku eklenince işi daha da kolaylaşmıştı kesin. Doktorun söylediğine göre de reçetesiz alınabilen bazı ilaçlarda bu madde vardı.
Tüm bulguları düşünmek, birleştirmek ve kafasında yerli yerine oturtmak için eve gitmesi gerekiyordu. O yüzden her şeyi kafasında arşivleyip yarıda kalan dava dosyasına döndü. Geç de olsa bitirip sonra çıkmak istiyordu.
Sandığından zor olmuştu ve uzun süre geçmişti ama şükür ki bitirmişti. Yine de kendisi bile inanmasa da evde gözden geçirebilme ihtimaline karşı dosyayı yanına aldı. Odadan çıkmak üzereyken geri dönüp unuttuğu yeni vaka dosyasını da aldı. Misafirini karşılamak ve tabii karnını da doyurmak üzere eve doğru ilk adımını attı.
Birkaç gündür evden dışarı çıkmayın sizi pişman ederim diyen soğuk hava yumuşamıştı. Ama hâlâ kışın beyaz örtüsüyle güzel görünen memlekete kar yağmamıştı. Bununla ilgili aklından bir yorum yaptı ama dile getirmedi. Yol boyunca ikizleri düşünmemeye özen gösterdi. Eve geldiğinde ilk iş olarak üzerini değiştirdi. Ellerini yıkayıp mutfağa geçti ve eşinin dondurucuya yüklediği yemek deposundan birini seçti. Mikrodalgaya atıp ısınmasını bekledi. Çayı da yapacaktı ama misafiri gelince yapmayı daha uygun gördü. Zaten bu akşam çok yoğun ve uzun olacaktı.
Isınan yemeği mutfakta yemeye karar verdi ve masayı hazırladı. Tek başına yemek yemek hiç alışamayacağı bir şeydi. Yemeği bitirir bitirmez eşini aradı. Savcının üç çalış kuralını bilen eşi –arayan için üç aranan için ise değişiyordu– ikinci çalışta telefonu açtı. "Merhaba hayatım."
"Merhaba. Nasılsın?"
"Ben iyiyim teşekkürler ama ses tonuna bakılınca aynı şey senin için geçerli değil anlaşılan." Savcı dava hakkında konuşmak niyetinde değildi. "Yorgunum diyelim. Çocuklar nasıl?"
"Hâlâ hayattalar ve eve gidelim demediler desem yeterli olur mu?"
"Evet yeterince açık."
Kısa cevaplar vermesinden Savcı'nın sadece nasıl olduklarını öğrenmek istediğini anlayan eşi "Peki istersen daha sonra konuşalım. Çocuklara selamını söylerim. Annen telefonlarını alıp kavanoza koydu ve konservelerin içinde saklıyor. Seni bir müddet arayamayacaklar."
"Artık yöntemlerini değiştirmesi gerektiğini sakın söyleme."
"Asla böyle hatalar yapmam. Seni seviyorum." "Ben de seni. Kendinize dikkat edin. Görüşürüz."