Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
“Toplantılarda konuşurduk daha çok. Yani senede iki defa. Anne çalıştığı için sadece toplantılara katılıyordu, okula sık gelmezdi. Ama sormadan söyleyeyim çocuklarını çok sevdiği belliydi. Çocukları da annelerini çok seviyordu. Gitmesi onları yıktı. Babaya gelince onu sadece bir defa gördüm. Çocuklar hakkında konuşmadık. Okul çıkışı onları bir defa almaya gelmişti. Normalde çocuklar kendileri giderdi eve.”
“Anne gittikten sonra ve diğer olaydan sonra da aileden kimse okula geldi mi? Yani herhangi bir akraba falan?” “Hayır komiserden başka kimse uğramadı.” “Eski öğrencilerle ilgili rehberlik kayıtları okulda duruyor mudur acaba?” “Bunu okul idaresi ve rehberlik öğretmeni ile görüşmelisiniz.” “Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. İyi dersler.”
“Yardımcı olabilmişimdir inşallah. Size de kolay gelsin.”
Met öğle arasına girmeden müdür ve rehberlik öğretmeni ile görüştü. Ona rehberlik sonuçlarını bulup e-posta atacaklarını söylediler. E-posta adresini verip teşekkür ederek okuldan ayrıldı.
Okul bahçesindeyken sessize aldığı telefonunu sesini açmak için cebinden çıkardı. Annesinden sonra onu en çok arayan kişi yine annesi gibi birçok kez onu aramıştı. Yalnız durum tamamen aynı değildi. Annesi merak eder, sonuna kadar çaldırır açmayınca tekrar tekrar arama gereği duyardı. Diğeri ise üç defa çaldırır açılmazsa iki dakika sonra yine üç defa çaldırırdı. Bu da her iki dakikada bir tekrarlardı. Araması şarttı yoksa bir sürü şüpheye sebep olacaktı. Tabii ki üç defa çalmadan açılmıştı. “Merhaba. Beni bu kadar çok aradığına göre önemli bir şey oldu.”
“Hayır sadece nasıl olduğunu merak ettim.”
Telefonun diğer ucundaki ses boğuk ve yorgun geliyordu. “Hey, sesine ne oldu senin?” “Üşütmüşüm galiba. Beni boş ver, nasıl gidiyor?”
“Şimdilik farklı bir şey yok.” “Peki, beni haberdar et. Yola çıkınca da ara oldu mu?” Savcı sabaha kadar uyuyamamıştı. Dava için adliyeye gitmiş davanın bitiminde hemen çıkıp eve gelmişti. Met’i aramak için ancak vakit bulmuştu. Eşi ile de sabah konuşmuştu. Çok hasta olduğu için gelmek istemişti ama Savcı eşini gelmemesi için ikna etmişti. Acaba kötü mü etmişti? Yanında olmasını isterdi oysaki. Hem çocukların yalnız kalmasını istememişti hem de bu olaylar bitene kadar uzak kalmalarını tercih etmişti. Met’in yalnız gitmesi de onu huzursuz ediyordu. Telefonu kapattıktan sonra yatağına gömüldü uyumaya çalıştı. Gece kadar gündüz de zorlu geçiyordu. Met arkadaşının sesinin kötü gelmesinden ne hâlde olduğunu az çok tahmin ediyordu. Eve erken dönmesi için bir sebebi daha vardı. Telefonu almışken dosyadan aldığı numarayı çevirdi. Numara tam kapatacağı sırada cevap verdi. “Alo?” “İyi günler, ben Savunma Bakanlığı Gizli Servisinden Dedektif Met.” Karşı taraftan hiç ses yoktu. “Sizi rahmetli kardeşinizle ilgili birkaç soru sormak için aradım.” “Bakın her polisim, dedektifim diyenle muhabbet edecek değiliz.”
Hay aksi! Tabii ki güvensiz davranacaktı. Sonuçta telefon dolandırıcılığı hat safhadaydı. “Daha doğrusu emniyet birimlerine açtığınız dava hakkında konuşmak istiyorum.”
Yine sessizlik. Oysa bunun onu ikna edeceğini düşünmüştü.
“Evet dava açtım ve doğal olarak kaybettim. Bununla ilgili ne soracaksınız?”
Aslında yüz yüze konuşmak sanki daha iyi olacaktı ama bunu karşı tarafın asla kabul etmeyeceğini biliyordu. “Kardeşinizin eşi ve çocuklara karşı şiddet geçmişi davayı etkilemiş.”
“Bak dedektif. Benim kardeşimin sürekli sarhoş gezdiği, sürekli eve sarhoş geldiği karısını ve çocuklarını dövdüğü gibi bir algı oluşturuldu. Bu gerçekten çok saçma.”
“Siz farklı olduğunu mu iddia ediyorsunuz?”
“İddia etmiyorum. Kardeşim alkolik değildi. En azından son dört-beş seneye kadar. Evet içerdi ama çok değil. Şiddet olayına gelince eşi ile tartışmış olabilir ki dayak olduğunu sanmam ama çocukları asla dövmezdi.”
“Nasıl emin olabiliyorsunuz?”
“Dedektif o benim kardeşim. Onu tanıyorum. O ne bir çocuğu dövecek ve öldürecek ne de intihar edecek biriydi. Hepsi düzmece anlıyor musunuz?”