KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
33. Bölüm

29

2 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Dosyayı kapatıp içindekileri dışa vurmamaya dikkat ederek ayağa kalktı.

Komiser yardımcısı Met'e bakarken kaşların durumuna göre sanırım şaşkın bir şekilde Met'e bakıyordu. "Dedektif, notlar almayacak mısınız?"

"Ne gibi notlar?"

"Bilmem not defterinize daha sonradan işinize yarayacağını düşündüğünüz yerleri yazmak isteyeceğinizi düşünmüştüm."

Met cevap vermek istemedi. Anlaşılan çok fazla polisiye film izliyordu. Tanıklarla konuşurken ellerinde not defteriyle bir şeyler karalayan dedektiflere alışmıştı. Belki de gerçek hayatta da işler öyle yürüyordu bilmiyordu. Gerektiğinde tekrar dosyayı kendilerinden almak isteyebileceğini söyleyerek geçiştirdi. Komiser yardımcısına teşekkür edip onu karakola bırakmayı teklif etti.

Karşı taraf bunu onaylayınca karakola geri dönüp onu bıraktı ve ses kayıtları için öğleden sonra uğrayacağını şimdi bazı yerlere uğraması gerektiğini söyledi. Öncelik Met'e göre anneydi.

Hem çocuğu anlamak hem olayları değerlendirebilmek için anneyle görüşmesi gerekiyordu. Anneyi bulup konuşmadan önce onunla ilgili biraz bilgi toplaması gerekiyordu. Kadının kaçmadan önce kasabada çalıştığı lokantanın önüne geldiğinde arabayı park edecek yer bulamadı. İki sokak aşağıda bulduğu ilk boş alana bırakıp lokantaya yürüyerek gitti. Onu kapıda genç bir bayan karşıladı. Met lokanta sahibi ile konuşmak istediğini söyledi.

"Lokantamızın sahibi –ki babam olur kendisi– şu an burada değil. Ne konu hakkında konuşmak istiyordunuz öğrenebilir miyim?"

Temkinli davranan genç kıza kimliğini gösterip kendisi ile önemli bir konuda bilgi almak amaçlı görüşmek istediğini söyledi. Genç kızın yüzü bembeyaz olmuştu. Burası çok küçük olmasa da merkeze oranla küçük bir yerdi ve buralarda polis sizle konuşmak istiyorsa bela var demekti.

"Konuşmak istediklerim babanızla ilgili değil. Daha önce burada çalışmış birisi hakkında bilgi almak istiyorum." Kız sakinleşmişti ama rengi hâlâ tam olarak yerine gelmemişti. Met konuya girişinin mi yanlış olduğunu anlayamadan genç kızı sakinleştirmek istedi.

"Biraz oturup bir su içmek ister misiniz?"

Aşağıdan bir bayan hızla gelerek onlara doğru yaklaştı. Haber tez zamanda bir yerlere ulaşmıştı. Kadın öfkeliydi. "Kimsiniz? Ne istiyorsunuz?" derken şaşkınlıkla karışık bir duygu içinde olduğunu gösteren yüz ifadesi takındı.

"Ben Dedektif Met."

"Ah Met. Seni tanıyorum." Kadın susup etrafı kontrol etti ve "Aşağıda konuşmaya ne dersin?" diye sordu. Kızını kasanın önüne kadar getirip Met'in duyamadığı sözlerle sakinleştirdi. Ardından Met'in önünden geçip aşağı kata inen merdivenlere doğru yürüdü.

Met bir şey söylemeden kadını aşağıya kadar takip etti. Kadın Met'i selamlaşma işini aşağıya bırakmıştı.

"Evet. Hoş geldin."

"Hoş buldum. Nasılsınız?"

"Ben iyiyim, asıl sen nasılsın? Yaşananlardan sonra iyi görünüyorsun tabii de."

Met bu tür sohbet girişlerini sevemiyordu. Karşısındaki kadın onu samimi bir sohbet edecek kadar tanıdığını düşünüyordu ama Met onu –en azından kadının düşündüğü kadar– tanımıyordu. Hemen konuya girmeye karar verdi.

"Ben yaşananlar dediğiniz olaylar için buradayım. Anne daha önce burada çalışıyormuş."

"Ah evet. Kasabaya geldiğinde çok çaresizdi. İlk zamanlar burada çalışmaya başlamadı tabii. Çocuklar doğduktan – sonra yani ikizler demek istiyorum..."

Konuşmasını yarıda kesip Met'in yüzüne odaklanmıştı. Ne görmeyi beklemişti acaba?

"Buraya ikizler doğduktan sonra başvurdu. Çok çaresiz olduğu için yardımcı olmak için aldık işe. İkiz çocuklarla işi zor yapacağını düşünüyorduk ama gerçekten iyi iş çıkardı çok yanılmıştık."

"Çaresiz derken ne demek istiyorsunuz?"

"Tanımadığı bir yere gelmişti. Kimseyi tanımıyordu. Kocası ise tam bir baş belası idi. İçmediği zamanlar çok azdı. Kavgacı biriydi. Kasabada sevilen biri değildi yani."

Met kadının bu adamla neden evlendiğini merak etti. "Nasıl evlenmişler, bilginiz var mı?"

"Biz kadını kaçırdığına inanıyorduk. Çünkü onunla kimse evlenmezdi."

"Sordunuz mu?"

"Evet. Kaçırıldığını kabul etmedi. Memleketinde düğün bile yapmışlardı. Bize fotoğraflarını gösterdi. Onu sevdiğini ve ona inandığını söyledi. Evliliklerinin ilk beş seneye yakını iyi gidiyordu. Sonra her şey değişti ve tabii zamanla pişman olmuştu.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar