Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Onunla da konuşmak isterdi ama konuşmayı kabul etmemişti. Vakti de iyice azalıyordu. Öğle olmak üzereydi ve akşamdan önce evde olmalıydı. Lokantadan çıkarken kasanın olduğu kürsünün üzerinden bir kartvizit aldı ve cebine koydu. Lokantadan çıkıp çocukların okuluna gitti. Öğretmenlerinin emekli olmamış olması için dua etti. Okula geldiğinde öğretmenin hâlâ okulda çalıştığını öğrendi. Teneffüs zilini beklemeye başladı. Okulun girişinde sağdaki panoyu inceledi. Okulun Onur listesiydi. Okul yapıldığından beri her yıl bir onur öğrencisi seçilip listeye resmi yapıştırılıyordu. En başlarda Met'in de resmi vardı. İlkokul yıllarında tüm notları 100'dü ve davranışlarıyla da örnek bir öğrenciydi. Polis olduğu yıl okula gelip okulu ve öğretmenini ziyaret etmişti. Met'te emeği çoktu. İlkokul öğretmenleri hiçbir zaman unutulmazdı. Ziyareti sırasında öğretmeni çok sevinmiş ve duygulanmıştı. Hatta Met öğretmeninin ağladığını bile düşünmüştü. Okuldaki öğrenciler de polis amcalarının etrafını sarmıştı. Öğretmeni çocukların önünde onu övdüğü zaman çok utanmıştı. Met'in tek eksiği çok fazla yazı yazmamasıydı ve bunu da dile getirmiş, sonra çocuklara farklı örnek olacağını düşünerek lafını zor da olsa toparlamıştı. Met öğretmenini her düşündüğünde gülümserdi. Şu anda gülümserken zil çalmıştı.
Çocukların öğretmenine doğru gidip kendini tanıttı. Müsaitse kendisi ile eski bir öğrencisi hakkında konuşmak istediğini söyledi. Öğretmen daha önce de görüştüğü dedektifi tanımıştı. Ama o zamanlar polis kıyafeti vardı ve komiser yardımcısıydı. Bunu dile getirmeyip rehberlik odasında konuşmayı önerdi.
Öğretmen odaya girmeden önce kapıyı tıklattı. Gir komutu ile kapıyı açıp gülümseyerek içeri girdi. Met de arkasından odaya girdi. Rehberlik öğretmeni bilgisayar başında çalışıyordu. Onları görünce ayağa kalkıp içeri buyur etti. Çalışmaktan yorulmuş gibi bir tavır takınarak onları yalnız bırakmak istediğinden olsa gerek çay içmek için öğretmen odasına geçmeyi yeğlemişti. "Sizinle daha önce de konuşmuştuk öğretmenim."
"Evet sizi hatırlıyorum."
"Aynı çocuklar, yani ikizler hakkında bir iki soru sormak için geldim."
"Tabii buyurun sorun."
Met öğretmenin karşısında heyecanlandı. Öğretmenler hep böyleydi işte. Öğrenmek için sorardınız –hem de defalarca– hiç sıkılmadan yine sormanızı beklerdi. Buyurun sorun derken bir öğrencisiyle konuşur gibi heyecanla konuşmuştu. Oysaki bir polisin karşısında onun tedirgin olması heyecanlanması gerekirdi. Haydi bakalım şimdi nereden başlayacaktı.
"İkizlerle ilgili neler hatırlıyorsunuz?" Oh tam öğretmene göre bir soru sormuştu. Tek soruda istediği tüm bilgiyi ona verecekti.
"Hatırlamam gereken her şeyi hatırlıyorum. Kız kardeş çok zekiydi. Okulda rehberlik öğretmenimiz tarafından yapılan testlerde çok başarı göstermişti. Hatta üstün zekâlıydı. Dilsel, görsel, sayısal, sözel, ayırt etme, şekil uzay yani her kategoride çok iyiydi. Derslerinde de çok başarılıydı. Çok da düzenli ve kurallara saygılıydı. Kardeşine de çok sahip çıkar, korur kollardı. Erkek kardeş için ise aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Konuşma sorunu vardı. Kelimeleri karıştırıyor karıştırdıkça kekeliyordu. Arkadaşları onunla alay ediyordu. Konuşmayı sevmiyordu."
"O yüzden sustu ve konuşmadı bir daha."
"Hayır hayır. Arkadaşları alay ettiğinde o tepki vermezdi. Kız kardeş onu savunur diğer çocuklar ile tartışırdı."
Met ilk kez bir şeyi yanlış hatırlıyordu ve tembel öğrenci gibi hissetti kendisini. Evet öğretmen daha önce de anneden sonra konuşmayı kestiğini söylemişti. Met bunları düşünürken öğretmen konuşmaya devam ediyordu.
"İlkokula başladığında iyi gidiyordu her şey aslında. Elindeki kırıktan dolayı yazı yazmayı sonraya bırakmak zorunda kaldık. Ama okuma çalışıyorduk. Harflerin bazılarını tam çıkaramadığı için okul ders saatleri dışında onunla fazladan bir ders yapıyorduk. Okumayı öğreniyordu bence ama mezun oluncaya kadar hiçbir zaman hiçbir metni tam okumadı. Yarım okuyordu. Bazen bir cümleden iki kelime okuyordu gerisini okuyamıyordu. Sonra dördüncü sınıfa geçtikleri yaz anneleri evi terk etmişti. Onda etkisi büyük oldu. Önce saldırganlaştı ama kısa sürdü bu tabii. Sonra sustu ve bir daha konuşmadı."
"Rehberlikte ona da testler uygulanmış mıydı?"
"Tabii ki. Tüm çocuklara uygulanıyordu. İkinci sınıfta yapılmıştı testler."
"Peki sonuç?"
"Çok doğru bir söylem olmayacak ama sanki Allah ondan aldıklarını kız kardeşe vermişti. Maalesef testlerde başarılı değildi. Normalin altında bir zekâya sahipti. Özellikle dilsel zekâsı çok düşüktü. Konuşamadığı kelimeleri yazamıyordu da. Çocuk o seneye kadar kesinlikle sorunlu değildi. Kurallara uyardı. Hatta çevresindeki birçok şeyi umursamazdı diyebilirim. İçine kapanıktı. Yalnız takıntılı idi ve sadece kendi istediğini yapardı. İkna etmek zordu."