Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Biraz uzun çalınca açılmamasından endişe duydu. Neyse ki düşündüğü gibi olmadı. "Alo, evlat?" "Baba, nasılsın?"
"İyiyim evlat sen... nasılsın?"
Babası olaylardan haberdardı. Olmaması zaten mümkün değildi. Met'in iyi olmadığını düşündüğü için sorarken tereddüt etmişti. Met çocukluğundan beri babasına hayrandı. Onun çok iyi bir polis olduğunu biliyordu. Bu mesleği de bu yüzden seçmişti. Babasına yakın olmak için de buraya gelmişti. Aynı karakolda çalışmamışlardı ama babasına yakın olmak bile ona yetiyordu. Met burada doğmuştu. O sırada babası başka yerde görevdeydi.
Dedesi vefat ettiğinden babaannesi burada yalnızdı, bu yüzden de Met ve annesi de onun yanında kalıyordu. Babası sık sık yer değiştiriyordu. Annesi arada gidiyor ve geri geliyordu. Met liseye geçince yatılı okumak için Savcı ile birlikte buradan ayrılmışlardı. Lise bitiminde üniversite ve sonra tekrar buraya dönüş... Met lise sondayken babaannesi hastalanmış durumu kötüye gidince babası buraya tayin istemişti. Anne sağlığından dolayı tayini olmuştu. Kasabada emniyet amiri olarak görev yapmıştı. Sonra emniyet müdürü olarak merkeze atanmıştı. O arada babaanne vefat etmişti. Met kasabaya atandığında babası merkeze geçmişti bile. Ama yine de babasından her türlü desteği görmüştü. Babası geçen yıl emekli olmuş batıda deniz kenarında kendilerine yetecek bir villa almıştı. Şimdi orada yaşıyordu. "Çok kötü değilim diyelim." Annesinin durumunu öğrendikten ve bir iki farklı şeyler konuştuktan sonra Met konuya girdi.
"Senden öğrenmem gerekenler var. Eskiye dair..."
"..."
"Olaylar olduğunda takip ettiğini biliyorum. Bana anlatacağın şeyler olabileceğini düşünüyorum."
Met ne soracağını bilmiyordu aslında. Yani neyi öğrenmesi gerekiyordu, emin değildi. Ama eğer bilmesi gereken bir ayrıntı varsa babası zaten anlatacaktı.
Baba konuşmaya başlamadan önce bir iç çekti. "Kız çocuğunun ölümüne kadarki olayları zaten bizzat yaşadın. Sonra senin durumunun kötü olduğunu hissettim. Çok fazla vicdan azabı çekiyordun. Bu meslekte duygular işe karışırsa hata yapma olasılığın çoktur evlat. İnsan olduğumuz için elbette duygularımız var ama iş olunca onları bir yana bırakmalıyız. Ben de senin durumundan dolayı olayı takip ettim. Babayla görüştüm ama kabul etmedi. Bunu yapmak için sebebi yoktu. Biraz konuşunca çocukların kendi aralarında kavga ettiklerini çok ses çıkardıkları için rahatsız olduğunu, erkek çocuğun kendine ve kız kardeşine zarar verdiğini falan söylemeye başladı. Aynı şeylerin o gece de yaşanmış olup olamayacağını çok sinirlenip sinirlenmediğini öğrenmeye çalıştım ama bir şey hatırlamıyordu. Eve geldiğini bile zor hatırlıyordu. Kendine geldiğinde polis karakolundaydı. Sonra emin olmadığını falan söylemiş."
"İş yeri ile görüştün mü? Çıktığında durumu nasılmış?"
"Evet. İşten çıkınca arkadaşı ile buluşup içmişler. Sonra taksi durağına gitmiş ama alkollü olduğu için onu geri çevirmişler. Taksi durağından sonra madde almış olmalı. Hatta belki de evde aldı bilemiyoruz."
"Hm. Anneyi hatırlıyor musun?"
"Evet ben oradayken birkaç kez karakola geldi. Dayak yemişti ve eşinden şikayetçiydi. Uzaklaştırma kararı alındı ama tabii belli bir süre için. Eşinden boşanamıyordu çünkü ailesi asla buna müsaade etmemişti. Özellikle babası bu konuda çok katıydı. Babası bu evliliğe razı olmamıştı. Adama zoraki kabul ettirmişlerdi ve şimdi ettiğini çekmesi gerekiyordu."
"Çocukları da dövüyor muydu? Bu konuda bir şey söyledi mi?"
"Karakolda söylemedi, hayır. Dediğim gibi birkaç kez ama çok değil. Karakola gelmek yerine bir iki kez de komiseri aramış.
Ona çocuklara da şiddet uyguladığını söylemiş. Komiser gidip babayla görüşmüş onu karakola getirmişti. Ama elde resmi bir şikâyet olmayınca gönderdik. Kadın her şikâyete geldiğinde evde daha beteri ile karşılaşıyor bu yüzden de korkuyordu."