Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
"Kadın eşinin o gece takside çalışmasını fırsat bilip evden ayrılmıştı. Eşyalarının bir kısmını, çantasını, telefonunu her şeyini almıştı. Kaçacağını zaten söylüyordu ve dediğini de yapmıştı. Gittikten birkaç ay sonra zaten bu olaylar yaşandı. Olaylardan sonra Başkomiser bizzat kendisini arayıp bilgilendirdi. Ama gelmek istemedi. Artık her şey için geç olduğunu gelse de bir şey değişmeyeceğini söylemişti. Kendine yeni bir hayat kurmak istediğini söylemiş sonra da telefon numarasını değiştirmişti. Kadını suçlayamazdık çünkü gerçekten zor günler geçiriyordu. Ama tabii dayakçı bir babaya çocukları bırakıp gitmesi en büyük hatasıydı. Babasından korkması da etken olabilirdi bunda."
Tabii aşçı arkadaşına da güveniyordu –çocuklar aç kalmayacaktı– ve geri dönüp onları alacaktı. Babasıyla konuşmak güzeldi. Konu ne olursa olsun hem de. Annesine de selam gönderip telefonu kapattı.
Arabayı bilinçsizce sürüyordu. Belki ilk başta gelmesi gereken yere en son gelmişti. Arabadan inip evin karşısında durdu. Hiçbir işlevi olmayan bahçe çitleri sökülmüştü. Ev harabeye dönmüştü. Pencereleri ve kapısı kırık döküktü. İçeri girmesi zor olmadı. İçeride çok ağır bir nem kokusu vardı. Dışı gibi içi de talan edilmişti. Eve bakıp o geceyi kafasında canlandırdı. Burada bunları düşünürken telepati yoluyla onunla iletişim kuracakmış gibi hissetti. Kendini o çocuğun yerine koyup düşünmeye başladı. Yardım istediğin birinden o yardımı görememiştin. Burada düşünmek gerek. Yardım isteme şeklindeki yanlışlığın ya da eksikliğin farkında değilsin. Sonra ikizin, canının ve ruhunun diğer parçasını kaybediyorsun. Bunların olacağını biliyor ama anlatamıyorsun. Onu ölmüş kardeşinin baş ucunda tepkisiz, şok halinde buldukları anı hatırladı. İçinden birçok şeyin koptuğu, ezildiği belliydi. Uzun bir süre o anda kaldığına da emindi. O anda ve daha sonrasında kafasından neler geçtiğini bilmeyi çok isterdi. İçinde büyüyen bir öfkenin ve nefretin olduğunu tahmin ediyordu. Bedel ödetmeye yemin mi ediyordu acaba. Tahminlerin kendine ait olduğunu o çocuğun neler düşünüp hissettiğini hiçbir zaman bilemeyeceğinin farkındaydı.
Sadece onu suçladığını biliyordu. Kim olsa aynı şeyi hissedebilirdi. O çocuğa o gecenin bedelini böyle ödeyeceğini bilmiyordu. İçeride çok fazla duramayacağını anlayıp dışarı bahçe olması gereken yere çıktı. Etrafa baktı. Hatırladığı kadarıyla karşısında tek katlı bir bina vardı ve yaşlı bir çift oturuyordu. Şimdi bina değişmiş üç katlı olmuştu. Evin etrafına da birkaç yeni bina yapılmıştı. Kasaba gelişiyordu ama bu ev burada olduğu gibi kalmıştı.
Evin arka tarafına doğru baktığında orda da yeni binalar vardı ama o zamanlar boş olduğunu biliyordu. Yavaş adımlarla arabasına giderken geçmişin insandan kopmayan bir parça olduğunu düşündü. Her zaman aklınızın bir köşesinde kalırdı. Hem de oda oda... Her odada ayrı bir mazi. Ne hissetmek istiyorsanız ona ait odanın kapısını aralardınız. Siz girmeden sizi sarar sarmalardı. Arabaya bindiğinde başka bir odanın kapısını aralayacağını düşünerek radyoyu da açma gereği hissetti. Kasabanın merkezini biraz geçince durdu. İnmeden önce bir iç çekti. Buna gerek var mı bilemedi; sonra belki son kez yapması gerektiğine inandı.
Binada ufak değişiklikler yapılmıştı. Bodruma açılan alçak pencereler demirlenmişti. Met gülse mi bilemedi. Bina iki katlıydı. Üst katta ev sahibi bir çift oturuyordu. O zamanlar elli beş yaşlarında olan çiftin şu an yaşlanmış olduklarını düşündü. İçeri girmek istemedi. İnsanları rahatsız etmek istemiyordu.
Binanın giriş kapısından karşıdaki altı basamağı çıktığınızda sol tarafta Met ve eşinin oturduğu daire kapısı vardı. Girişin hemen sağında ise bodruma inilen merdivenler vardı. Merdivenlerin bitiminde bodrumun ışığını yakacak olan düğme vardı.