"Kâinat daha iyi yaratılabilir miydi?" "Evet" diyenler, Allah'ın eserine yeterince özen göstermediğini ima ettikleri için, dinsizlikle suçlanıyorlardı. "Hayır" diyenler de, Yüce Yaratan'ın elinden daha iyisinin gelmeyeceğini kastettikleri için dinsizlikle suçlanıyorlardı.
Oraya ait olduğunu hissediyor, orada olması gerektiğini, masmavi deniz, güneşten ağrımış iskeleler, kuru iğne yapraklı ağaçlar her şey neredeyse içgüdüsel biçimde o kadar tanıdıktı ki, başka bir hayatta burada yaşamış olması gerektiğini hissediyordu. O adalarda huzurluydu: akşam eve her döndüğünde büyü bozuluyor, dünyayı yine güvensiz bir yer haline geliyor.
Otizmli çocukların ebeveynleriyle görüştüğümde onlara her zaman şu tavsiyeyi veriyorum: Çocuğunuzu sakinleştirmek istiyorsanız, o an onun için orada olmalı, sevginizi sunmalı ve kucaklamalısınız.
"İnsan Tanrı'ya doğru, ona sorduğu sorular aracılığıyla yükselir," diye tekrar etmeyi seviyordu. "İşte gerçek diyalog. İnsan sorar ve Tanrı cevaplar. Fakat cevaplarını anlamayız. Anlayamayız. Çünkü onlar ruhun derinliklerinden gelir ve ölüme kadar orada kalırlar. Gerçek cevapları, Eliezer, onları yalnızca kendinde bulacaksın."
İşin Aslı , Judit ve Sonrası ‘ aşkı, evliliği ve toplumsal sınıf farklarını, aynı olayın üç farklı bakış açısından anlatan çarpıcı bir roman. Her bölümde bir başka karakterin gözünden, görünüşte sıradan ama derinlikli bir hikâyenin iç yüzü ortaya konuyor.
İlk bölümde, Ilona’nın perspektifinden dışarıdan kusursuz görünen bir evliliğin içindeki sessiz çatışmalar ve duygusal eksiklikler işleniyor. Okur, ev içindeki görünmeyen çatlakları, Ilona’nın iç sesiyle keşfediyor.
İkinci bölümde, Peter aracılığıyla burjuva hayatının tekdüzeliği ve bireysel sıkışmışlık duygusu aktarılıyor. Peter, kimlik arayışı, özgürlük ihtiyacı ve toplumsal roller üzerine sorgulamalarla romanın felsefi katmanını temsil ediyor.
Son bölümdeyse Judit’in dünyasına adım atıyoruz. Yoksulluktan zenginliğe geçişin yarattığı içsel boşluk, geçmişle hesaplaşma ve toplumsal beklentilerle mücadele temaları öne çıkıyor. Savaşın ruhunda açtığı yaralarla, Judit hem kendini hem de hayata olan inancını yeniden tanımlamaya çalışıyor.
Roman, kadın ya da erkek fark etmeksizin okura, karakterlerden birinde kendini bulma fırsatı sunuyor.
“BAKÜ’DE SON OSMANLI – NURU PAŞA” BÖLÜM 2: MONASTIR’DAN TRABLUSGARP’A yayında
artık kitabımın karakterlerinin görseli ve şarkısı için bu linke tıklayarak izleye, dinleye bilirsiniz. Kİtabı okursanız, yorum yapmayı unutmayınız. Lütfen.
"Görmek ve bilmek yerine hiç var olmamayı tercih ederdim; çünkü bilmenin de görmenin de ne kadar büyük bir lanet olduğunu deneyimledim.Bir şeye engel olamadığın sürece o şeye karşı kör olmak bence en iyisiydi."