Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var .... Sesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler var ..... Sesinde ne var biliyor musun Söylemediğin sözcükler var Küçücük şeyler belki Ama günün bu saatinde Anıt gibi dururlar
Her günü hayatın kıyısındaymış gibi yaşamak, bize “nasıl olması gerektiğine dair resimlerimiz olduğunu anımsatır. Kaç kez birileri bir ilişkide o an mutlu oldukları halde, “Yirmi yıl sonra da yanımda olacak mısın?” sorusu yüzün den kavga etmiştir?
Okurken çok fazla düşündürten, beyin jimnastiği yaptırıp sorgulamaya iten bir kitaptı, kendisi yıllar önce aldığım bir kitap'i kendisi ile değiştirdiğim ve şehir dışına çıkarken kaybettiğim ve yenisini almaya yerinip sesli kitap olarak bitirdiğim bir kitap.
Baş karakterlerimiz Sophie ve anlatıcı olan bir beygendi üzerinden ilerliyor, adam Sophie'ye geçmişten günümüze kadar gelen felsefi düşünürlerin felsefelerimi anlatarak kendisi düşünerek kendince doğruyu sorgulayarak ya da vs yaparak bulmasını sağlıyor kendi doğrularını ve genel doğruları kanıtları dvs de bu şekilde aşılıyor gibi hissettim ben.
Kitap bildiğimiz felsefi kitaplardan ziyade roman olarak kurgulanıp bunun üzerinde işlenmiş bir eser okurken çoğu zaman sıkılabilirsiniz ama çok güzel bilgiler edinebileceğiniz bir kitap bu kitap'ı lise son sınıfta iken okuyup yıllar sonra anca bitirebilmiştim, fiziken okumak istemiyorum diyorsanız sesli kitap ya da PDF olarak da bulabileceğinizi düşünüyorum.
Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını... Domingo Yayınevi
Pip'in Büyük Umutları da olabilirdi kitap ismi. Vurgulanmak istenen de Pip karakterinin umutları ancak bana kalırsa Pip, umutsuzluk abidesi bir çocuk ve büyüyünce de aynı yolda ilerleyen bir adam.
Kitabın ana konusu olan mahkum ve çocuğun karşılaşması ise başlangıçta bununla ilgili bir hikaye okuyacağım izlenimini vermişti. Ancak uyarmalıyım ki bu kısım kitabın üçte birini ancak oluşturuyor. Çocuğun ve hayatını kurtardığı mahkumun hikayesinin tatmin edici ölçüde yazıldığı kanısına kapılmayın.
Geldiğimde çok güzeldin bana, güzelliğin bozulmadan gitmem gerekiyor. Bir şey vardı, akmıyordu, senden mi benden mi önemli değildi önce. Bir şey vardı akmıyordu, çok sordum kendime içten içe; dedi ki gitmen gerekiyor. Hafiften hafiften bir ses; Hafifle! Ah ben çok çekmiştim, istemem, benim çektiğimi sen çekme, gitmem gerekiyor.
Nietzsche bir decadent ama aynı zamanda decadent değil. Çelişki kafa karıştırıcı dursa da olayın çekirdeği de bu. Insan ne iyidir ne kötü, bunların ötesindedir. Bizler tarafından, bazı durumları karşılaması ve kolay sınıflandırılması için üretilmiş terimlerle değişmez bir etiketlenmeyi kabul etmiyor. Varoluşun getirdiği zorluklara katlanmak yerine, olumlu kılarak yaşama enerjisini korumak için hayatı sevmeye teşvik ediyor kendisini.
Fikir yoğunluğundan dolayı okuması çok kolay değildi ilk başta. Fakat Nietzsche'nin ideolojisini anlayıp sindirerek yavaşça okursanız hem farklı hem de özgün bir bakış açısı sunuyor okura.
ARAYIŞ, sadece yolda olmak değildir aynı zamanda yoldan da çıkmaktır. Tüm sınırlarını aşmak ve ruhani bir yolculuk. Salt delilik ya da özgürlük değil bahşedilen sadece kopuş. Toplumdan zaten vazgeçen bireyin en sonunda kendinden de ümidini yitirmesi. Lakin yolumuzun üzerinde bize cesaret verenlerin olması yeni bir umut ışığı gibi görülebilir(!) İşte tüm hikayenin koptuğu an. Bilirsiniz ya bazen ilerlemek için kopmak gerekir. Tüm bağları yitirmek : geçmişle ve gelecekle. Aydınlığı satmadan karanlıktan nasıl çıkabilir insan...sıyrılamadığımız ve birçok kederimiz de ortak. Bu imgelem bu coşkunluk varoluşun çürük kokan mücadelesi hepimiz bu kervanın güdüldüğü diyardayız. Bilincin dışına yerleşen bu vurum kitabı elinize aldığınız anda ki noktada sizi de serüvene itiyor.
Ya tüm yaşamımız bir rüyaysa? Ve aslında uyandığımızda tüm gerçeklik algımız yitiyorsa? Ve mazimizin bilinenin tam aksi sadece bir kayıp olmadığını kim ispatlayabilir? Hatırladığınız kadarını hayat olarak kabul ediyorsunuz. Ve bu sizi "salt yanıltan şey." Tüm yaşamımız sadece başka bir yaşamın telaşı. Ve uyanıklık hepimiz için korku olacak. Çünkü hiç yaşamadık. Hepimiz yaşama, gözlerimizi kapattığımızda başlayacağız. Bizleri ayıran tek şey : rollerin farklı olması. Rüya: insanı uyandırır. İşte bu bilinçle bu kitabı bir defa kavramak gerekiyor gerisi zaten gelecek. Ve bir defa gerçek ile bağını yitirirsen sayın okuyucum korkarım ki kitap bitmeyen bir yolculuk olacak ve sonunda kapalı kutu hep kapalı kitap ise hiç açılmamış.
Tüm karakterleriyle baştan sona bir çırpınış hikayesi. Kimi can veriyor ellerde kimi de can buluyor! Her karakterin kitaptaki herhangi bir nesnenin bulunma ve o an orada durmasının bir sebebi var. Sembolleri kullanabilmek ve hatta onlara bir ruh ihtiva etmek her halde her romancıda olduğu gibi banada büyük bir haz vermekte en azından bende oluştuğu kesin. İmge 4 bölümden oluşuyor eser. 1-3 bir olarak algılanmalı. Her bölümün farklı bir kritiği var. Ancak son bölüm ya bizim kafamızda bir şey uyandırır ya da kitabı yaktırır. :)
Umay'ın en çok hoşuma giden özelliği ise oyunlar oynamasıydı. Deliliğin o son evresi artık. Kurtulamıyorsak delirmeliyiz. Yaşasın delirmek için yaşam mücadelesi verenler! Umay delidir demiyorum ama sayın okuyucu hangimiz akıllıyız ki? İstemez miyiz Eyfel Kulesinin altında Maupassant ile bir öğle yemeği yemek. İşte tam sırası. :)
Yazarken de fuzuli şeylerden kaçınma gereksinimi duydum. Toplumun beğenisini umursamadım ve evet bir sanat icra ediyorsam bir sanat olmalı. Okunduğu zaman ne bu ya değilde iyi ki okundu. Dudaklarda bir tat kalpte bir sevgili bırakmayan eserleri tutmuyoruz şimdilerde... ve karakterleri taşımak ise bir meseleydi. En çok zorlandığım yer de burası oldu. Umay bir hastaysa hasta gibi davranmalı ve ölü olan herkes ölü gibi. Gerçek olmayanlarsa kendi kimliklerini taşımalıydılar. Okuyucu bunu bilmeli mi, anlamalı mı? Tarkovsky gibi davranmayı seçtim. Her şeyi okuyucuya vermek onu aptala yerine koymaktır. Benim okuyucularım Uhrevi bir yolculuktadır. Onlar her şeyi keşfedip bulacaklar. Ama şunu söylemek istiyorum. Hiç kimse yolculuğun kolay olduğunu söylemedi ve sadece sabredenler keyifle varacak istediğine... Sıyrılılamamış umutsuzluk demek istemiyorum ama Arayış umudun yittiği yerde başlıyor.
Rüya ile gerçek arasına dokunmak rüyanın ve gerçeğin bilinenin ötesine taşınmaktır. Bunun için iki argüman gerek merak ve yalan... Bu ikisi bizi oluşum için üst tura taşır. Bir diğeri ise değer vermektir. Bize de bu oldu işte. Değer verdik. Verdik ki yaşasınlar ve görelim. Birden fazla kişilik ve birden fazla hayat. Her hayatin rolleri de birbirinden farklı olmalı mutlaka. Her rol için farklı bir gerçeklik ve ölüm biçilmeli. (Ölüm'ü çok kullandım sayın okuyucu aslında hepsi gerçek. Ölüm yalan.)
Kelimeleri dans ettirmek istiyorum, anlatmak değil. Kelimeleri, düşünmek için kendime rehber edinemem edinmemeliyim. En çok da onlardan kaçıyor Umay ve en çok düşünmeyi düşman belliyor kendine. Arayış uzadıkça mesafe arttıkça gerçek ve zaman arasındaki boyut ne kadar anlamsızlaşıyorsa rüyada olmak ve o anda gerçeği istemek gerçeğin içinde tutunacak yeni bir dalı umut etmek gibi. Umay'a da böyle oluyor işte. Rolleri dağıtmayı değilde onları anlamayı seçiyor ve okuyucusuna da anlamak için zemin oluşturuyor. Arayış yolda olmak mıdır, kendini bulmak mıdır, yoksa özlenilen bir mefkure mi? Hepimizin var bir hedefi kendine dahi söylemediği...şimdi niyetimiz cevap vermek değil ama görmek ya da işlemek fikirleri.
Evet sayın okuyucu anlamak için neyi bekliyorsun? Şimdi sakince kapağı aç ve senin için hazırlanmış olmayan kelimeleri kendine öyle yedir ki kalktığında işte bunlar benim de!
Neden göçebe? Evet okuyucu hepimiz gezdireceğizz bunu... akıllarda. Tutunmasın. Tutundurtmayalım.
Kendi kitabım üzerine söylenmiş birkaç ufak söz. Okuduktan sonra sizin kitabınız olacak sayın okuyucum. Ve evet bazı yerlerde kelime yanlışları fark ettim. Onlarıda ikinci baskıda düzeltmek ümidiyle. Sevgiyle ve kitapla
“Olumsuz duyguların bastırılmasını zorunlu kılan bir ortamda yetişmiş olmak düşmanca eğilimlerin gelişmesine ve insanın kendisine yabancılaşmasına neden olur.”
Sır kitabı, kişisel gelişim alanında geniş kitlelere ulaşmış bir eserdir. Eser, temel olarak “çekim yasası” kavramı etrafında şekilleniyor ve düşüncelerin hayatı doğrudan etkilediği fikrini savunuyor. Anlatım dili oldukça sade ve akıcı, bu da eserin geniş bir okuyucu kitlesi tarafından kolayca anlaşılmasını sağlayan etkenlerden biri. Ama kitabın içindeki bilgiler, bilimsel temellerden ziyade daha çok inanç ve motivasyon üzerine kurulmuş. Bu nedenle, eleştirel bakış açısına sahip okuyucular için bazı noktalar tartışmalı görünebilir.
Kitapta verilen örnekler ve başarı hikâyeleri, okuyucuyu motive etmeyi amaçlıyor ama yazarın bazen tekrara düştüğünü söyleyebilirim. Yazarın yaklaşımı, pozitif düşüncenin gücünü vurgulamak açısından etkileyici olsa da, gerçek yaşamın karmaşıklığını yeterince yansıtmadığı düşünülebilir. Bununla birlikte, motivasyon arayan ya da hayata daha olumlu bir perspektiften bakmak isteyen okuyucular için ilham verici bir okuma olma ihtimali var.
Genel olarak değerlendirildiğinde, eser kişisel gelişim alanında popülerliğini hak eden ancak içerik açısından daha derinlikli bir yaklaşım bekleyenler için sınırlı kalabilecek bir yapıda bence. Okuyucuya sunduğu mesajlar basit ama etkili olabilir; yine de bu mesajların uygulanabilirliği ve sürekliliğinin de kişiden kişiye değişeceğini de unutmamak gerekiyor. . . Kitapla ve bilgiyle kalınız...
Ahlak kelimesi Arapçadaki 'halk'tan yani 'yapılış-yaratılış' anlamındaki kökten türemiştir. 'Davranış biçimi ve alışkanlık' anlamlarını da içerir. Tüm canlıların 'evrimsel yaratılışlarından gelen bir davranış kalıbı kümesi, bir tabiatı vardır.
Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından daha fazla. Enfeksiyona bağlı ölümler azalırken yaşlılığa bağlı ölümler giderek artıyor; askerler, teröristler ve suçlular tarafından katledilenlerin toplamından fazlası kendi canına kıyıyor. 21. yüzyılın başında ortalama bir insanın McDonald's menüleriyle tıkınmaktan ölme ihtimali kuraklık, Ebola virüsü ya da El-Kaide saldırısında hayatını kaybetme ihtimalinden çok daha yüksek.