Yaşamda sizi asıl yoracak ve yalnızlaştırabilecek şey, karşılaştığınız kötü insanlar değil, kötü insanlardan kaçayım derken kaçırdığınız iyi insanlardır.
1/2 Demek ki alimlerin bozulması idareciyi, onların bozulması da halkı etkiliyor. Böylesi aldanıştan ve körlükten Allah’a sığınırız. Çünkü bu, gerçekten tedavisi olmayan bir hastalıktır.
Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde İlk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz
En sevdiğin çocuk kitabı hangisi? Hâlâ okur musun?
Yanpeş,yanpeş yürüyen yengeçlerin kıskaçlarından kurtulmaya çalışan,aklını ve hayallerinin sınırlarını zorlayan herkes için "hayır, orada hiçbir şey yok" diyen tüm robotlaşmış beyinlere ve kaskatı kesilmiş gönüllere güzel bir cevap veren "Küçük Kara Balık" yine, yeniden,hatta her daim okumaktan vazgeçmediğim,en sevdiğim çocukluk kitabımdır.Çünkü Behrengi'nin küçük kara balıklarından biriyimdir bende🙌"Yola düşüp gitmek, başka yerlerde neler olup bittiğini öğrenmek istiyorum.Bu lafları bana birinin öğrettiğini düşünüyorsun,ama bilmeni isterim ki:çoktandır düşünüyordum ben bunları!Elbette ondan bundan da çok şey öğrendim.Örneğin şunu anladım: balıkların çoğu yaşlandıkları zaman ömürlerini boşu boşuna geçirdiklerinden yakınırlar,sürekli sızlanır,lanet okur, her şeyden şikayet ederler.Ben bilmek istiyorum;gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret?Yoksa dünyada başka şekilde de yaşamak da mümkün mü?"kitabın bütününün dışında, en etkileyici bulduğum kısmı da sanırım tam olarak bu sorgulama kısmı🍀🍀🍀
Bakalım yaşıma kaç kitap sığdırmışım ?? Çoğu kütüphanemde olan kitaplardır. 500'e yakın kitabım vardı. Bir kısmını deprem bölgelerine ve köy okullarına gönderdim. Bir kısmını öğrencilerime hediye ettim. Ödünç alıp okuduklarım da var tabi ki. Okuyup etkilendiğim bir kitap. Kesinlikle okunmalı.
Robert," Anne beni çok sevdiğini biliyorum, " dedi. Bayan Esposito bu sözlerden etkilenerek, "Tabii ki seni çok seviyorum. Şüphen mi vardı?" diye sordu. Robert cevap verdi:" Hayır, gerçekten beni sevdiğini biliyorum; çünkü ne zaman seninle bir konuda konuşmak istesem, elinde ne varsa hemen bırakıyor ve beni dinliyorsun."
‘Gel,’ dedim, ‘beraber kaçalım.’ Acı acı güldü, ‘Ağam,’ dedi, ‘ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun?..’ Onu nasıl sevdiğimi anlattım: ‘Bana kolunun yerine kalbini veriyorsun,’ dedim, ‘bir kalp bir koldan daha mı az değerlidir?’
Ama yeryüzünde, hiçbir şey, ne kadar uzun ömürlü olursa olsun , sonsuz değildir. Milyonlarca sene ortalığı kasıp kavuran, uçsuz bucaksız dünyaya kayıtsız hükmeden devlerin de sonu göründü.
Suç da büyüktü. Bir halk türküsünü yazıda anarak, komünist-lik yapılmıştı. Kaçırır mıydı bunu, koskoca savcı? "Soldan sağa salla bayrağı düşman üstüne..." işte dehşetengiz yazı bu. Savcı, uzun araştırmalardan sonra bu sözde komünizm propagandası olduğunu saptayıp, imzayı basmıştı. Evet yakalamıştı komünisti. Hem de kıskıvrak! Savcı, ciddi ciddi kürsüde bu türküyü okuyor. Beni bir gülmek aldı ki, sormayın. Savcı, esas hakkındaki mütalaasının bu bölümünü okurken, ben de içimden bu Kars türküsünün melodisini mırıldanıyordum: "Nan nan-nan-nam nan-nan nan-nam. Salla bayrağı düşman üstüne." Savcının bu öldürücü darbesi karşısında ne yapmak gerekirdi? Gidip, bu Kars türküsünün plağını alıp, duruşmada bunu çalayım mı? "işte sayın yargıçlar, bu bir halk türküsüdür."
İnsanların acımasızlıklarına artık şaşırmıyorum. Çünkü insanlar ne kadar nesil geçerse geçsin veya nereye giderse gitsin hep aynı, sanki duygular da bir çark gibi değişmeden yeni hislere bürünmeden insandan insana geçiyor.
Olmak istediğim her şeyi olmam, yaşamak istediğim bütün hayatları yaşamam mümkün değil. İstediğim bütün yetenekleri geliştirmem mümkün değil. İstememin nedeni ne peki? Hayatımda, olası bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin her bir rengini, tonunu ve her çeşidini yaşamak istiyorum.
Bazı kitaplar vardır dünya üzerindeki en kötü şeyleri yüzümüze öyle bir çarpar ki tok yemişten farksız olursunuz, nefesiniz kesilir, boğazınız düğümlenir, midemiz bulanır ve kalbimiz sıkışır.
Buna rağmen ufacık umutların nasıl büyük bir çığa dönüştüğünü görünce azıcık da olsa kalbinize su serpilir ama hala içiniz buruktur.
Bu kitapta tam böyle bir kitap, bu kitapta Yahudi soykırımının ve toplama kamplarının nasıl bir yer ve nasıl bir şey olduğunu, büyüklerin dahil küçüklerin özellikle küçüklerin eğitim alabilmesi ve onlar için değerli üç beş şeyi ve kitapları nasıl koruduklarını anlatırken en çokta onca insanın nasıl hayatından olduğunu görüyor insan.
Evet büyük küçük yaşlı hayvan hiç kimse öldürülmemeli evet ses çıkarmalı insan ama sonuç değişmediğin de bunlar hala en ufak saçma nedenin arkasına saklamaya çalışarak göze sokarak yapılınca insan gerçekten çaresiz hissediyor.
Bu yüzden hep derim bu dünyayı çocuklar yönetmeli, en azından onların yönettiği bir dünya bu kadar zalim olmaz ama bunu bile bozacak olan yetişkinlerin olması bile çok kötü. Bu kitap'ın etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum, çıkabilsem dahi hatırlayacağım bir kitap.
Kavim'den sonra Ahmet Ümit'in en sevdiğim kitaplarından biridir. Suç türünde bir kitap olsa da bu kez protagonist bir polis veya dedektif değil, bir gazeteci.
Aile ilişkilerine inen ve harika bir gizemi barındıran bu kitap, en sevdiğim ikinci kitabı. Akıcı ve yaratıcı kurgusundan dolayı Ahmet Ümit okumaya bu kitapla başlayabilirsiniz.