Homeros'tan sonra dinlendirici, kısa bir bilim kurgu okuyayım diye başladım Wells'e. Fakat kitabın seksen sayfa olması sizi yanıltmasın. Bana kalırsa Homeros'un kitabından çok daha ağır ve doğru çıkarımlar yapmak için yavaşça okunması gereken fikirler barındırıyordu.
Öncelikle tanrının, yeniden bir Nuh tufanıyla insanlığı 'temizlemesi' kararıyla başlıyoruz. Bulduğu Nuh ise, eskinin aksine modern bir Nuh'tur ve hemen tanrının kararlarını sorgulamaya başlar.
Wells, hem toplumdaki yozlaşmayı eleştirir hem dini olayları sorgular hem de siyasete dokunur.
Eser; derleme eser niteliği taşımaktadır. Türk filozof ( filozof demek eksik kalır mütefekkir, mutasavvuf) Nureddin Topçu'nun farklı yıllarda farklı yayınlarda kaleme almış olduğu yazılarının bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Derleme eserlerde genellikle anlam bütünlüğü pek sağlanamamaktadır, eser içerisinde yazarın kendisi ile çeliştiği de görülebilmektedir ki bu çok normal bir durumdur. Ancak bu eserde anlam bütünlüğü o kadar güzel sağlanmış ki Nureddin Topçu hocanın kendisi ile çeliştiği tek bir mesele bulunmamaktadır. Bu da onun nasıl fikri olgunluğa eriştiğinin en büyük kanıtıdır. Konuların sıralanışıda o kadar ustaca yapılmış ki buradan derleyen hocalarımıza da ayrı bir teşekkürü borç bilirim. Eser bir bütün oluştursada iki ana başlığa ayrılmıştır. Düşünceler ve Duyuşlar olmak üzere. Nureddin hoca felsefi bilgisini tasavvufla öyle güzel mezcetmiş ki hayranlıkla okudum. Tasavvuftaki seyr-i süluk yolculuğunun modern halini bizlere sunmuştur. Normalde bir kaç saatte okunacak bir eser olmasına rağmen uzun uzun notlar alıp sindire sindire okunması gereken bir kitap hatta bir kaç defa daha okunacak bir eserdir. Hikmetin ve irfanın ne olduğunu okuyucuda uyandıracak ufuk açıcı bir eserdir. Eserin son bölümünde damlalar adlı yazısında kitabın özetini verir mahiyette bir yazısı var ki... Sübhaneke gibi zihinlere kazıtılmalıdır...
Hikâye, bir bireyin duygusal yıkım sürecini, umut ile umutsuzluk arasındaki gidip gelmelerini ve nihayetinde geri dönülmez bir kırılma anını merkezine alır. Yalnızca bireysel bir trajediyi değil; aynı zamanda toplumun, ilişkilerin ve beklentilerin bir insan ruhunu nasıl kuşattığını, yavaş yavaş nasıl çökerttiğini anlatır. Karakterin yaşadığı içsel çatışma ve yalnızlık, yazarın dilinde hem şiirsel hem de acımasız bir gerçeklikle verilir. Anlatımda, kalbin çöküşü fiziksel bir felaket gibi tasvir ediyor. hayal kırıklıkları, güvensizlikler. ihanet, kayıplar, yalnız bırakılma Ve sonunda umutsuzluk, teslimiyet Sonuç olarak, Bir Kalbin Çöküşü, sadece bir aşkın ya da bir hayatın bitiş hikâyesi değil; insanın kendi içinde kaybolma ve yeniden doğma ihtimalini sorgulatan bir eser. Kitap bitirdiğinde yalnızca bir karakterin yıkımına tanık olmuyor, aynı zamanda kendi kırılma noktalarıyla da yüzleşiyor.
“Güzel günler sana gelmez. Sen onlara yürüyeceksin.” “Olduğun yerde durarak olmak istediğin yere varamazsın. Bakınıp durma harekete geç. Hayret değil, gayret et” "KADER, harekete geçmeyen kişiye asla yardım etmez "..
Kitap batı kültüründe ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim sorunlarını örneklendirerek okurun problemleri kafasında canlandırmasına ve kendi aile yapısı üzerinden değerlendirme yapmasına fırsat sunuyor. Malesef ki her ebeveyn kitabı aynı saydamlıkta değil .. kitapta beğendiğim bir diğer unsurda çok ince ve yerinde tespitler yapılmış olması. Gereksiz bilgiden ziyade gerçek anlamda bir ebeveyn için yol haritası olması amacıyla yapıldığını düşünüyorum.
yaşadığın kadarından çıkardığın sonuçlar seni belirli yol ayırımlarına götürecek - oralarda da, 'şuraya doğru/ ya da buraya doğru' kararını vermeğe zorlayacak: Vermek zorundasın bu kararları.
Hemen hemen her toplulukta eşine rastgelebileceğiniz bir karakterdir Hacı Ağa. Iran'daki meşrutiyete karşı çıkıp diktatörlüğü ister başta, sonra demokrasi gelince de öncekini ister. Aslında bu yönetim şekillerini istediğinden ya da sevmediğinden değil de milleti nasıl kandıracağının derdindedir. Hangi yol bu konuda kendisinin işini kolaylaştırırsa hemen onu savunmaya başlar. Kitap boyunca değişen düşünceleri de etrafındaki kimseyi rahatsız etmez. Çünkü etrafındakiler zaten onun fikirlerine değer verdiğinden değil, parası olduğu için yanına gelirler.
Hacı Ağa her sayfada namustan ve ahlaktan bahseder. Her sayfada ise başka birine kötülük yapar. Aynı sayfada kendisini bile ne kadar iyi biri olduğuna dair kandırır.
Sadık Hidayet'i biraz geç keşfetmişim gibi geliyor. Okuduğum üç kitabını da çok beğendim. Böyle konular insanı sıkar ve sık sık ara verme ihtiyacı duyarsınız. Ancak Hidayet'in eserleri, öz bir anlatımla aklından geçenleri okuyucunun önüne seriyor.
"Hayatta karşılaşabileceğiniz en felaket yalancı benimdir herhalde. Rezalet bir şey. Yani, bir dergi almak için gazeteciye gidiyorken bile, biri bana rastlayıp nereye gittiğimi sorsa, gözümü kırpmadan operaya gittiğimi söylerim."
Tarihi bir mekânın sadece fon değil, karakter gibi işlendiği nadir romanlardan biri. Efes Antik Kenti betimlemeleri oldukça güçlü. Zaman yolculuğu teması romantizmle ve gizemle birleşiyor. Özellikle Roma dönemine geçiş sahneleri atmosfer açısından etkileyici. Tarih ve sürükleyicilik sevenler için tavsiye edilir.
Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu! Düşüncemizin katlanması mı güzel, Zalim kaderin yumruklarına, oklarına, Yoksa diretip bela denizlerine karşı Dur, yeter! demesi mi? Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız Bitebilir bütün acıları yüreğin, Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü! Çünkü o ölüm uykularında, Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, Sevgisinin kepaze edilmesine, Kanunların bu kadar yavaş Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine. Kötülere kul olmasına iyi insanın Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken? Kim ister bütün bunlara katlanmak Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek. Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya Ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa Çektiklerine razı etmese insanı? Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor Yürekten gelenin doğal rengini. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar Yollarını değiştirip bu yüzden, Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir.Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir.Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi , e kadar çok şeyi olursa olsun ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir.
Devlet büyük bir ailedir. Onun bireyleri sizin küçük kardeşlerinizdir. Aşağı tabakanın kusurları, kısmen yukarı tabakanın duyarsızlığından ileri gelmektedir.
Stoa felsefesinin temsilcilerinden olan Seneca'nın öfke üzerine yazmış olduğu eser muhakkak okunması gerekn eserlerden biridir. Eserde öfkenin nitelikleri, kaynakları ve çaresi olmak üzere üç başlıktan oluşan bu eser açık, anlaşılır ve akıcı bir üslup ile Türkçe'ye çevirisi yapılmıştır. Başta öfke problemi yaşayan herkes olmak üzere özellikle hukuk alanında görevli olan veya olacak olan herkese okutulması gerekli olan bir eserdir.