“Aynı zulümdür yaşadığımız Yüreklerde aynı acı Çiğne artık sahte kutsallıkları Tan seni doğuracak bu sabah haydi hazırlan Yıldızlarla türkü söyle ay ışığıyla yıkan”.
Kalmak, sinsi bir kaderin sahibinin eşine tutuşturduğu intihar silahı gibidir; aciziyyetin doruklara ulaştığı bir hiçlik hali.Rüyasında koşan bir kötürümün uyanışı kadar ağır ve kaçışı imkansızdır.
"Her şey herkes için benzerdir. Dürüst, ahlâksız, iyi, kötü, temiz, kirli, kendini feda eden, etmeyen, faziletli, günahkâr, biri küfür eden, diğeri küfürden korkan aynıdır. Bu sebeptendir ki, gökyüzünün altında yapılan her işin altında bir kötülük vardır. İnsanoğlunun kalbi kötülük doludur, yaşarken de içlerinde bir delilik vardır, sonra da ölür giderler. Yaşayan bir köpek olmak, ölü bir aslan olmaktan iyi olduğundan yaşayanların içinde hâlâ bir umut vardır."
Belki bu saate kadar kaldığım evdeki ipe sapa gelmez gevezeliklerin uyuşturucu tesirinden kurtulmak, bir şeyler, kirli veya temiz, ama herhalde hareketli bir şeyler görmek için, fakat kendi kendime: -Bu sıcakta soğuk bir şey içeyim- bahanesini ileri sürerek, bu gemici barının dar taş merdiveninden yukarı çıkmaya başladım.
Onlar, iyiliği görev gereği değil, cennete gitmek için de değil, cehennemde yanmamak için de değil, içlerinden geldiği için iyilik yaparlarmış. İyilik, doğruluk ve güzellik onların varoluş nedenleriymiş. Bu yüzden onların dilinde; savaş, açlık, nefret, öfke, sömürü, öldürmek, yani kötülüğü simgeleyen kelimeler hiçbir zaman yer almamış. Böylece büyücü Rüzgar ile insan kızı Su, yeryüzüne yepyeni bir uygarlık armağan etmiş.
Cebimize giren iki lira sayesindedir ki havanın biraz açıldığını görmek, rüzgârın serinliğini hissetmek, hatta akıllıca şeyler düşünmek mümkün olmuştur...
Bazı ilişkiler yürümez, dünyanın gerçeği budur; anlaşmazlıklar ve hayal kırıklıkları olacaktır. Kendinizi her sorunun üstesinden gelmekle sorumlu hissederseniz, yüksek bir bedel ödeyeceksiniz demektir, çünkü bu imkânsız bir görevdir.
Homeros, on sene süren savaşın elli bir gününü yirmi dört bölümde anlatmış. Savaş, kralların kralı Agamemnon'un Akhilleus'un ganimatini alması ve en güçlü savaşçı Akhilleus'un da buna tepki olarak savaştan çekilmesiyle başlıyor.
Savaş boyunca birçok ünlü veya daha az bilinen isimleri okuyorsunuz. Bu savaşçılar bazen ölüyor bazen de öldürüyorken çıkıyor karşımıza.
Kitabın girişinde doksan sayfalık bir bilgilendirme yer alıyor. Homeros'un kimliği, Troya kentinin milattan sonra nasıl keşfedildiği ve bu iki destanın sözlü mü yoksa yazılı mı aktarıldığı açıklanıyor. Benim için bu kısım, destanın kendisini okumaktan daha yorucuydu. Hatırlanması gereken çok fazla detay vardı.
Bir yalnızlık türü vardır ki toplumumuzda bundan pek söz edilmez ve çoğu insan bunun üstünde hiç durmaz. Kendi özünden kopukluğun oluşturduğu iç yalnızlık.
Hiç kimse başka bir insanı yetiştiremez, sadece hedefini bulmasına yardım edebilir. Onu yetiştirecek en önemli kişi yine kendisidir. Çünkü sadece kişinin kendisi yirmi dört saat kendiyle beraberdir. Neye muktedir olduğunu en iyi kendisi bilir.
Konuya bodoslama girmiş gibi olsa da kitap cidden çok iyidi, Gotikana kitap'ından sonra bu kitap'ı okumak çok iyidi ve ne yazsa okurum dediğim yazarların arasına girmiş bulunmakta bu kitap ile.
Açıkçası Morina'nın neden bodoslama işlere karıştığının öncesini görmeyi çok isterdim, açıkçası damdan düşer gibi olay'a girimiş gibi oldu bu da biraz girişin daha iyi olabileceğini düşündürdü.
Olaylar'ın gelişi güzel yazılmış gibi hissettim bunun dışında kitap bence gayet iyidi, slow burn olması daha da hoşuma gitti düşmandan aşka olan kitapları severim hele de slow burn romantizim var ise bazen aşkları ve smutların çok hızlı gelişmesi insanı yorabiliyor ve her kitap'a da gitmiyor diye düşünüyorum bu kitapta da slow burn romantizmi olması o yüzden çok güzeldi.
İki düşman ailenin sonunda sırlarının çıkması ve bunun ana karakterler arasındaki gerilimi, aşkı, tutkuyu ve sahasını nasıl işlendiğini görmek güzeldi. Açıkçası oldular ama tam olamadılar da gibi, arada kaldı benim için. Yetişkin kurgu smut son 150 200 dayfadaydı ha ben okurum o kadardan bişi olmaz diyorsanız okuyun derim ama sevmiyorsanız okumanızı tavsiye etmem :)
“Ama silgilerinizi pek kullanmayın. Yazdığınız hiçbir şeyi silmeyin, yanlış da olsa silmeyin, ben de öyle yazıyorum, yanlışlarımın üstünü çizmeden yazıyorum.”