Sonsözü çoktan yazılmış bu dünyada, roman nerede duruyor?
Edebiyat eleştirisinin deneyimli sesi Hasan Öztürk, bizi mitolojinin destan kahramanlarından modernizmin kayıp adamlarına; totaliter rejimlerin gölgesindeki yaratıcılıktan, kadın sanatçıların varoluş mücadelesine uzanan büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor.
Dünyanın Romanını Okumak, sadece okunmuş romanların bir dökümü değil; binlerce yıllık insanlık deneyiminin, dilin ve tarihin iç içe geçtiği bir düşünce laboratuvarıdır.
Öztürk, kadim zamanların unutulmuş bilgesi Hay bin Yakzân’dan modern dünyanın körleşen aydını Kien’e, Don Kişot’un doğuş anından Üstat ile Margarita’nın şeytanî başkaldırısına, her bir eseri derinlemesine analiz ediyor.
Hasan Öztürk’ün eleştirel denemeler toplamı olan bu son eseri, edebi metinlerin sunduğu “durumun ruhuna inen” bilgiyi arayanlar için bir pusula. Öztürk, romanların yalnızca birer hikâye olmadığını; insanın varoluş kaygısı, iktidarın gölgesi ve özgürlük arayışı gibi evrensel temaların birer aynası olduğunu gösteriyor.
Sözün özü Dünyanın Romanını Okumak, dünyayı okumaktır.
"Ve sen, senden daha iyi olan bir şeyi yok etmişsindir... Ve onu yok etmek seni sevindirmez, çünkü sen böylece, kendi içindeki bir şeyi de yok etmişsindir, artık onu koyamazsın."
Iskender Pala hep derin konularda dolu dolu kitaplar yazıyor. Akşam Yıldızı da Göbeklitepe'nin gizemi etrafında dönüyor. Pala'ya göre anaerkil bir toplum yaşıyor tarihin bu ilk yerleşim yerinde.
Bağlılığı, kadının merkezde olduğu bir yaşamın özelliklerini öne çıkaran bir kitaptı. Spoiler vermemek için fazla yorum yapmayacağım çünkü Pala kitaplarında yorumlanacak kısımlar da spoiler için müthiş detaylardır.
Iskender Pala'ya bu kitapla başlamanızı tavsiye ederim.
Bir şeyi yaşamak farklı bir şeydir üzerinde konuşarak fikir yürütmek farklı bir şey. Başınıza gelince bu gibi durumların üzerinde konuşmak kadar kolay olmadığını anlıyorsunuz. İçinizde gizlediğiniz korkular birden hortlayıveriyor.
🤝 “Bu senin adalet takıntınla ilgili, değil mi?” dedin kara gözlerinde şimşekler çakarken. “O gençleri masum sanıyorsun ve bu yüzden yaşamalarına izin veriyorsun. Duy beni Constanta: Bu sefil dünyada hiç kimse masum değildir.”
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Elinde Sinderalla'nın ayakkabısıyla dolaşan biri var sanki içimizde, herkese, "Acaba ayakkabının sahibi bu mu?" diyerek bakıyor. Tam olarak neyi ya da kimi aradığımızı bilmiyoruz.