Hemen hemen her toplulukta eşine rastgelebileceğiniz bir karakterdir Hacı Ağa. Iran'daki meşrutiyete karşı çıkıp diktatörlüğü ister başta, sonra demokrasi gelince de öncekini ister. Aslında bu yönetim şekillerini istediğinden ya da sevmediğinden değil de milleti nasıl kandıracağının derdindedir. Hangi yol bu konuda kendisinin işini kolaylaştırırsa hemen onu savunmaya başlar. Kitap boyunca değişen düşünceleri de etrafındaki kimseyi rahatsız etmez. Çünkü etrafındakiler zaten onun fikirlerine değer verdiğinden değil, parası olduğu için yanına gelirler.
Hacı Ağa her sayfada namustan ve ahlaktan bahseder. Her sayfada ise başka birine kötülük yapar. Aynı sayfada kendisini bile ne kadar iyi biri olduğuna dair kandırır.
Sadık Hidayet'i biraz geç keşfetmişim gibi geliyor. Okuduğum üç kitabını da çok beğendim. Böyle konular insanı sıkar ve sık sık ara verme ihtiyacı duyarsınız. Ancak Hidayet'in eserleri, öz bir anlatımla aklından geçenleri okuyucunun önüne seriyor.
Kitapta öne çıkan dört farklı erkek karakter var. Ilki Rahip Claude: Ileri yaşlarına kadar kendini bilgiye ve dinine adamış akıllı bir din adamdır. Ancak sonunda Esmeralda'nın güzelliğine kapılır. Onun için adam öldürmekten, hatta başkasıyla olmasın diye kızı öldürmekten de çekinmez. Aslında tüm bu bilgi ve tanrı aşkının arkasında gerçek yüzü çok da örtülü değil. Nasıl bir kalp taşıdığını anlamak hiç de zor değildi.
İkinci adamsa Esmeralda'nın sevdiği Phoebus: Karakteri Rahip'ten daha iyi değil. Sadece güzelliğinden etkilendiği için çingene kızın peşinden gidiyor. İşler karışmaya başlayınca da tüm suçu kızın üzerine yıkarak kaçıyor.
Üçüncüsü Pierre Gringoire: Filozof olmasına rağmen parasız kaldığı için her türlü problemin içine giriyor. Asılmak üzere olduğu sırada Esmeralda tarafından kurtarılıyor. Kızın güzelliği onu da etkilese bile kötülükle dolu olmadığı için saplantı haline getirmiyor hiçbir şeyi. Hayatta kalmak ve kötü de olsa yaşamak için her şeyi yapan, özgür ruhlu bir sanatçı.
Sonuncusu ise kitabın belki de ana kahramanı olabilecek Quasimodo: Görüntüsü itibarıyla insanların kalplerinde dehşet uyandıran, herkesten farklı göründüğü için ezici bir yaşamla yetinmek zorunda bırakılan bir adam. Insanların dışlamasına, eziyetlerine rağmen kötü biri olmuyor. O da diğerleri gibi Esmeralda'ya tamamıyla bağlanıyor.
?si=pHPi7eG4cHlOvIES
Quasimodo ve Esmeralda'nın hikayesini okuyunca aklıma direkt bu şarkı geldi. Aslında adam, Esmeralda'yı sadece güzelliği için sevmiyor elbette. Kimse umursamazken kızın kendisine yardım etmesi ilk etken oluyor ancak yaşlı ya da etkileyici olmayan bir kadın yardım etseydi kitapta anlatılacak bir aşk olmazdı sanıyorum.
Tabii bir de Esmeralda var ki aslında bir kadın gibi yazılmış olsa da sadece bir çocuk. Diğer karakterlerin kendisini saplantı hâle getirmeleri ve çeşitli oyunlarla kandırmaya çalışmaları kitabı çekilmez yapıyor. Bu tür kısımları yazıldığı zamana göre tolere edip okuyabilmek, salt trajedi gözüyle bakıp eserin tadını çıkarabilmek mümkün değil.
Doğan Cüceloğlu’nun Var mısın? kitabı aslında bize şunu anlatıyor: “Hayat senin, gerçekten ne istediğine karar ver ve onun için adım at.” Kitap boyunca insanın kendini tanıması, içindeki sesi duyması ve başkalarının düşüncelerine göre değil kendi değerlerine göre yaşamayı öğrenmesi gerektiği söyleniyor. Bazen korkuyoruz, özgüvenimiz düşüyor, sanki hiçbir şey beceremeyecekmişiz gibi geliyor ama kitap tam da burada diyor ki; “Korkman normal ama pes etmek zorunda değilsin.” Kendine küçük hedefler koyup adım adım ilerlediğinde hem güçlü biri oluyorsun hem de hayatın daha anlamlı geliyor. Yani kitabın mesajı şu: Kendi hayatının sorumluluğunu alır ve gerçekten ne istediğini bilirsen, kimsenin seni durdurmasına gerek kalmaz. Var mısın?
Sosyalkitap.com’da artık kitapların diğer baskılarını da görüntüleyebileceksiniz. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız bu küçük ama faydalı özelliği nihayet sizlerle paylaşıyoruz.
Deniz kurdunu aralıksız okuyarak bitirdim. Doğum günümde böyle bir kitap okuduğum için şanslı hissediyorum. Şimdi bu kitaba sıra gelmeden ölseydim yazık olurdu, diye düşünüyorum. London'ın Yanan Günışığı kadar, hatta daha etkileyici bir eserdi.
Konusu itibarıyla bana biraz Iskender Pala'nın Efsane kitabını hatırlattı. Şehirli bir beyefendi gemi kazasından sonra ayıbalığı avcıları tarafından kurtarılır. Bu avcıların kendisine kazazede gibi davranıp usulünce karaya götüreceklerini düşünür. Hatta zenginliğini kullanarak para bile teklif eder. Ancak her okurun ilgisini çekecek kaptan Wolf Larsen, bu kibar beyefendiyi alıkoymak ister. Onun kolay hayatına biraz renk getirmek istediğini düşünüyordum başta.
Böylece kahvesini bile kendi pişirmeyen bir insanın, zorlayıcı deniz şartlarında miçoluk kariyerinde neler yaşadığını okuyoruz.
Elbette kitap bu kadar sığ değil. Böylesi de ilginç olurdu ama işin ilginç yanı, gemi kaptanı Larsen'in edebiyata olan ilgisi. Bu ilgi de kaptanın vahşi doğasına rağmen bizim yazarla aralarında bir ilişki ortaya çıkarıyor. Diyalogları okurları da içine çekiyor. Hayat ve yaşam üzerine, ruhun değeri üzerine tartışıyorlar. Okuyucu da bu soruları düşünmekten kendini alıkoyamıyor. Kitap sizi her anlamda için çekiyor. Böyle hissetmemin sebebi denize karşı duyduğum ilgi de olabilir.
Özetle dostlar, sizi harikulade bir kurgu bekliyor. Kendi felsefesi olan bir kitap. Jack London'ı sevenlerin özellikle es geçmemesi gerektiğine inanıyorum.
Ebeveyn tipi nasıl olur ? Sorunun cevabını düşünüyor gibi görünüyor."Sirkteki ip cambazının, yaptığı işi herkesin bir sanat gibi görmesini nasıl istediğini bilirsin ama aslında tek derdi düşmeden karşıya geçebilmektir. İşte bunun gibi bir şey."
Kim sırf Allah'a güvenirse, Allah ona her türlü destegi yetiştirir ve ummadığı yerden rızkını sağlar. Kim sırf dünyaya yönelirse Allah onu dünyaya havale eder.”
Bütün bu erkekler yıkıma uğramışlardı, karılarının sözünden çıkmıyorlardı; karılarından nefret ediyorlardı doğal olarak; ama bu nefretlerini genelleştirmek yerine, önlerine çıkan başka kadınlara koşuyorlardı. Biri gülümsemeye görsün, hemen duruveriyorlardı. Kendi kendilerini aşağılıyorlardı.
“Aklın önemli gıdalarından biri fen bilimleridir. Fen bilimleri, hakikate nursuz bir karanlık değil, bilakis bizi Allah'a daha çok yakınlaştıracak içerikte ilahi birer nimettir.”
Bu şehir laubaliliğin, kötülüğün, ikiyüzlülüğün kaynaştığı bir şehir. İyi insanları yok mu Dolu. Ama nasıl çekilmişler, nasıl ürkmüşler, nasıl kapanmışlar bir yere Neredeler
‘Kadınlar yirmili yaşlarına gelmeden önce bin kez ölmüşlerdir. Şu ya da bu yöne gitmişler ve engellenmişlerdir. Engellenmiş umutları ve düşleri de vardır. Aksini söyleyen hala uykudadır.'
"Zihnim, eski çağlardan kalma bir insanın -dünyayı dolaşarak, yıkıntılara ve yanıltıcı değişikliklere rağmen kafasında o dünyayı eskiden olduğu şekilde inşa etmeye çalışan antik bir insanın- hayaleti sanki."
Vatan turfanda sebze gibi sokaklarda bağıra bağıra satışa çıkarılmaz. Bu bir ince zanaattir. Yolu yordamı, inceliği vardır. Ne satan "Ben vatan satıyorum" ne de alan "Benim işim budur, ben her az gelişmiş ülkeyi böyle sömürüyorum" der Uzmanlık isteyen bir iştir bu. Ve yurdumuzda da böyle uzmanlara sık sık rastlanmaktadır. Bakarsınız adam her yerde bas bas bağırır "- Aşırı cereyanlar aldı yürüdü. Tedbir almak gerekir. Mülkiyet düşmanları işi azıttılar; şerefiere ve haysiyetlere tecavüz ediyorlar. Hür teşebbüs baltalanıyor. Atmalı hepsini içeri ... " Araştırırsınız. Kim bu adam? Ne istiyor? Öğrenirsiniz ki bir yabancı şirketin Türkiye temsilcisidir; onbinlerce lira maaş almaktadır bir ayda. Ya da ortaktır, bir imza ile milyonlar kazanır. Çıkarının bozulmaması için çalışacaktır. El altından gazetelere para yollayacak, politikacıların sırtını sıvazlayacaktır Aşırı karını aşırı cereyan gürültüsü ile unutturacaktır Gazete okursunuz. Adam ateşli bir yazardır; herkese söver, küfür eder Savunduğunuz ilkeler adına siz utanırsınız. Demokrasi devrinde demokrat ihtilal döneminde cuntacı, yabancı sermayenin yanında komprador meddahı olur Dün sövdüklerine bugün methiyeler düzer. Göklere çıkartır onları: "-işte, vatanın mimarı geldi. Kaç zamandır onu bekliyorduk. Kalkınmayı o yapacak. Kim ona sataşırsa komünisttir. Sizi gidi solcular ... " Ve daha bir sürü zırva. Bakarsınız bu ateşli, bu küfürbaz yazar rotatif değiştirmiş, bir yerlerden kredi almıştır. Durumu düzelmiş, geliri artmıştır. Cakasından geçilmez. Viski bardağını elinden düşürmez ...
Adam profesördür Türkiye'nin koşullarını, dünyadaki çıkar dengesini herkesten iyi bilmektedir. Özel konuşmalarını dinlemişsinizdir Bilgili ve bilinçlidir. Bir gün bakarsınız bir iri kıyım partinin gölgesinde, büyük bankaların birinde idare meclisi üyeliği almıştır. Yazdıklarını, söylediklerini unutur. Altına bir araba çeker, iki tane de kat alır. Gelsin yolluklar, Avrupa gezileri, bir de yüksek bir koltuk vaadi ... Başlar konuşmaya ve yazmaya.
Dikkatini şuan varolana odakladığında ânı yaşarsın.Önüne çıkan fırsatlardan faydalanırsın.Oysa düşüncelerinin esiri olduğunda kaygı içinde ya geçmişte ya da gelecekte yaşarsın.
Mahşer günü belki namaz sınavını, ibadet sınavını vereceğiz ama insani ilişkilerimizdeki özensizliğimiz, Allah'ın hakkını riayet ettiğini kadar insanların haklarına riayet edemeyişimizde başımızı tahmin ettiğimizden daha da çok ağrıtabilir