📌Ancak dünyayı iyileştirmenin yolu öfkenin zararlı enerjisinden değil, aklın kullanılmasından geçer. Bir stoacı için dünyaya bakmanın doğru yolu, bir doktor gibi her gün pek çok hastalıklı kişiyle karşılaşmayı beklemek olurdu.
Eser; derleme eser niteliği taşımaktadır. Türk filozof ( filozof demek eksik kalır mütefekkir, mutasavvuf) Nureddin Topçu'nun farklı yıllarda farklı yayınlarda kaleme almış olduğu yazılarının bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Derleme eserlerde genellikle anlam bütünlüğü pek sağlanamamaktadır, eser içerisinde yazarın kendisi ile çeliştiği de görülebilmektedir ki bu çok normal bir durumdur. Ancak bu eserde anlam bütünlüğü o kadar güzel sağlanmış ki Nureddin Topçu hocanın kendisi ile çeliştiği tek bir mesele bulunmamaktadır. Bu da onun nasıl fikri olgunluğa eriştiğinin en büyük kanıtıdır. Konuların sıralanışıda o kadar ustaca yapılmış ki buradan derleyen hocalarımıza da ayrı bir teşekkürü borç bilirim. Eser bir bütün oluştursada iki ana başlığa ayrılmıştır. Düşünceler ve Duyuşlar olmak üzere. Nureddin hoca felsefi bilgisini tasavvufla öyle güzel mezcetmiş ki hayranlıkla okudum. Tasavvuftaki seyr-i süluk yolculuğunun modern halini bizlere sunmuştur. Normalde bir kaç saatte okunacak bir eser olmasına rağmen uzun uzun notlar alıp sindire sindire okunması gereken bir kitap hatta bir kaç defa daha okunacak bir eserdir. Hikmetin ve irfanın ne olduğunu okuyucuda uyandıracak ufuk açıcı bir eserdir. Eserin son bölümünde damlalar adlı yazısında kitabın özetini verir mahiyette bir yazısı var ki... Sübhaneke gibi zihinlere kazıtılmalıdır...
En küçük bir çıkar karşısında, insanları on kilometre ötesindeki kardeşlerine düşman eden cehalet ve ah! Anadolu'nun ezelden beri çözülemeyen karışık toprak sorunları.
Okuduğum en iyi ve keyif verici kitaplardan biriydi. Tamamen kendine özgü orijinal bir konusu ve tarzı var. Final haftasına giriyor olmasam üç gün yerine iki günde bitirirdim.
Okumadan önce korku ve gerilim türünde bir kitap olduğunu düşünüyordum Stephen King'in de yaptığı yorum üzerine. Ancak korku ve gerilimle alakası yok. Farklı, doğaüstü varlıklar okuyorsunuz ancak gerilim yerine merak uyandırıcı ve bambaşka bir tür. Daha çok aksiyon derdim ben. Stephen King'in bu kitabı neden sevdiğini anlamıyor değilim. Kendine yakın, hatta belki kendisine denk bir hayal gücü keşfetmiş olması, arka kapaktaki "Korku edebiyatının geleceğini gördüm... Adı Clive Barker'dı." yorumu yazmasına yol açmış olmalı.
Kitapları neden sevdiğimizi hatırlatacak muhteşem kitaplarla daha sık karşılaşmayı umut ediyorum ben ve diğer herkes adına.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için
İnsan yüreği ancak belli bir miktar umutsuzluk barındırabilir. Sünger bir kez emeceğini emdi mi, üstünden deniz geçse oraya fazladan bir damla su bile sokamaz.
Sefiller-Victor Hugo
İnsan yüreği bir kaptır her duyguyu ancak ölçüsü miktarınca alabilir
Martin eden’ e "Mart" diyebilecek kadar içli dışlı oldum ve Mart'ın nazarında yeteneğin çok abartıldığı ve kişinin yetisinin yapabileceği birşeye yatkınlığını belirleyici olması dışında başka bir katkısı yoktur insanın hayatına, bireyi asıl geliştiren ve hayatına yön vermesini sağlayan en önemli mefhumun talep etmek, mücadele etmek, çalışmak ve fikirlerini geliştirmek için okumak Martin eden'in de dediği gibi "pusulasız" olmamak, fikirlerle dertlenmek gerek...
Denizci olan ve işçi sınıfından martin eden’in üst sınıftan olan Ruth'a aşık olmasıyla başlayan Kitap başlarda bir aşk romanı gibi birisini gerçekten sevmenin insana neler yaptırabileceğinin, aşkın gücünü anlatacak derken, denizci deyimiyle öyle bir dümeni çeviriyor ki martin'in mücadelesine ve çalışma azmine hayran olmamak mümkün değil. Okurken Jack London'un yarı otobiyografik romanı olduğu düşüncesi ile yol almak güzeldi Kitabı bitirdiğinizde bu konu da yazarın sürprizini göreceksiniz. İncelemeye başka bir konudan devam istiyorum.
Zihnimi kurcalayan Jack London’un da değindiği ve bir Yazar için en önemli gerekliliklerden olan" Üslup" hakkında yazmak istiyorum.
"Üslubum bozulur. Üslup sahibi olabilmek için ne kadar çalıştığım hakkında bir fikrin var mı?s306 Üslup sahibi bir yazar olduğu, üstelik bu üslubun da insanların çok hoşuna gittiği anlaşılmıştı.s434"
Bir Yazarın kitabını yada bir yazısını okurken üslup en değer verdiğim konuların başında gelir. Yazdıkları kelimelerin manasında ki fikri bize sunuş biçimine ve bu dili kullanırken adeta okuruyla konuşuyormuş edasıyla yapması çok değerli bir meziyet Önemli yazarların hepsinin Üsluplarıyla usturuplu bir biçimde bize yazdıklarını sunduğu farkedeceksinizdir. Hepsine aynı konuyu verilse bile kelimelerin manasındaki nüansı belirleyen üslupları olacaktır, bu çok önemli bir imza, Düşüncelerini birisiyle konuşuyormuş edasıyla kağıda dökebiliyorsan olmuşsundur demektir. Ve iyi bir okurun bu kitabı okuduğunda ilk farkedeceği konulardan birisi Jack London'un bu kitabı kağıda dökmeden önce zihninde yazdığı olacaktır. Bu konuda ve yazarların ilham aldıkları konular hakkında Karanlığı Aydınlat kitabının da çok faydası olacağı kanaatindeyim. Bu arada Levent Cinemre'ye bu kadar güzel bir eseri bizlere çok usturuplu bir şekilde sunduğu için Çok teşekkür ediyorum.
Okumayı düşünüyorsanız kesinlikle ertelemeyin. Keyifli okumalar dilerim Herkese... Jack London
Tuhaf bir mutlulukla doldu için; bir kalbin olduğundan değil, ona gerçekten dokunabilen birinin varlığından. Hemen arkasından bir sancı gelip geçti içinden. "Birinin kalbine böylesine rikkatle dokunabilmek ancak derin acılara maruz kalanların maharetidir." Yüzüne daha dikkatle baktın. "Kim bilir" diye düşündün, "saçlarında açan nar çiçeklerinin arasında hangi gönül ağrısını, hangi yaşamak kederini gizliyor bu kadın?"