• hafta, yedi gün, yirmi dört saat.. yıl üç yüz altmış beş gün çeker. . çarp zamanı bedeninle . . böl beynine, yüreğine .. al ömrün. daha ertesi gün .. daha ertesi gün .. yoo, hayıır.. daha ertelenmesi mümkün değil ölümün ..
Minnettarlık duyan bir kişi güçlü bir kişidir, çünkü minnettarlık gücü meydana getirir. Bütün bolluk, sahip ol duğumuz şeyler için minnettar olmaya dayanır.
"Fakat ben biliyordum ki, bu şüphe karşısında, onlar belki de, kendilerine hiç güvenmeyecek, inanmayacak olan insanlar için hür bir memleket kurmak istiyorlardı."
Kitap, Hemingway'in Afrika'da avlanarak geçirdiği zamanı anlatır ve kurgu olmayan kitaplarından biridir.
Konusu ilgimi çektiği için anlatımını çok akıcı buldum. Düzensiz ve kaçak bir avdan ziyade kontrollü, ruhsatlı bir şekilde avlanıyorlar. Iz sürmeleri, en iyi atış için sabırla beklemelerini okumak keyifliydi.
Özellikle kitabın sonunda yer alan Hemingway ve arkadaşlarının gerçek resimleri ilgi çekiciydi.
Yalnız hayvanlar ve avcılık konusunda hassas olan okurlara tavsiye etmiyorum.
Bülbüller sadece bizi keyiflendirmek için öterler. İnsanların bahçelerini didiklemez, mısır ambarlarına yuva yapmazlar. Kalplerini bize açıp şarkı söylemekten başka bir şey yapmazlar.
Editörlüğünü yaptığım "Dar Kapı" için yazdığım arka kapak yazısını inceleme olarak paylaşmak diliyorum: “İnsan kendisi için derin bir bilmecedir.”
Şaidin Büyükbayram, Dar Kapı’da okuru, gerçekliğin sınırlarında dolaşan, tekinsiz ama bir o kadar da tanıdık dünyalara davet ediyor. Bu dünyada insanlar, yüzlerini birbirine değil, ellerindeki aynalara dönüyor; hayatı sadece kendi akislerinden izleyerek geri geri yürüyorlar.
Burada modern zamanın gürültüsü bir "ses" olup insanın üzerine çullanırken kurumsal kulelerin yer altı dehlizlerinde çalışanlar, belleklerini bir kaska teslim edip kendi ölümlerini gazetelerden okuyorlar. Bazen bir kapı sahibini odasına hapsedip onunla inatlaşıyor; bazen de bir deniz “mutlu ölmek” isteyenlere hayatın o sert ve tuzlu tokadını atıyor.
Şaidin Büyükbayram; kanserle savaşan küçük bir kızın şiir dolu umudundan sakat bir atın kaderini paylaşan Mustafa’nın yalnızlığına, kendi kapısının önünde bekleyenlerden içindeki boşluğu bir kuş yuvasıyla doldurmaya çalışanlara kadar insan olmanın kırılgan hallerini büyük bir hassasiyetle işliyor.
Dar Kapı sadece bir öykü kitabı değil; insanın kendine, ötekine ve hayata ördüğü duvarların, taktığı maskelerin ve maskelerin ardındaki sessiz çığlıkların bir dökümü.
Hepimiz bu kapının önündeyiz. Ve belki de asıl mesele kapıdan geçmek değil eşikte beklemeyi bilmektir.
‘İnsanlar, kadının kalbinin tam ortasından delindiğini algılayabilseler de, yaralandığını gösteren belirtiler karşısında bilerek ya da bilmeyerek kör kalabilirler.’
"Ekmek ve et kadar umuda da ihtiyacımız var," diye sözümü kesti. Bakışlarında nadiren rastladığım bir canlılık vardı. "Umuda ihtiyacımız var, yoksa dayanamayız. Bırak umut etmeye devam etsin Feyre. Bırak daha iyi bir yaşam hayal etsin. Daha iyi bir dünya."
İnsan ne yaparsa yapsın, kendi gerçekleriyle yaşıyor kızım. Kendi hüzünlü gerçekleriyle. Baksana, mutluluğun çiçeğini ölüme yakıştıracak kadar ne yaşamış olabilirsin?
İnternet tasavvur edilen mükemmelliğin hep daha ilerisini aramaya çağırır, reel düzlemde ideal profilden gerçekleşen sapmalar, yeni araştırmaları motive eder.