İrade , bir şeyi yapmak ve yapmamak perspektifinde karar verebilme yetisidir. Bir şeyi yapmak veya yapmamanın ötesinde bir çok alternatifler arasından birini tercih edebilme yetisidir.
Tasvir gibi bakma öyle yüzüme Bakar gibi gökyüzüne Mahzun mazun Mazlum, mazlum!. Ölmekle silinir mi sandın, Silinir mi, bre hayin, İnsanları sevme suçun? ..
Cumhuriyet devrinin erken zamanlarında askerlik mesleğini yapan bir adamın atılması ve suçlanması üzerine işlenmiş kitabın konusu. Hayattaki her türlü zevke ve insana karşı ilgisini yitirmiş, her şeyden nefret eder hâle gelmiş bir adam olan Selim, karısı ve çocuğu da dâhil, üzerine konuştuğu her olguyla dalga geçiyor. Eskiden mesleği olan ve çok sevdiği askerlik mesleğinden bile vazgeçtiği noktalar var. Emir komuta zincirini eskisi gibi önemsemiyor. Yine de hayatta değerli bulduğu yegane şey askerlik.
Tasavvuf hakkında bir fikri yok, din konusunda zaten ilgisiz, edebiyat alanında da sadece şiir yazmış ve unutmuş yaşı ilerleyince. Askerlik kutsal olan, değerli gördüğü tek meslek.
Ilk başlarda tarihi bir kurgu romanı gibi geliyor ancak yarısından sonra özellikle bolca sembolizm okuyoruz. Doğaüstü olaylar gerçekleşiyor ancak bunlar da yazarın anlatmak istediğini soyutlaştırmasıyla ilgili. Mesela Ruh Adam, yani Selim, kendisi gibi düşünüp intihar eden arkadaşının arkasından intihar edemediği, hatta kendinden yirmi beş yaş küçük bir kızı sevdiği için kendisinden nefret ediyor. Arkadaşı askerlik uğrunda, ideolojisi uğrunda ölmüşken kendisinin hâlâ yaşama sevincinin olmasını katlanılmaz buluyor.
Güzel ve detayına kadar düşünülerek yazılmış gerçekten de ruhani yönüyle insanlara daha fazla hitap eden bir eser.
Daha iyisi yazılana kadar dünyanın en iyi romanı..
Kitap Karamazov ailesine mercek tutuyor. Bu aile Fyodor Pavloviç (baba), Dmitri (büyük çocuk), Ivan (ortanca çocuk), Aleksey (küçük çocuk) ve Smerdyakov (gayrimeşru oğul+uşak) tarafından oluşuyor. Fyodor’un oğulları Dmitri farklı bir anneden, Aleksey ve Ivan ikinci anneden, Smerdyakov ise düşkün bir sokak kadınından gayrimeşru şekilde dünyaya gelenler. Ana hikaye bunlar üzerinden işliyor. Birçok yan karakter var ama en önemlilerini anlatacağım.
Baba Fyodor, zamanında zengin kadınlarla muhabbete girip bayağı ölçüde zenginleşmiş yoz bir adamdır. İçkisi, kumarı, hovardalığı çoktur. Huyu da Smerdyakov hariç diğer oğullarına taban tabana zıttır. Onlarla geçinemez. Özellikle büyük oğlu Dmitri ile. Düşman gibidirler çünkü bunun bir kadınla ilintisi vardır. İkisi de Gruşenka isimli bir kadına âşıktırlar ve onu elde etmek için uğraşırlar. Dmitri bir gün babasına el kaldırır bunun yüzünden. Kanlı bıçaklı olmuşlardır artık.
Aleksey kendini dine adamış, akıl hocası Zosima’nın sözünden çıkmayan bir gençtir. İlerde bir rahip olmak ve kendini manastıra adamak ister. İyi huylu, saf, yumuşak başlı birisidir. Kardeşlerini ve babasını sever. Ivan’la ayrı bir bağı vardır. Onunla felsefi ve dini muhabbetler ederler. Yani Aleksey (Alyoşa) bu hikâyenin en temiz kişisidir.
Ivan ise her olaya mantık çerçevesinde bakan, ateizmi benimsemiş. Neden sonuç ilişkisini, Tanrı inancını ve diğer sosyolojik olayları sorgulayan bir karakterdir. Çok düşünür, çok konuşur. Alyoşa ile muhabbetlerinde Tanrı neden böyle ya da şöyle diye argümanlar sıralar. Çok keskin bir zekâsı vardır. Duygusuz görünmesine karşın oldukça duygusaldır. Zaten romanın sonlarına doğru işler zıvanadan çıktığında en çok bu karakterin bölümleri etkiler bizi.
Dmitri fevri hareketleri olan, sert mizaçlı en büyük oğuldur. Duygularının esiri olmuştur adeta. Babasına alkolik olmak konusunda benzer. Kendisini sevip onunla evlenmek isteyen bir soylu kadını reddeder. Gruşenka’nın esiri olur. Onsuz bir hayat düşünemez. Romanın kilit adamıdır çünkü asıl hikâye Dmitri’nin yaptığı ya da yapmadığı bir olay üzerinden ilerleyecektir.
Smerdyakov, Fyodor’un gariban bir kadına tecavüz etmesi sebebiyle dünyaya gelmiş gayrimeşru oğludur. Sara hastasıdır, sinsi ve rezil düşünceleri olan birisidir. Hikâyeye doğrudan etkisi vardır özellikle Ivan’ı çok sever, düşüncelerini önemser.
Daha da yazmak isterdim aslında ama spoiler olsun istemiyorum. Mutlaka okunması gereken kitaplardan en önemlisi budur.
Merhabalar ben bu nacizane çalışmanın çalışanı( yazarıyım) bu kitabi takıntıyla boğuşan tüm okbzedelere ithaf ediyorum okuyun ve bilinçlenin Saygılarımla...
“Hasta bir insan yediği ve içtiği şeylerden tat alamaz. Çevresinde olup biten mucizelerin farkına varamaz. Yara dilindeyse tat almak için tedavi olmalı, yara gönlündeyse yaşamaya başlamak için âşık olmalı.”
21 Aralik 1989'da Romanya'nin Komünist diktatörü Nikolay Cavusesku, Bükres'in merkezinde kitlesel bir miting düzenledi. Birkac ay önce Sovyetler Birligi Dogu Avrupa'daki Komünist rejimlere verdigi desfegi kesmis, Berlin duvari yikilmis, Polonya, Dogu Almanya, Macaristan, Bulgaristan, Cekoslawakei 'da devrimler yerle bir olmustu. 1965'ten beri Romanya' yi yöneten Cavusesku, Temesvar'da patlak veren bu isyanlara ragmen bu firtinaya direnebilecegini düsünüyordu.
Zulmün, travmanın direniş çığlığı ve hayatta kalma mücadelesini çarpıcı bir anlatımıyla yüreklere iz bırakan bir roman . Gwangju Katliamı, 1980 yılında Güney Kore’nin demokrasiye geçişinde travmatik ama dönüştürücü bir olay olarak kabul edilir. Yazar da bu romanın bu olay üzerinde edebiyat yoluyla anlatmış. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve uzun zamandır merak ettiğim bir eserdir. Beden, hafıza, suçluluk ve vicdan temalarını derinlemesine işliyor. Kitapta olaylar doğrudan anlatılmak yerine, birbirinden farklı karakterlerin gözünden, bölümler hâlinde aktarılmış. Bir öğrenci, bir editör, bir anne ve bir asker aracılığıyla olayların insani ve psikolojik boyutları gözler önüne seriliyor. Sanırım beni en çok etkileyen kısmı da bir anne olarak annenin evladına olan yürek burkan duyguları ve hasreti 🥺" Mutlaka okunması gereken bir başyapıt diyebilirim Kitapla kalın ✨📚