Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur.
Sence bu yarasa seni çok seviyor mu Sevmez olur mu... Yürekten mi seviyor Kesinlikle. Öyleyse geleceğine emin olabilirsin. Biraz gecikebilir, ama bir gün mutlaka seni bulacaktır.
“Lord Janos. Size Bozkalkan’ın komutasını veriyorum.” “Bozkalkan... Bozkalkan, yabanıl arkadaşlarınla birlikte Sur’a tırmandığın yerdi...” “Öyleydi, Kabul etmem gerekir ki kale acınacak durumda. Onu mümkün olan en iyi şekilde onaracaksınız. İşe ormanı geri iterek başlayın. Hâlâ ayakta duran yapıları tamir etmek için, çökmüş olanlardan taş çalın.” Bu iş zor ve acımasız olacak, diye ekleyebilirdi. Taş üstünde uyuyacaksınız, şikâyet edemeyecek ve komplo kuramayacak kadar yorgun olacaksınız. Çok geçmeden, sıcağın nasıl bir şey olduğunu unutacaksınız ama erkekliğin nasıl bir şey olduğunu hatırlayabilirsiniz. “Otuz adamınız olacak. On adam buradan, on adam Gölge Kule’den ve on adam da Kral Stannis tarafından bize geçici olarak verilenlerden.” “Ne yaptığını anlamadığımı mı sanıyorsun? Janos Slynt kolayca kandırılacak bir adam değildir. Sen henüz kundağına pisliyorken ben Kral Toprakları’nın güvenliğinden sorumluydum. Harabeni kendine sakla piç.” Size bir şans veriyorum lordum. Bu, sizin babama verdiğiniz her şeyden daha fazla. “Beni yanlış anladınız lordum,” dedi Jon. “Bu bir teklif değil, bir emir. Buradan Bozkalkan’a yirmi fersah yol var. Silahlarınızı ve zırhınızı toplayın, vedalarınızı edin ve yarın sabah ilk ışıkla birlikte yola koyulmak için hazırlanın.” “Hayır.” Donarak ölmek için uzaklara uysalca gitmeyeceğim. Hiçbir vatan hainin piçi Janos Slynt’e emir veremez! Dostlardan yoksun değilim, seni uyarıyorum. Hem burada, hem de Kral Toprakları’nda dostlarım var. Ben Harrenhal Lordu’ydum! Harabeni, senin için oy kullanan kör aptallardan birine ver. Ben o harabeyi almayacağım. Beni duyuyor musun çocuk? Almayacağım!” “Alacaksınız.” “Lord Janos,” dedi Jon, “size son bir şans vereceğim. O kaşığı masaya bırakın ve ahıra gidin. Atınız eyerlendi ve dizginlendi. Bozkalkan’a kadar uzun ve zorlu bir yol var.” “O halde yola koyulsan iyi olur çocuk. Bozkalkan senin gibiler için harika bir yer bence. İmanlı iyi insanların epey uzağında. Senin üstünde canavarın işareti var, piç.” “Emrime itaat etmiyorsunuz demek?” “Emrini alıp o piç kıçına sokabilirsin,” “Nasıl isterseniz. Lütfen Lord Janos’u Sur’a götür...” “...ve onu as,” diye bitirdi Jon. “Hayır,” diye itiraz etti Lord “Hayır, beni bırakın. O sadece bir çocuk, bir piç. Babası vatan hainiydi. Onun üzerinde canavarın işareti var, kurt var... Beni bırakın! Janos Slynt’e el uzattığınız güne pişman olacaksınız. Sizi uyarıyorum, Kral Toprakları’nda dostlarım var...” Lord Janos’un, “Eğer bu çocuk beni korkutabileceğini sanıyorsa, yanılıyor,” dediğini duydular. “Beni asmaya cesaret edemez. Janos Slynt’in dostları var, önemli dostları, göreceksiniz...” Bu yanlış, diye düşündü Jon. “Durun.” Emmett döndü, kaşları çatılmıştı. “Lordum?” “Onu asmayacağım,” dedi Jon. “Onu buraya getirin.” Bowen Marsh’ın, “Ah, Yedi bizi korusun!” diye bağırdığını duydu. Lord Janos’un gülümsemesinde, bayat yağın bütün tatlılığı vardı, ta ki Jon, “Bana bir kütük bulun,” deyip Uzunpençe’yi kınından çıkarana kadar. Uygun bir kütük bulunduğunda, Lord Janos vinç kafesinin içine kaçtı ama Demir Emmett kafese girip adamı dışarı sürükledi. Emmett tarafından yarı itilip yarı çekilerek avlunun karşısına götürülürken, “Hayır!” diye feryat etti Slynt. “Beni bırakın... bunu yapamazsınız... Tywin Lannister bunu duyduğunda hepiniz pişman...” Emmett, Janos’un ayaklarını yerden kesti. Efkârlı Edd, Janos’un sırtına bir tekme indirerek dizlerinin üstünde kalmasını sağlarken, Emmett kütüğü adamın başının altına yerleştirdi. “Eğer kıpırdamadan durursanız bu iş daha kolay olur,” dedi Jon, Janos’a. “Darbeden kurtulmak için kenara çekilmeye kalkarsanız, yine de ölürsünüz ama ölümünüz daha çirkin olur. Boynunuzu uzatın lordum.” Jon, piç kılıcının kabzasını iki eliyle birden kavrayıp silahı yukarı kaldırdığında, bıçağın üstünde solgun sabah ışığı gezindi. Jon, son bir küfür bekleyerek, “Eğer son bir sözünüz varsa, söylemenin tam zamanıdır,” dedi. Janos Slynt, Jon’a bakmak için kafasını çevirdi. “Lütfen lordum. Merhamet. Ben... ben gideceğim... ben...” Hayır, diye düşündü Jon. O kapıyı kapattın. Uzunpençe aşağı indi. Janos Slynt’in başı çamurlu zeminde yuvarlanırken, “Çizmelerini ben alabilir miyim?” diye sordu Öküz Owen. “Çizmeleri yeni sayılır. İçleri kürk kaplı.” Jon, arkasına dönüp Stannis’e baktı. İki adamın gözleri bir an için buluştu. Sonra kral, başını onaylar gibi salladı ve kulesine geri döndü.
Tüm fantastik okur dostlarımdan sıkça önerilen Dikenler ve Güller Sarayı serisine sonunda ben de başladım. Neden bana bu kadar tavsiye edildigini anladım, çok başarılıydı. Konusu, karakterleri, akıcı anlatımı ve özellikle de okuru içine çeken fantastik dünyasıyla beni çok etkiledi. Kitapta yetiskin içerik barındıran sahneler de olduğunu söylemeliyim
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, Feyre, buz gibi soğuk bir kış gününde babasının ve kardeşlerinin karnını doyurmak için ormanda ava çıkar. Yıllar önce ölüm döşeğindeki annesine ailesine bakacağına dair söz vermiş, o günden itibaren tüm hayatını ailesine adamıştır. Ormanda bir ceylana nişan aldığı sırada karşısına dikilen koca kurdu gördüğünde şans eseri kurt atak yapamadan onu öldürmeyi başarır.
Bir akşam kapısını korkunç bir canavar çalar ve öldürdüğü kurdun bir peri olduğunu, Anlaşma'ya göre cana karşılık can istediğini söyler. Feyre'yi kendisiyle birlikte peri diyarına götüren bu canavar, eskiden dünyada hükmetmiş olan Ulu Peri Tamlin'dir. Ve o günden sonra hiçbir sey Feyre için eskisi gibi olmaz.
Okuru yormayan etkileyici betimlemeleriyle yazarın çok başarılı bir atmosfer yarattığını belirtmeliyim. Benim için 8.5/10 puanlık bir kitaptı. En kısa zamanda ikinci kitabını da okuyacağım
İşte bu kitaptan sizler için seçtiğim birkaç alıntı:
"Ekmek ve et kadar umuda da ihtiyacımız var," diye sözümü kesti. Bakışlarında nadiren rastladığım bir canlılık vardı. "Umuda ihtiyacımız var, yoksa dayanamayız. Bırak umut etmeye devam etsin Feyre. Bırak daha iyi bir yaşam hayal etsin. Daha iyi bir dünya."
"İnsan kalbi taşıdığın için ne mutlu sana, Feyre. Bırak hiçbir şey hissetmeyen zavallılar kendine acısın."
"Çünkü yalnız ölmek istemezdim. Çünkü birinin son nefesimde, hatta sonra bile elimi tutmasını isterdim. Peri ya da insan, herkes bunu hak ediyor."
“İnsan hasta hayvandır” ama bence insan can çekişme durumundan kendini kurtarmaya çalıştıkça, sağaltabildiği ölçüde insan (ve belki de gerçek hayvan!) olabilir çünkü yaşamın şen döngüsü böyle olmasını dilemektedir ya da ben bu dileği buyruk bilmek istiyorum. Nilgün Marmara
Sinekli Bakkal, güçlü bir kadın karakterin gözünden, değişen bir toplumun hikayesini anlatıyor. Tarihi, kültürü, dini, sanatı, kadını ve çatışmayı bir arada sunan bu roman..hem duygusal hem düşünsel olarak derin bir iz bırakıyor. Sadece edebi bir eser değil, aynı zamanda bir toplumsal okuma metni.
Ama esas sorun yaşamadığımız için pişmanlık duyduğumuz hayatlar değil. Sorun pişmanlığın kendisi. Büzüşmemize, kuruyup kalmamıza, kendimizin ve bütün insanlığın en büyük düşmanı olduğumuzu hissetmemize neden olan, pişmanlığın ta kendisi.
Halkımız içinde bir zümre var ki yalnız "bilmediğini bilmez", bundan başka her şeyi bilmek iddiasındadır. Hekim değildir, lakin hekimleri küçümser, önüne gelene ilaç tavsiye eder. Evlenmesini asla bilmemiş, içi dışı çirkin bir karı almıştır; böyleyken her gence evlenme usulü öğretir. Birçok para harcayarak yaptırdığı ev ahıra benzer, mamafih Mimar Sinan'ı bile beğenmez..
Ceset Hırsızı, Olalla ve Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın hikayelerinden oluşuyor kitap. Başlangıçta birkaç kere tekrar okumak zorunda kaldım çünkü yazarın tarzına alışık olmadığımdan mıdır nedir, hikayenin içine giremedim. Bunu Zaman Makinesi kitabında da yaşamıştım. Bu tür kitaplara birkaç kere şans verip sabır göstermeniz gerekebiliyor. Çünkü bana kalırsa bu tarz yazarlar, birbirine benzeyen tarzlara sahip yazarlardan ayrılmalarını sağlayan özgünlüklere sahip
Özetle, uzun zamandır aklımda olan ve bana yabancı olan yazarın bu kitabını okuduğum için mutluyum. Vakit kaybı değildi ve merak ediyorsanız ertelemeden okumanızı tavsiye ederim.
Masum kalbiyle bazen güldüğümüz bazen de ağladığımız ama her günü başka bir mücadele içinde geçirdiğimiz bu hayatta ne için var olduğumuzu düşünüyordu.
O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.
Haklı olduğu halde münakaşayı terkedene, cennetin en yüksek yerinde ev inşa edilir. Haklı olmadığı halde münakaşayı terkedene cennetin ortasında ev inşa edilir.
Göğsüne saplanmış bıçak ile bulunan bir adamın cinayet soruşturması ile başlıyor kitap. Her zamanki gibi Nevzat Başkomiser, yardımcısı Ali ile birlikte olayı araştırıyorlar. Dairde buldukları, altı kanla çizilmiş Incil'deki yazıyla her şey daha da karmaşık bir hale geliyor. "Uyan, ey kılıç! Çobanıma, yakınıma karşı harekete geç. Çobanı vur da Koyunlar darmadağın olsun."
Katilin bıraktığını düşündükleri bu alıntı, polisleri dini bir sebep aramaya yönlendiriyor. Bu noktada kurguya Kitabın antagonisti Can dâhil oluyor. Akademisyen olduğu için ve dinler hakkında bilgisi olduğu için polise yardım ediyor. Ancak olay dini mi, intikam için mi yoksa rastgele işlenmiş bir cinayet mi, bunu okuycuların çözmesi pek kolay olmayacaktır bence.
Polisiye türünde hem yerli hem de iyi düşünülerek kurgulanmış ve yavan olmayan bir kitap istiyorsanız Kavim'i şiddetle öneririm. Sadece Kavim değil, Ahmet Ümit bu türde muhteşem.
Ütopik ve Distopik Mesajlar İçeren Yetişkin Kitabı
Her ne kadar çocuk kitabı gibi görünse de ütopik ve distopik dünya düzeni algılarını içermesi dolayısıyla özellikle yetişkinler için okunması gereken bir kitap. Herkesin okuması gereken dünyaca bilinilirliği olan bir kitap.
Cesaret verme sırası Endiku'ya gelmişti. "Sevgili dostum, yiğit savaşçı, büyük kahraman" dedi. "Birbirine bağlanmış iki tekne kolay batmaz, kolayca kopmaz üç katlı bir ip unuttun mu? El ele verip omuz omuza dövüşürsek, hiçbir şey olmaz bize."