*Halil Cibran’ın üçlemesinin ilk kitabı olan "Meczup"u okumaya "Ermiş"ten başlamam ne yazık ki biraz sıra dışı oldu. Cibran’a göre meczup, toplumun kalıplarına uymayan, özgür düşüncelere sahip ve kendi iç dünyasında yaşayan biridir. Toplum tarafından deli olarak görülse de, aslında gerçekliği daha net gören, derin bir anlayışa sahip bir varlıktır. Yazarın eserlerini okurken bu gerçeği daha iyi anladım. Sürekli kişisel gelişim kitapları okurken yaptığımız gibi, kendi iç dünyamızı sorgulamak ve kendimizle yüzleşmek istiyorsak, "Meczup" en iyi rehberlerden biri olabilir. Bu eser, bizi derin düşüncelere sevk ederek hayata farklı bir perspektif kazandırıyor. Yazara olan hayranlığım bir kez daha arttı. Kitaptan en sevdiğim alıntı ise şu: "Herkes delidir, sadece deliliğin çeşitleri farklıdır." Bu söz, beni her okuduğumda derin düşüncelere daldırıyor. Eğer siz de kendi dünyanızı daha iyi anlamak istiyorsanız, "Meczup"u mutlaka okumalısınız.**
Biz ruhun terbiyesinden bahsediyoruz ama duyuların terbiyesi de söz konusu. Gözün, kulağın, burnun terbiyesi... Kulağın hakkı güzel söz işitmektir, gözün hakkı hakiki manada güzellikle karşılaşmaktır, burnun hakkı ise güzel kokular koklamaktır.
EvladımSanaDiyorum Kitap Kulübü olarak Cinayet Şirketi romanını Ağustos Ayında bir solukta okuduk.Etik kuralları olan suikastçıların, kendi şirketlerini nasıl yok etmeye çalıştıklarını, "kendi silahıyla vurulmak" deyimini uzun uzun anlatan sürükleyici bir roman.Kitabın sonunun yazarın notlarına dayandırılarak tamamlanması buruk bir his bırakmaktadır.
Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır?
"Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda hikayenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz.Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir." --Pema Chödrön
Cebren ve hile ile değiştirilmek istenen faktörler ki mevcut..
(...) Anayasa'nın sadece top ve tüfekle çiğneneceği, yanlış bir görüştür. Anayasa, buyruklarına aykırı uygulama ile de çiğnenebilir. Unutulmasın ki, Anayasa, onu hiçe sayanlara karşı hiç de yumuşak yüzlü değildir. (Kim, 30 Haziran 1967)
Nietzsche bir decadent ama aynı zamanda decadent değil. Çelişki kafa karıştırıcı dursa da olayın çekirdeği de bu. Insan ne iyidir ne kötü, bunların ötesindedir. Bizler tarafından, bazı durumları karşılaması ve kolay sınıflandırılması için üretilmiş terimlerle değişmez bir etiketlenmeyi kabul etmiyor. Varoluşun getirdiği zorluklara katlanmak yerine, olumlu kılarak yaşama enerjisini korumak için hayatı sevmeye teşvik ediyor kendisini.
Fikir yoğunluğundan dolayı okuması çok kolay değildi ilk başta. Fakat Nietzsche'nin ideolojisini anlayıp sindirerek yavaşça okursanız hem farklı hem de özgün bir bakış açısı sunuyor okura.
Düşüncelerinizin içine kadar sokuluyorlar. Mantığı ortadan kaldırmadan, bu gidişe bir son vermek, kötülüğe direnmekten vazgeçmek ve gerçek hürriyeti tanımak imkânsız.
Bir keresin de Hölderlin, her şeyin ritim olduğunu söylemişti: İnsanın bütün yazgısı, semavi bir ritimden ibarettir, tıpkı her sanat eserinin, biricik bir ritim olduğu ve her şeyin Tanrı'nın şiir söyleyen dudaklarından salındığı gibi.
Okurken midem birazcık bulandı ama çok değil biraz…Bu yüzden siyah kalp bırakıyorum. Kitabın ismi kadar kapağı da oldukça etkileyici. Eğer sıradışı ve rahatsız edici bir distopya okumak istiyorsanız kesinlikleeeee kaydetmelisiniz.
Vahşi olan her şey ilgimi çekiyor. Biraz wednesday ruhlu olduğumdan olsa gerek. Kitaptaki; kol-bacak kesim sahneleri, kancaya takılmış bedenler gözümün önünden gitmese de sanki ben de et işleme tesisinde Marcus Tejo ile çalışıyormuşum gibi hissettim. Kitabı okuyanlardan bir kısmının “iştahım kesildi et yiyemem artık” gibi yorumlar gördüm abartmayın o kadar da değil. Bende aksine merak uyandırdı hiç iştahımda kesilmedi. :D
Kitabın içeriğine gelecek olursak; bir virüs yayılıyor, hayvan eti yemek artık yasak. İnsanlar, protein ihtiyacını karşılamak için hayvan eti yerine insan eti yiyorlar.Yamyamlık metaforu nefis kullanılmış. İnsanlar birbirini yiyor “bizim dünyamızda mecaz anlamda.” Kitapta ise gerçek anlamda. Yazarın bize mesajı aslında tam olarak şu: “Siz birbirinizi tüketiyorsunuz, fark etmiyorsunuz; işte bunu sizlere somutlaştırdım.” İlişkilerde tüketiliyoruz, iş hayatında harcanıyoruz, toplum bizi çiğ çiğ yiyor. Romanın anlattığı çöküş, aslında bir distopya değil.Biz zaten oradayız sadece adını koymuyoruz.
İnsan ilişkilerinin yüzeyselleştiği, ahlakın pazarlık unsuru olduğu, insanların birbirine “iyi gelirken bile” bir çıkar aradığı bir düzen… Bu düzen kitapta biraz daha kanlı ve çıplak hâle getirilmiş. İnsan eti üzerinden tüketim çılgınlığı, talep-arz ilişkisiyle birlikte net bir şekilde gösterilmiş. Daha fazla et, daha fazla kâr. Bugünkü sosyokültürel dünyamızdaki tüketim çılgınlığını mide bulandırıcı ama net bir aynayla gözlerimize sokuyor.
İnsan en çok neye alışırsa ondan korkmalıyız. Sistem insanı yavaş yavaş, fark ettirmeden yer. İlk adımda miden bulanıyor, ikinci adımda sorguluyorsun, üçüncü adımda gözlerin alışıyor. Biz, düzenin sofrasında birer ‘kadavra’ olmayı çoktan kabullendik dostlarım. Bu durum: Zygmunt Bauman’ın akışkan modernite kavramıyla birebir örtüşüyor: Her şey hızla değişiyor, insanlar nesneleşiyor ve el değiştiriyor. Foucault’nun iktidar-özne ilişkisi üzerinden bakmakta oldukça anlamlı:İktidar aynı zamanda insanı “nasıl biri olması gerektiğine” ikna eden görünmez bir mühendisliktir.
Leziz Kadavralar, mide bulandırıcı sahnelerin ötesinde, modern hayatın tüketim ve çıkar çarkını çarpıcı bir şekilde gösteren bir ayna. Şiddet ve rahatsızlıkla dolu olsa da oldukça düşündürücü bir roman.
Öyle bir kitap ki beğeneni çok olduğu kadar beğenmeyeni de fazla. Şans verin ve tarafınızı seçin.
Nikolay Çavuşesku yirmi yılı aşkın bir süre boyunca Romanya'nın diktatörlüğünü yürüttü.
Muhalefeti olmadı, çünkü halk hapishaneler ve mezarlıklarla uğraşıyordu, ama onun kendine saygı ve hürmet adına halkın bedava işgücüyle yükselttiği firavunca anıtları sınırsızca alkışlama hakkı hepsinin vardı.
Çavuşesku mutlak gücünü kutlamak için kendine fildişinden bir asa yaptırdı ve kendi kendine Halkın Rehberi sıfatını verdi.
Alışıldığı üzere kimse karşı çıkmadı. Ama bundan kısa bir süre sonra halkın öfke kasırgası patlayınca, Çavuşesku'nun kurşuna dizilmesi kolektif bir şeytan kovma töreni oldu.
Bunun üzerine, iyilerin iyisi ve dünyanın kudretlilerinin gözdesi bir anda sihirli bir biçimde filmin kötü adamına dönüştü.
Hamilelik sırasında annemizin duyguları bizim dünyamıza işler. Sakin veya sıkıntılı, algısal veya küstah, dirençli veya inançlı olmamıza kadar temel doğamızı etkiler.
Başka insanların değerini hakkıyla biçebilenlerin sayısı çok az. Bu bir doğa vergisi. Hatta, bu yeteneğe sadece muhteşem insanların sahip olduğunu söyleyebilirim.