"Padişah bir elma yerse halkın bağından, Adamları söker ağacı kökünden. Sultan reva görürse beş yumurta için zulmü, Askerleri şişe geçirir bin tavuğu."
Bir insanı mantık yoluyla ne kadar tartışılmaz derecede ikna ederseniz edin, o insan duygusal devrelerinde gerekli değişiklikler oluşmadığı takdirde davranışlarının değişmesi çok zordur. Motivasyon 'neden'lere bağlıdır. Fakat insanı yönlendiren nedenler mantıksal olmaktan ziyade öncelikle dürtüsel ve duygusaldır.
On sene önce suç türünde yeni ve farklı bir kitap arayışındayken keşfetmiştim Ana Kuzusu'nu. Gerçekten de farklılık konusunda beklentinizi karşılayacaktır. Sadece konuda boşluklar vardı ve yazar, amatörce bir anlatım ortaya çıkarmıştı. Kitap eleştirmeni değilim ancak on sene geçmesin rağmen hâlâ konusunu ve zayıf anlatımını net bir şekilde hatırlıyorum.
“İnsanlar yalnız doğar, yalnız ölür ama arada bir yerlerde bir dostluk kurabilirlerse dünya biraz daha katlanılır hale gelir.”
Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ı, büyük buhran döneminde Amerika’nın kırsalında geçen, sade ama derin bir hikaye. Hikayenin merkezinde iki mevsimlik tarım işçisi var.George ve Lennie. George zeki ama fakir bir adam.. Lennie ise koca cüsseli, zihinsel engelli, çocuk gibi saf bir karakter. Birbirlerine tutunarak, bir gün kendi toprağında yaşama hayaliyle oradan oraya iş ararlar.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, hayallerin ağırlığı altında ezilen insanların trajedisini sade bir dille anlatması. Lennie’nin “bir tavşan çiftliğimiz olacak mı George?” sorusu, sadece bir hayal değil, aynı zamanda umut, masumiyet ve kırılganlıkla dolu bir haykırış gibi. Ama dünya o kadar acımasız ki, bu hayalin gerçekleşmesi neredeyse imkansız.
Steinbeck, kelime oyunlarına kaçmadan, süssüz bir anlatımla karakterlerin ruh halini bize geçiriyor. George’un içindeki sorumluluk duygusu, Lennie’nin fiziksel gücüyle baş edemeyen zihni dünyası, yan karakterlerin yalnızlığı, çaresizliği ve öfkesi… Tüm bunlar, kitabı kısa ama etkileyici bir deneyim haline getirmiş.
Belki de en çok sarsan, insanın insana yetememesi. George’un Lennie’ye hem bir abi, hem bir baba, hem bir arkadaş gibi davranması… Ama sonunda kaderin acımasızlığına boyun eğmesi… İşte o final sahnesi, öyle sade ama öyle güçlü ki, insanın içinde bir boşluk bırakıyor.
Kısa ama unutulmaz bir kitap. Birlikte olmanın kıymetini, hayal kurmanın bedelini, ve yalnızlığın sessiz çığlığını anlatıyor. Ve belki de en çok, “Biz insanız ama bazen en çok fareler kadar bile güvende değiliz.”
Kitlelerin dine karşı kayıtsız olması, ulusun en tehlikeli hastalığı olarak karşımıza çıkabilir. Kafası karışık gençlik, düşük liberal düşünürler gibi Tanrısızlığın özgür düşüncenin işareti olduğunu düşünür. Tanrısızlık ruhun perişan oluşudur. Ruhun hastalığıdır. Tanrısızlık ulusun içinde yatan aydınlık şeylerin ölmesidir. Bunun sonucu olarak hayvan gibi davranan insanlar, düşkünlük, ahlaksızlık, kaba egoizm, ahlaki yetersizlik doğar.
"Üzerinde yaşadığımız topraklar bizi her zaman şekillendirdi. Savaşlar, iktidar, siyaset ve artık yerkürenin neredeyse her yerini işgal eden halkların sosyal gelişimi, coğrafyanın etkisiyle biçimlendi." Coğrafya Mahkumları
Nina ve Roman iki karkaterin aklında da aşk en son sıradaydı. Nina babası için bu evlilik oyununu kabul etmişti. Roman'ın ise tek derdi itibarını korumaktı. Nina asi ruhlu kızımız anlaşmayı yaptı ama tek derdi anlaşmanın hemen tamamlanmasıydı. Çünkü mafya lideri olan Roman her haliyle korkutucuydu. Gören herkes köşe bucak kaçıyordu ama kim bilebilirdi bu ufak kıza yenileceğini. Peki bunlar içinde yaşadığı aşkın farkına varabilecek mi? Roman'ın kirli dünyasına Nina ne tepki verecek? Kokularıyla savaşacak mı, kaçacak mı?
📚📚📚 #kusursuzcakusurlu serisinin ilk kitabını heyecanla ve merakla okudum. Konunun bütünlüğü ve uzatılmasdan bitmesi çok hoşuma gitti. Karakterlerin netliği ve sorunların hızla çözüme kavuşması harikaydı. Bazı yerlerde tabi ki klişeler vardı ama bizi de bağlayan o klişeler oldu. Uyarmadan geçmek istemiyorum +18 sahneleri mevcut, her anlamda. Özellikle mafyanın içinde olduğu bir kitap okuyorsanız kanlı sahnelere hazır olmalısınız. Nina'nın verdiği tepkiler bence normaldi. Çünkü yapılanları kabul etmek çok zordu. Umarım aşk kazanacak... (kitapta her şey belli ama spoi vermek istemedim)
Sokrates’e göre bilgi ve erdem birdir; şu anlamda ki bilge insan, neyin doğru olduğunu bilen kişi, ayrıca doğru olanı yapacaktır. Başka bir deyişle, hiç kimse bilerek ve amaçlayarak kötülük yapmaz; kimse kötülük olarak kötülüğü seçmez.
GELİNLİK BAKARKEN Rahlede ağlayarak Nietzsche okumuş, öyle çıkmıştı sokağa üstüne varılmış çürük bir tez gibiydi dalgın yürürken pazardaki domatesi felsefeyle evermek, elbette daha kötüdür kara bir kışın ağustosa düşmesinden
Yani insanda akıl mı kalır, maç başlamış hayat pahalı gemiler bile yorulurken, yıldızlar usulca eskirken el kadar bir çocuk muydu yoksa zebellah bir polis tam beş kurşun dediler, üstelik gelinlik bakarken