Refik Halid Karay’ın kalemi çok akıcı ve bu romanı da lezzetli bir Türkçeye sahip. Kitap bana göre iki bölümden oluşuyor, ilk üçte ikilik bölümde sürgün hayatı ve gurbet hissinin psikolojisini anlatırken son üçte birlik bölümde bir aile trajedisiyle final yapıyor. 1922-1925 yılları arası Beyrut, Şam, Halep’te sosyal yaşamın nasıl olduğu, insan ilişkileri güzel güzel anlatılmış. Sıkılmadan okunacak bir kitap.
OKUMAK FİİLİNİN emir kipine tahammülü yoktur. Başka fiillerle de paylaşır bu nefretini: "Sevmek" fiili..."Hayal etmek" fiili... Yine de deneyebiliriz tabii. Haydi: "Beni sev!" "Hayal et!" "Oku!" "Okusana diyorum, sana okumanı emrediyorum!" "Odana çık ve oku!" Netice? Hiçlik.
Türkçeye çevrilmiş bütün Tanizaki eserlerini okuyan biri olarak, “Nazlı Kar” üstadın (benim için) başyapıtı diyebilirim. İlk olarak “Musaşi Lordu'nun Gizli Yaşamı”nı okuyup bayılmıştım yazara, sonrasında diğer kitaplarını da aynı zevkle okumuştum. “Musaşi Lordu'nun Gizli Yaşamı” ile birlikte “Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın” favori kitaplarım olmuştu. Ama “Nazlı Kar” bambaşka bir seviye olmuş. Bütün Tanizaki kitaplarında gördüğüm karakter bu esere de yansımış. Sadelik. “Nazlı Kar” da Makioka ailesinin dört kız kardeşin öyküsü, sekiz yüz küsür sayfada o kadar güzel anlatılmış ki, bin sekiz yüz sayfa olsa yine okunur. Sadelikten kastım, romanın kendine has dili. Aforizmalardan, tumturaklı cümlelerden uzak. Tanizaki hep böyle yazıyor zaten. Anlatılan olayları bir film izler gibi kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Bir dönem kitabı olmasına rağmen Japonya hakkında bilgi edinmek isteyenler için güzel bir başvuru kaynağı olarak okunabilir. Geleneksel Japon sanatları, Doğal afetler, gelenek ve görenekler, hızla değişen dünya ile birlikte değişen Japon toplumu… üstelik okurken kendimize hiçte uzak olmayan tespitler barındıran enfes bir roman.