Nadir, sıra dışı beyaz renge sahip Çota ile bu filin bakıcısı Cihan etrafında şekilleniyor hikaye. Mimar Sinan ve sarayla ilgili kısımlar merak uyandırıcıydı.
Ben özellikle hikayedeki detayları beğendim. Kimsesiz ve savunmasız konumda bulunan Cihan'ın başından geçen trajik durumlar da eklenmiş.
Okuması ne kadar zor olsa da bence hikayeleri gerçekçi yapan bu detaylardır. Bu yazardan öneri isteyenlere öncelikli olarak Ustam ve Ben'i òneririm.
Bazen yaşamı anlamıyor insan. Her zaman bir tantana ve yaşama tutunma arayışıyla geçiyor. Bir yere kadar hayatın değerini anlamıyor belki de insan. Yaşıyorken ne varsa yapmalıydı belki de yarını umursamadan.
İlk hikâye kitabım Farklı Bir Mehtap, okuruyla buluştu.
2019 yılında kaleme almaya başladığım ve 2025 yılında nihayete erdirdiğim Farklı Bir Mehtap'ın yazım sürecinde temel gayem, okuru sıkmadan hikâyeye özgün bir bakış açısı kazandırmaktı.
Eser, editöryal süreçte nitelikli bir onay alarak yayımlandı. Ancak bir metnin asıl varoluşu ve hakikati, okurun zihnindeki karşılığıyla tamamlanır. Bir eserin kalıcılığı, okurun ona kattığı anlamla ölçülür.
Farklı Bir Mehtap üzerine düşünceleriniz, yazar olarak benim için en kıymetli geribildirimdir. Kitabın sayfaları arasına gizlenen mehtabı keşfetmeniz dileğiyle. (Serenay Özkan) Serenay Özkan Farklı Bir Mehtap
Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım…
Gidenleri öp benim için, çünkü benim Ceylan bakışlı bir kırlangıçtan Bile mahcup ruhum var. Buruk bir ömrü yaşasa da bedenim Mutluyum, çünkü hâlâ kılıçtan Utanan bir boynum var.
“Mantığınıza sesleniyorum, insan evlilik kurumunun köhneliğinden haberdar olsaydı kafasını evlilik yularına gönüllü uzatır mıydı Ve hangi hatun kişinin bir adamla işi olurdu.”
“Doğuyor, bedenlerimize girip çıkmasına yetecek kadar besleniyoruz ve içlerimizden kaldırabilecek olanlarsa gücünün son damlasına kadar çalışmaya zorlanıyor. Ve yararlılığımız sona erdiği an korkunç bir acımasızlıkla katlediliyoruz.”
“Lord Janos. Size Bozkalkan’ın komutasını veriyorum.” “Bozkalkan... Bozkalkan, yabanıl arkadaşlarınla birlikte Sur’a tırmandığın yerdi...” “Öyleydi, Kabul etmem gerekir ki kale acınacak durumda. Onu mümkün olan en iyi şekilde onaracaksınız. İşe ormanı geri iterek başlayın. Hâlâ ayakta duran yapıları tamir etmek için, çökmüş olanlardan taş çalın.” Bu iş zor ve acımasız olacak, diye ekleyebilirdi. Taş üstünde uyuyacaksınız, şikâyet edemeyecek ve komplo kuramayacak kadar yorgun olacaksınız. Çok geçmeden, sıcağın nasıl bir şey olduğunu unutacaksınız ama erkekliğin nasıl bir şey olduğunu hatırlayabilirsiniz. “Otuz adamınız olacak. On adam buradan, on adam Gölge Kule’den ve on adam da Kral Stannis tarafından bize geçici olarak verilenlerden.” “Ne yaptığını anlamadığımı mı sanıyorsun? Janos Slynt kolayca kandırılacak bir adam değildir. Sen henüz kundağına pisliyorken ben Kral Toprakları’nın güvenliğinden sorumluydum. Harabeni kendine sakla piç.” Size bir şans veriyorum lordum. Bu, sizin babama verdiğiniz her şeyden daha fazla. “Beni yanlış anladınız lordum,” dedi Jon. “Bu bir teklif değil, bir emir. Buradan Bozkalkan’a yirmi fersah yol var. Silahlarınızı ve zırhınızı toplayın, vedalarınızı edin ve yarın sabah ilk ışıkla birlikte yola koyulmak için hazırlanın.” “Hayır.” Donarak ölmek için uzaklara uysalca gitmeyeceğim. Hiçbir vatan hainin piçi Janos Slynt’e emir veremez! Dostlardan yoksun değilim, seni uyarıyorum. Hem burada, hem de Kral Toprakları’nda dostlarım var. Ben Harrenhal Lordu’ydum! Harabeni, senin için oy kullanan kör aptallardan birine ver. Ben o harabeyi almayacağım. Beni duyuyor musun çocuk? Almayacağım!” “Alacaksınız.” “Lord Janos,” dedi Jon, “size son bir şans vereceğim. O kaşığı masaya bırakın ve ahıra gidin. Atınız eyerlendi ve dizginlendi. Bozkalkan’a kadar uzun ve zorlu bir yol var.” “O halde yola koyulsan iyi olur çocuk. Bozkalkan senin gibiler için harika bir yer bence. İmanlı iyi insanların epey uzağında. Senin üstünde canavarın işareti var, piç.” “Emrime itaat etmiyorsunuz demek?” “Emrini alıp o piç kıçına sokabilirsin,” “Nasıl isterseniz. Lütfen Lord Janos’u Sur’a götür...” “...ve onu as,” diye bitirdi Jon. “Hayır,” diye itiraz etti Lord “Hayır, beni bırakın. O sadece bir çocuk, bir piç. Babası vatan hainiydi. Onun üzerinde canavarın işareti var, kurt var... Beni bırakın! Janos Slynt’e el uzattığınız güne pişman olacaksınız. Sizi uyarıyorum, Kral Toprakları’nda dostlarım var...” Lord Janos’un, “Eğer bu çocuk beni korkutabileceğini sanıyorsa, yanılıyor,” dediğini duydular. “Beni asmaya cesaret edemez. Janos Slynt’in dostları var, önemli dostları, göreceksiniz...” Bu yanlış, diye düşündü Jon. “Durun.” Emmett döndü, kaşları çatılmıştı. “Lordum?” “Onu asmayacağım,” dedi Jon. “Onu buraya getirin.” Bowen Marsh’ın, “Ah, Yedi bizi korusun!” diye bağırdığını duydu. Lord Janos’un gülümsemesinde, bayat yağın bütün tatlılığı vardı, ta ki Jon, “Bana bir kütük bulun,” deyip Uzunpençe’yi kınından çıkarana kadar. Uygun bir kütük bulunduğunda, Lord Janos vinç kafesinin içine kaçtı ama Demir Emmett kafese girip adamı dışarı sürükledi. Emmett tarafından yarı itilip yarı çekilerek avlunun karşısına götürülürken, “Hayır!” diye feryat etti Slynt. “Beni bırakın... bunu yapamazsınız... Tywin Lannister bunu duyduğunda hepiniz pişman...” Emmett, Janos’un ayaklarını yerden kesti. Efkârlı Edd, Janos’un sırtına bir tekme indirerek dizlerinin üstünde kalmasını sağlarken, Emmett kütüğü adamın başının altına yerleştirdi. “Eğer kıpırdamadan durursanız bu iş daha kolay olur,” dedi Jon, Janos’a. “Darbeden kurtulmak için kenara çekilmeye kalkarsanız, yine de ölürsünüz ama ölümünüz daha çirkin olur. Boynunuzu uzatın lordum.” Jon, piç kılıcının kabzasını iki eliyle birden kavrayıp silahı yukarı kaldırdığında, bıçağın üstünde solgun sabah ışığı gezindi. Jon, son bir küfür bekleyerek, “Eğer son bir sözünüz varsa, söylemenin tam zamanıdır,” dedi. Janos Slynt, Jon’a bakmak için kafasını çevirdi. “Lütfen lordum. Merhamet. Ben... ben gideceğim... ben...” Hayır, diye düşündü Jon. O kapıyı kapattın. Uzunpençe aşağı indi. Janos Slynt’in başı çamurlu zeminde yuvarlanırken, “Çizmelerini ben alabilir miyim?” diye sordu Öküz Owen. “Çizmeleri yeni sayılır. İçleri kürk kaplı.” Jon, arkasına dönüp Stannis’e baktı. İki adamın gözleri bir an için buluştu. Sonra kral, başını onaylar gibi salladı ve kulesine geri döndü.
Kitabın Adı: Kaplanın Sırtında Yazarı : @zlivaneli Yayınevi: @inkilapkitabevi Türü : Roman Basım Yılı: 2024 Sayfa Sayısı: 322 Sayfa
Düşünceler: Türk edebiyatının yaşayan en büyük isimlerinden birisidir Zülfü Livaneli.Sadece yazar değil müzik ,senaryo gibi bir çok alanda eserler vermiş kültür dünyamızda önemli bir yer edinmiştir.
Kitaplarını zevkle okuduğum yazarın bu son kitabı bir dönem eseri. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit 'in hayatında üzerinde pek durulmayan bir kısmını, Selanik'teki sürgün yıllarını anlatıyor.
1909 yılında tahttan indirilen Sultan 2. Abdülhamit 1909 yılında Selanik'e gönderilir ve yaklaşık 3,5 yıl orada tutulur. Hayatı ve icraatları ile ilgili olumlu,olumsuz pek çok eser yazılan Abdülhamit 'in tahttan indirilmesi ile ölümü arasında geçen 9 yıl ile ilgili ( 1909-1918) yazıkki pek bilgi sahibi değiliz.
Usta yazar ve aynı zamanda gurur kaynağımız olan Zülfü Livaneli Askeri Hekim Atıf Hüseyin Bey 'in anılarından yararlanarak yazdığı bu romanda ayrıca 60 civarı kaynaktan da yararlanılmış.
Tarihi gerçekler ışığında yazılan eserde objektif ve gerçekçi bir bakış açısı göze çarpıyor. Padişahın , askerlerin, halkın ,aydınların vb hemen herkesin gözünden değişik profillerdeki 2. Abdülhamit portreleri sunuluyor bize ama yargılama yapılmıyor.
Yazarın kaleminin gücünün Kitabın hemen tamamında devreye girdiğini ,dönemi anlatan eşsiz hatırayı akıcı , muhteşem bir romana dönüştürdüğünü gördüm. Objektiflikten sapmadsn eleştirel unsurlar ile düşünsel gereksinme de hissettiren eserde yazarın çoğu kitabında olduğu gibi hümanist belirgin izlerde yer alıyor
Hem içeriği , hem alınması gereken dersleri hem de edebi yönünün kuvveti nedeniyle tüm ķitap dostlarına zevkle ve ısrar ile tavsiye ediyorum
Betül Fırat’ın “Öykü Muhiti”si, kısacık öykülerde büyük dünyalar kurma becerisini gözler önüne seriyor. Her sayfa, adeta bir tablo gibi canlı; yazarın akıcı, içten ve şiirsel dili, karakterlerin ruh halini en ince ayrıntısına kadar hissettiriyor. Fantastik atmosferle harmanlanan insan hikâyeleri, okura hem duygu yoğunluğu hem de hayal gücü sunuyor. Bu eser, dramı ve umudu dengeli biçimde harmanlayarak, okuyucuya kısa ama etkileyici bir deneyim yaşatıyor. Karakterlerin içsel yolculukları, okuyucunun kendi hayatına dair yeni bakış açıları kazanmasına vesile oluyor. “Öykü Muhiti”, edebiyat tutkunlarına unutulmaz anlar vaat eden bir başyapıt niteliğinde.
hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır.
Farkındalık, düşüncelerimiz, duygularımız, vücudumuzdaki hisler ve etrafımızdaki ortamla ilgili anlık bilinçliliğimizi sürdürmektir. Farkındalık, aynı zamanda kabulleniş’i içeriz
Tam pes etmek üzere olduğum bir gecede, kafamın içinde verdiğim savaşı zor da olsa kazandım. O gecenin sabahına ben çıktım ama, İçimdeki hiçkimseyi sağ bırakmadım…
Kitabın Adı: Bülbülü Öldürmek Yazarı : Harper Lee Yayınevi : @epsilonyayinevi Türü : Roman Basım Yılı : 2025 Sayfa Sayısı: 358 Sayfa
Düşünceler : Her yazarın eserlerinde yaşadıklarının az ya da çok etkisi bulunur. Kimi biraz esinlenerek aktarır bunları kimisinin yazım tarzına yansır kimi ise yaşadıklarını tamamen anlatır. Bu eserde bu tip bir roman. Ama yazar bunu bize direkt söylemiyor okurken ,araştırırken anlıyoruz bunu.
1960 yılında yayınlanan ve yayınlanır yayınlanmaz büyük ses getiren eser bir yıl sonrada Pulitzer Ödülü kazanmış. 40 küsür dile çevrilmiş ,filmlere ilham olmuş bu romanın 55 yıl sonra devamı yazılmış olmadan asla bir öncekinin ününü yakalayamadı.
Kitap Scout ( Jean) isimli 9 yaşında bir kız çocuğunun gözünden ırkçılığı anlatır. Çocukların masum dünyasında yer etmeyen ayrımcılık ,nefret gibi olguları irdeleyen ,eleştiren eser Amerikan Edebiyatının en büyük romanlarından birisidir.
Scout ve abisi Jem 1929 yılındaki Büyük Buhranı atlatmaya çalışan Amerika Toplumunun içindeki ufak nüvelerdir. Yaşadıkları toplumda zencilere uygulanan ikinci sınıf vatandaş muamelesini bir türlü anlamlandıramayan çocukların toplumda gördüğü direnç aynı zamanda neredeyse günümüze kadar gelen ayrımcılığın karanlık bir resmidir.
Babaları Atticus 'un suçsuz bir siyahiyi savunması aynı zamanda adaleti ,hukukun üstünlüğünü anlatan bir destana dönüşür ama siyahi adam yinede suçlu bulunur. Çünkü adalet herkese aynı kararlılıkla işlemez Abd 'de. George Orwell 'in 'Hayvan Çiftliği ' romanındaki gibi " Bazı hayvanlar daha eşittir."
Masumiyet ,adalet , sevgi ,nefret ,önyargı gibi duyguları ayrıntılı olarak işleyen bu güzel eserin sürpriz ve hoş bir finali de var.
Güzel ,akıcı ,etkili bir eserdi. Tüm kitap dostlarına zevkle tavsiye ediyorum bu başyapıtı