...Bu müzmin hastaların özelliklerini incelemeye başlayınca,kendi kişisel iradelerine set çekip,sürekli sadece dışarıdan yardım beklediklerini anladım.
Hüzün ve Tesadüf, Mustafa Kutlu’nun insanın iç dünyasına sakin ama derin bir şekilde dokunan eserlerinden biridir. Bu kitapta büyük olaylardan çok, hayatın içinden geçen küçük anların nasıl insanın kaderini değiştirebildiğini görüyoruz.
Okurken en çok hissedilen duygu, adından da anlaşılacağı gibi, hafif bir hüzün. Hikâyede karşılaşılan insanlar, yolları kesişen hayatlar ve beklenmedik tesadüfler aslında hepimizin yaşayabileceği türden. Bu yüzden kitap, uzak bir kurgu gibi değil; sanki birinin gerçek hayatını dinliyormuş hissi veriyor.
Canını sıkma!Zorluğun arkası kolaylıktır Herşeyin bir vakti ve takdiri vardır Takdir sahibi, bizim halimizi şüphesiz görüyor Bizim tedbirimizin üstünde Allah'ın tedbiri vardır.
Sen genel olarak insanları sevmeye pek meyillisin. Hiç kimsede hiçbir kusur görmüyorsun. Sana göre bütün dünya çok iyi, herkes çok hoş. Hayatın boyunca birisi hakkında kötü bir şey söylediğini hiç duymadım.
"Şu halde, bu asık suratlı filozoflar bazen birbirlerine karşılıklı iyi niyet bağlarıyla bağlansalar da, bu pek sağlam olmayan bağlılık, dostlarının kusurlarını görmekte vaşak kadar keskin gözlü, kendilerine karşı gözleri kör, her zaman kasvetli ve keyifsiz insanlar arasında, sanki heybe masalı üzerlerine söylenmiş bu insanlar arasında uzun sürmez."
Çocukluk ve hep böyle değil midir? Hatıralar hava ve zaman etkisi ile yıpranmış, delik deşik olmuş bir sayfa biçiminde kalır. O zaman en fazla tesir eden şeyler, hatıralar tablosunda en derin kazılır.
Çünkü Aşk, ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne rüzgar gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. Aşk Evren'in Ruhu'nu değiştiren ve geliştiren güçtür.
Umut ve Dayanışma: hayatın zorlukları veya kişinin iç dünyasındaki karamsarlık (kara bulutlar) nedeniyle çaresiz hissettiği bir anda, gerçek bir dostun desteğiyle (dokunmasıyla) bu olumsuzlukların nasıl yok olabileceğini vurgular.
Almenya'ya İletiler Almenya; bugün herhangi bir gün. Senin olmadığın günlere bir anlam ya da derinlik yükleme niyetinde değilim. Çanlardan ve minarelerden yükselen seslere senin sesini karıştıracağım, sonra muhtemel radyoların sesini kısacağım ve gerçekten duymak için kulak vermeye çalışacağım. Kalabalıkları, sanki bir fırlatma çemberinin içindeymişim gibi, kendimden uzağa savuracağım. Nefesini ekmeğime, tenini gömleğime süreceğim.
Günün yorgunluğunu geceleri kirli bir kıyafet gibi üzerimden atacağım. Sabahları ise daha güne başlamadan, işin ağırlığını sırtlanmış gibi hissedeceğim.Yaşamak için çok sebep var, ama ölmek için hiçbir sebep yok. Kalbimde küçük bir ibadet parçacığı gibi seni özlemeyi taşıyorum; ellerimde ve zihnimde, durmadan
Serinin heyecan ve aksiyon dolu 3 kitabindan biri de zümrüdüanka yoldaşligidir. Beklenmedik sonlarla bir kez daha yüzleşeceksiniz. Acikcasi ben bu kitabi çok sevmistim
ESTRAGON. — Ne güzel yer! (Döner, sahnenin önüne değin ilerler. Seyircilere bakar.) Lâtif manzara! (Vladimir’e doğru döner.) Hadi gidelim. VLADİMİR. — Gidemeyiz. ESTRAGON. — Niçin? VLADİMİR. — Godot’yu bekliyoruz. ESTRAGON. — Doğru. (Bir an). Emin misin? Burda mıydı? VLADİMİR. — Ne? ESTRAGON. — Beklememiz gereken yer. VLADİMİR. — Ağacın önü dedi. (Ağaca bakarlar.) Başka bir ağaç görüyor musun? ESTRAGON. — Ne ağacı bu? VLADİMİR. — Söğüte benziyor. ESTRAGON. — Yapraklan nerde? VLADİMİR. — Dökülmüş olmalı. ESTRAGON. — Gözyaşları dinmiş. VLADİMİR. — Belki de mevsimi değil. ESTRAGON. — Daha çok bir fidan değil mi? VLADİMİR. — Bir funda. ESTRAGON. — Bir fidan. VLADİMİR. — Bir... (Kendini tutar). — Dilinin altındaki ne? Yanlış bir yere mi geldik demek istiyorsun? ESTRAGON. — Godot... şimdi burda olması gerek değil miydi? VLADİMİR. — Yüzde yüz geleceğini söylemedi. ESTRAGON. — Ya gelmezse? VLADİMİR. — Yann gene geleceğiz. ESTRAGON. — Sonra öbür gün. VLADİMİR. — Belki. ESTRAGON. — Ve böyle devam ederek...
Bir insanı anlayabilmek için , o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin.
Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır .
Roman, 1930’lu yılların Büyük Buhran döneminde ABD’nin Alabama eyaletindeki küçük bir kasabada geçiyor. Hikaye, küçük bir kız olan Scout Finch’in gözünden anlatılıyor . Anneleri öldükten sonra Scout, ağabeyi Jem ve avukat olan babaları Atticus Finch ile birlikte yaşıyor .Kasabada siyahlara yönelik önyargı ve ırkçılık çok yaygın. Avukat ,Kasabada yaşanan bir olayda siyahi bir adam Tom Robinson’ın savunmasını üstlenir. Atticus, tüm baskılara rağmen adaletin yanında durur ve mahkemede Tom’un suçsuz olduğunu kanıtlayan güçlü deliller sunar. Ancak jüri, toplumdaki ırkçı bakış açısı nedeniyle Tom’u suçlu bulur.Kasabanın gizemli kişisi Boo Radley hakkında da fazlasıyla önyargılar vardır ama çocuklar durumun farklı olduğunu düşünür . Ön yargıyı yıkıp Tom’u kurtarmak için el birliğiyle çabalarlar .
Adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, asıl olarak insanın vicdanında başladığını kanıtlayan bir eser. Roman, sadece geçmişte yaşanan ırkçılık sorununu değil, günümüzde yabancılara ve “ötekileştirilen” herkese karşı duyulan önyargıyı da ele alıyor. Bu yönüyle zamana bağlı kalmayan, evrensel bir kitap haline geliyor.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde farklı düşündüğümüz ya da farklı göründüğümüz için dışlanmadık mı? Şahsen ben bunu fazlasıyla yaşadım ve hala,o dönemde yapılan haksızlık ve adaletsizlik yüzünden kaybedilmiş bir geleceğin ağırlığını hissediyorum.Kitabın, olayları küçük bir çocuğun saflığıyla anlatması; yetişkinlerin yarattığı toplumsal çürümeyi çok daha çarpıcı ve sarsıcı kılıyor. Okura empatiyi, adaleti ve ahlakı sorgulatan güçlü bir anlatı sunuyor. Dilinin sade, anlaşılır ve akıcı olması da eserin etkisini artırıyor.
Umarım bir gün hoşgörü, saygı ve insan hakları yalnızca kitaplarda değil, hayatın her alanında gerçekten hakkıyla yaşanır.
Okuduğunuz her kitap size sadece yeni bir şey öğretmekle kalmaz, aynı zamanda eski fikirler hakkında farklı düşünme yolları da açar. Warren Buffett in dediği gibi "Bilgi böyle çalışır..."