Konu, 16. yüzyılda Anvers’te geçer. Yahudi genç bir kız olan Esther ile yaşlı bir Hristiyan ressam arasında gelişen beklenmedik bir dostluk etrafında şekillenir .
Öyküde: Esther çocukken Hristiyanların şiddetinden kaçıp bir asker tarafından kurtarılır; sonra bir kilisede Meryem Ana tablosu için modellik yapar .
Ressam, Esther’le tanışınca onu Hristiyanlığa yönlendirmeye çalışır; bu ilişki sevgi, güven, annelik gibi duygular üzerinden “mucize” temasını işler .
“Stefan Zweig’ın okuduğum 2. kitabı… çok karmaşık bir anlatımı vardı… sonrasında olay örgüsünü toparlayarak hikayeyi sürükleyici bir yöne çekebiliyor.”
Hangi süper güce sahip olmak isterdiniz sorusuna genelde düşünceleri okuma, ışınlanma ve görünmezlik gibi olağanüstü yetenekler akla gelir. George Wells de görünmezliği fantastik türden bilim kurguya yaklaştırarak gerçekçi bir olağanüstü kurgu yaratmış.
İşte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hâlâ, Geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikâye diye homurdanıp dururuz.
İnsanlar depresyona girmezler bir zamanlar oldukları reddedilmiş küçük çocuk haline gelirler anksiyetesi olan Bir yetişkin korkmuş Bir yetişkin değil geçmişindeki korkmuş çocuktur
Bir gün kalacağız bir köşede, sadece bir fotoğraf karesi olarak. Bir gün dalımız kuruyacak, kalacağız ovanın ortasında. Bir gün düşeceğiz toprağın içine, kalacağız kör kuyularda. Yaşamak için sadece bir günümüz olacak; dünden geçmiş, yarından bağımsız.
Takıntılı bir insanın hem kendisi hem de çevresini nasıl harap ettiğini anlatan Beni Seç'ten bahsedeceğim bugün sizlere...
Bir oturuşta 3.5 saat okuyarak bitireceğim kadar akıcı olan bu kitap gizem gerilim değil, daha çok saplantı konuluydu. Tess Gerritsen'ın diğer kitaplarından farklı bir anlatımı olsa da çok sevdiğimi söyleyebilirim. Merak duygusunun ön planda olduğu, sayfaların su gibi akıp gittiği bu kitabı okurken insan; hastalıklı bağlanmanın genç bir kalbi nasıl ölüme kadar sürükleyebileceğine de şahitlik ediyor.
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, Sağanak yağışlı bir gecede üniversite son sınıf öğrencisi Taryn Moore adli genç kızın cesedi yaşadığı apartmanın önünde bulunur. Evinin balkonundan atlayarak intihar etmiş gibi görünmektedir. Olay yerine gelen dedektifin içinden bir ses bu genç kadının ölümünün ardında başka gerçekler olduğunu söyler.
İlk şüpheli kızın eski sevgilisi olsa da sonradan dedektifin soruşturması onu talihsiz aşklarla ilgili ders veren üniversite profesörü Jack Dorian’a ulaştırır. Polisler yaptıkları araştırmada Taryn'in bu profesöre hayranlık duyduğu ve onun dersinde çok başarılı olduğunu öğrenir. Bir yanda genç eski sevgili, diğer yanda üniversite profesörü... Bu intiharın ardındaki gerçek sebep kimdir? Peki bu gercek bir intihar mıdır yoksa intihar süsü verilmiş bir cinayet mi?
Benim için 8/10 luk güzel bir kitaptı. Bu türde okuma yapmayı sevenlere tavsiye ederim.
İşte bu kitaptan sizler icin seçtiğim birkaç alıntı:
"İnsan, yeni bir hayata başlamak için, eskisini yakmalıydı."
"Ama bununla, kendi yöntemlerimle baş edeceğim. Öleceksem de, dans ederek öleceğim. Kanserin canı cehenneme!"
"Sen de benim kadar, bazı insanlar bu dünyada olmasa, buranın çok daha iyi bir yer olacağını biliyorsun."
"Gökler, sana duyduğum, beni sana bağlayan bu ölümcül tutkudan vazgeçmemi söylüyor; fakat, ah! Kalbimin bunu kabul edebilmesi mümkün değil"
Meğer güzeller güzeli zebun edinmiş de haberim olmamış. Meğer gül kokulu mübarek ayaklarına taşlar demiş de farkına varamamışım. Meğer yemenisinin içi kan dolmuş da benim ciğerimde hala kan donmamış! Onun dizlerine taşlar derken benim dizlerimle derman kesilmemiş Ali. Bu utançla yaşanır mı, söylesene Ali, yaşanır mı? O ümmeti için canını pazara sürerken benim hala can taşıyor olmamın küstahlığıyla ve arıyla ne yapayım ben Ali; nasıl ona ümmet olduğumu söyleyeyim?
Ergenekon Destanı ve Milli Olmayan Eğitim Bakanlığı
Ergenekon Destanı Türk Destanıdır. 10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders kitabının 205. sayfasındaki Doğal Türk Destanları adlı bölümde "Ergenekon Destanı" bir Moğol destanı olarak anlatılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ergenekon Destanı ile alıp veremediği nedir?
Kitap ve gazete. .. biri zamanın dışındadır, öteki "an"ın kendisi. Kitap, beraber yaşar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter. Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz.
Grek kuşkucusu, duyumun ve dolaysız bilmenin doğruluğunu reddetmiyor, hatanın temelinin tamamen farklı olduğunu söylüyordu - hata, çıkardığım sonuçtan gelir, diyordu. Sonuç çıkarmaktan sakınabilirsem, hiçbir zaman aldanmam. Örneğin duyum bana yakından kare şeklinde görülen bir nesneyi uzaktan yuvarlak gösterirse, ya da sudan çıkarıldığında düz olduğu görülen bir çubuğu sudayken kırık gösterirse, duyum beni aldatmış olmaz - ancak o nesne ve o çubuk hakkında bir sonuç çıkardığım zaman aldanırım.
Her şeyin yerli yerinde olması, her işin zamanında yapılması, her sözün yakışık aldığı gibi söylenmesi gerektiği şeklindeki saplantımın düzenli bir kafaya yaraşır bir ödül olmadığını, tam tersine doğamdaki düzensizliği gizlemek için kendi uydurduğum bir yapmacıklık gösterisi olduğunu keşfetmiştim; cimriliğimi örtbas etmek için cömert gibi göründüğümü, akılsız olduğum halde ihtiyatlılık tasladığımı, içimde bastırdığım öfkelerime yenik düşmemek için uzlaşıcı olduğumu, sırf başkalarının vaktini ne kadar az umursadığım anlaşılmasın diye dakik davrandığımı da anlamıştım.