SİSLERİN İÇİNDEN DÖNEN ADAM
O gün her şey normal başlamıştı. Hatta normalden daha yoğundu. Masamın üzeri dosyalarla doluydu. Telefonum susmak bilmiyordu. Ekranda yanıp sönen mesajlar, üst üste gelen mailler, kapıyı çalmadan iç...
2. Bölüm

2 Bölüm

0 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Gelenler ve Gitmeyen
Ben içeride kalmıştım. İlk gelen annemdi; kapıyı açtığında durup beni gördü ve bir şey demeden sadece ağladı. Sonra yavaşça yanıma gelip elimi tuttu; sanki buna inanmak zorundaymış gibi, “Buradasın,” dedi. Ardından oğlum geldi; sessizdi ama gözleri konuşuyordu. “Baba…” dediğinde o kelime içime battı; çünkü geri dönmüştüm ama her şey aynı değildi. Ziyaretçiler geldi gitti; çiçekler, mesajlar, geçmiş olsun dilekleri birbirini izledi ama hepsi bir perde gibiydi, asıl sahne ise tamamen boştu.

O Gelmeyen
Bir gün beklemeyi bıraktım, ya da bıraktığımı sandım. Artık kapı açıldığında bakmıyordum ama kalbim hâlâ oradaydı. Sonra bir hemşire gelip “Bugün biraz daha iyi görünüyorsun,” dediğinde başımı salladım ama gözüm yine kapıdaydı. Kimin gelmediğini çok iyi biliyordum; adını bile söylemeden anladığım kişi gelmiyordu, gelmeyecekti. Bunu kabul etmek beyin kanamasından daha ağırdı; çünkü beden kurtuluyordu ama kalp yavaş iyileşiyordu. Bir gün kapı açıldı ve bu kez farklı olduğunu hissettim ama gelen o değildi. İşte o an ilk kez gerçekten anladım: Bazı insanlar hayatına bir kere girer ve ikinci kez gelmez.

Sessiz Çöküş
O gece çok az konuştum. Işıklar kapalıydı ama ben uyumuyordum; tavana bakıyor ve düşünüyordum. Ben ölmemiştim ama bir şey ölmüştü: Bekleyen tarafım, umut eden tarafım... O sessizce çekilmiş, yerine daha olgun, daha sakin ama daha yalnız başka bir şey gelmişti. İlk kez kendime, “Ben gerçekten ne için döndüm?” diye sordum. Cevap yoktu ama bu soru beni artık korkutmuyordu.

Taburcu
Kapı sabah açıldı; bu kez alışılmış seslerden farklı, daha net ve kesindi. Doktor tek bir kelimeyle, “Hazırsın,” dediğinde içinde bir dönemin kapandığını hissettim. Hazır mıydım, bilmiyorum; sadece başımı salladım. Hazırlanmış bir çanta yoktu çünkü ben planlanmamıştım. Artık bir sedye değil, bir insandım. Koridora çıktığımda ışık sert ve gerçekti. İlk kez fark ettim: Hastane dünyadan ayrı bir yer değilmiş, sadece dünyaya açılan bir kapıymış ve ben o kapıdan geçiyordum.

Eve Dönüş
Kapıyı açtığımda sadece bir anlığına durdum. Ev aynıydı ama bana ait değildi; koltuklar, masa, perdeler bile yerli yerindeydi ama ben eksiktim. Sanki yanlış bir yere basıyormuş gibi ayakkabılarımı yavaşça çıkardım. Sessizlik vardı ama bu sessizlik huzurlu değil, boştu. Salona girdim ama oturmadım, sadece durdum. Eşyalar bana bakıyordu, ben onlara değil; sanki her şey beni hatırlıyor ama ben hiçbir şeyi hatırlayamıyordum. Yatağa girdiğimde uyumadım, sadece gözlerimi kapattım ve düşündüm: “Ben gerçekten burada mı yaşıyordum?”

Aynanın Gerçeği
Sabah aynaya uzun süre sadece baktım. Karşımda tanıdık bir yabancı vardı; gözlerim aynıydı ama bakışım sanki ben değilmişim gibiydi. Elimi kaldırıp yüzüme dokundum; gerçekti ama bana ait gibi değildi. Sanki başka biri geri dönmüş ve benim yerime geçmişti. O gün dışarı çıktığımda sokaklar aynıydı ama ben sokakta değildim, içimdeydim. İnsanlar yanımdan hızlı, normal ve hayatlarına devam ederek geçiyordu; ben ise sadece izliyordum. Bir çocuk hiçbir şey olmamış gibi güldüğünde o an fark ettim: Dünya beni beklememişti, ben geri dönmüştüm ama dünya hiç durmamıştı.

Boşluk ve Karşılaşma
Günler geçti ama hiçbir şey dolmadı; ne zaman dolacağını da bilmiyordum. Telefon çaldığında açtım ama bir sessizlik oldu ve kapandı; konuşacak kimse yoktu ya da konuşmak istemeyenler vardı. İçimde acı ya da kırgınlık değil, daha sade bir gerçeklik netleşiyordu: Hayat geri vermez, sadece devam eder. Bunu beklemiyordum ama aslında beklemediğimi sanıyordum; sokak kalabalıktı ama ben o kalabalığın içinde değildim. Bir kafeden çıktığımda elimdeki kahve sıcaktı ama sıcaklığı bana ulaşmıyordu. Sonra onu gördüm; sadece bir anlığına zaman durmadı ama ben durdum. Oradaydı, kapının yanında... Sanki sadece geçiyormuş, sanki her şey bir tesadüfmüş gibi; ama hiçbir şey tesadüf değildi. Gözlerimiz kesiştiğinde kalabalık, sesler ve şehir çekildi; sadece o kaldı. Bir adım attı ve durdu, ben de durdum; ikimiz de ne ileri gittik ne geri. Bir şey söylemedi, ben de söylemedim; çünkü söylenecek ya hiçbir şey yoktu ya da çok şey vardı ama hiçbiri ağzımdan çıkmıyordu.

Sessiz Çarpışma
Dakikalar geçmedi, sadece uzadı. Gözleri bana bakıyor ama içeri girmiyordu; ben de ona bakıyor ama dokunmuyordum. Aramızda görünmez ama ağır bir şey vardı. Sonunda, “İyi misiniz?” dedi; basit bir cümleydi ama içimi yaraladı çünkü bu sorunun cevabı yoktu. “İyiyim,” dedim; yalan değildi ama doğru da değildi. Başını hafifçe salladı; eskiden tanıdığım o ifadeden ne bir suçlama ne de bir özlem kalmıştı, sadece uzaklık vardı. “Geçmiş olsun,” dedi bir yabancı gibi, sonra durup ekledi: “Çok şey değişmiş.” Evet, çok şey değişmişti ama hiçbirini söylemedim; çünkü anlatmak geriye götürürdü ve ben artık geri gitmiyordum.

Gerçek Ayrılık
O gittiğinde arkasından bakmadım; bakabilirdim ama bakmadım çünkü bu kez onun zaten çoktan gitmiş olduğunu, o an sadece bedeninin kaldığını biliyordum. İçimde bir şey kırılmadı çünkü kırılacak bir şey kalmamıştı; sadece sessizlik vardı ve bu sessizlik ilk kez kötü değil, net ve temizdi. O gece sokaklarda kimseyle konuşmadan, hiçbir yere varmadan uzun uzun yürüdüm. İlk kez, “Ben onu mu kaybettim, yoksa kendimi mi buldum?” diye düşündüm; cevap gelmedi ama bu kez cevap aramadım çünkü bazı sorular cevaplanmak için değil, yaşanmak için vardır. Gecenin ortasında, şehir uzaktayken bir banka oturdum ama kendimi çok yakın hissediyordum. İçimde yavaş ama kesin bir şeyler değişiyordu; artık bir kayıp ya da eksik yoktu, sadece ben vardım ve bu yeterliydi. Başımı gökyüzüne kaldırdığımda ilk kez ne sis, ne kuyu, ne de dalgalar vardı; sadece gökyüzü vardı ve ben oradaydım.

Yeniden Doğuş ve Küçük Mutluluklar
Sabahlar değişmeye başladı. Önceden sadece bir başlangıç olan sabahlar, artık bir farkındalık gibiydi; gözlerimi açtığımda hissettiğim ilk şey acı veya korku değil, sadece “buradayım” hissiydi. Yatağın kenarına oturup uzun süre hareket etmedim; hiçbir yere yetişmem gerekiyormuş gibi hissetmemek benim için çok yeniydi çünkü ilk kez zaman beni itmiyordu. Sade bir kahve yaptım, sadece sıcak olması yeterliydi. Pencereyi açtığımda yüzüme çarpan soğuk havadan kaçmak istemedim, sadece hissettim. Dışarı çıktığımda aynı sokak ve aynı insanlar vardı ama farklı bir ben vardım. Bir simitçi gördüğümde durup baktım; simitin kokusu basit ama gerçekti. Bir simit alıp ilk ısırığı aldığımda hiçbir şey düşünmedim, sadece yedim. O an içimde büyük ve gösterişli olmayan ama gerçek bir şey yumuşadı. Bir bankta oturup insanları izledim; herkes bir yere gidiyordu, ben ise gitmiyor ama kalıyordum. Ve bu, fazlasıyla yeterdi.

Kardelenler ve Ben
Kış bitmişti ya da ben öyle hissediyordum; içimdeki zaman artık gerçek mevsimden bağımsızdı. Bir gün bir parkta yürürken durup toprağa baktım ve orada bembeyaz, küçük bir kardelen gördüm. Eğilip uzun süre baktım. Hiçbir şey söylemedim ama içimden bir ses, “Her şeye rağmen devam ediyor,” dedi. O an anladım ki hayat beni geri çağırmamıştı, ben zaten hep içindeydim; sadece duyamamıştım, şimdi ise duyuyordum. Başımı kaldırdığımda gökyüzü açıktı ve ilk kez hiçbir şey eksik değildi. Ben öldüm ama geri geldim; sadece bedenim değil, beni ben yapan korkularım, acılarım ve sessizliğim de geri geldi. Hepsi artık yerindeydi ama beni yönetmiyordu. Bir zamanlar kaybolmuştum, şimdiyse buradaydım. Ve bu yeterdi.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar