O gün her şey normal başlamıştı.
Hatta normalden daha yoğundu.
Masamın üzeri dosyalarla doluydu. Telefonum susmak bilmiyordu. Ekranda yanıp sönen mesajlar, üst üste gelen mailler, kapıyı çalmadan iç...
Şimdi, bu dinginliğin içinde yürürken, insanların bana baktığında gördüğü şeyin artık bir isim, bir unvan veya bir başarı hikâyesi olmadığını biliyorum. Onlar sadece, biraz rüzgâr, biraz toprak, biraz da geçip giden mevsimlerin sessiz şahitliğini görüyorlar. Bazıları bana "Hiç mi bir şey yapmıyorsun? Bir yere varmayacak mısın?" diye sorduğunda, onlara sadece gülümsüyorum. Çünkü dünyayı değiştirmenin gürültü yapmaktan, o büyük çarkın dişlileri arasında kendimizi öğütmekten geçtiğini sanıyorlar. Oysa ben, dünyayı değiştirmenin aslında kendimden başlayıp, sadece "var olarak" yapıldığını öğrendim.
Artık bir şeye dönüşmeme gerek yok; zaten dönüştüm. Sis dağıldı, yollar açıldı ve ben, ilk kez, yürümek istediğim yöne doğru, tam bir teslimiyetle yürüyorum. Artık bir yere varmam, bir şeyi kanıtlamam veya bir hedefe ulaşmam gerekmiyor; çünkü varlığımın her zerresiyle, tam da şu an, olduğum yerdeyim. Hayat, beni o sisli boşluğa gönderdi, orada eritti, yeniden şekillendirdi ve şimdi bana bu berrak, dingin ruhu armağan etti. Gidecek bir yerim, yetişecek bir trenim, tamamlayacak bir projem kalmadı. Sadece yaşayacak bir ömrüm var; o da nefes aldığım her an, kendi ışığımda, kendim olarak tamamlanıyor. Sisler bitti, fırtınalar dindi; artık sadece ben ve hayatın o duru, sessiz akışı var. Ve bu, gerçekten, her şeye bedel.
Son sözüm şu: Eğer bugün sislerin içinden geçiyorsan, dur ve sadece nefes al. Çünkü o sis, aslında önünü kapatan bir engel değil; seni senden saklayan, seni sana hazırlayan bir koza. Sis dağıldığında geriye kalan "sen", aradığın tüm cevaplardan daha değerli olacak.