MEDİTASYON
"Kocasını öldürdüğünü söyledi. Ama ortada bir ceset yoktu. Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..." Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
8. Bölüm

7

8 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Akşam yemeği sessizlik içinde devam etse de Met annesinin kafasından bir şeyler geçtiğini görebiliyordu. Eve tam bir sessizlik hakimdi. Annesi televizyon, klima, ses yapacak ne varsa hepsini kapamıştı. Fırınlanmış sebzelerin yanına eklenenler kendi nihai sonlarına atıftı. Nasıl hazırlanacağını ise hiç bilemiyordu. Babasıyla ara ara bakışıyor, babası kaşlarını arada hayır anlamına gelecek şekilde kaldırıp indiriyordu. Annesi aniden çatalını bırakıp boynunu ovaladı. "Diyorum ki..." dediği anda Met ve babası lokmalarını hızlıca yutup bakışlarını gelecek sözlerin sahibinin yüzüne odakladı. Annesi onlara bakmadan konuşuyordu ki bu da sadece demiyorum karar verilmiştir demekti. "Panama'ya gidelim. Yarın sabah." Met'e döndü. "Yemekten sonra uçak biletlerini halledebileceğini düşünüyorum."

Şoku ilk atlatan babası oldu. "Panama mı? Ne var ki orada?"

Annesi memnuniyetsiz bir ifade takındı. "Bilmiyorum gidince göreceğiz. Zaten insanlar yeni şeyler görmek ve öğrenmek için bir yerlere giderler değil mi?"

Babası çatalını tabağının yanına özenle bıraktı. Kayıp düşerek masa örtüsünde leke bırakmasından korkar gibiydi. "Acele..."

Annesi babasının atağını engelledi. "Aile olarak tatil yapmamız doğal değil mi? Çok sık bir araya gelmiyoruz. Met hep meşgul." Son sözünü sitem edercesine söylemişti.

Babası ile ara ara kaçamak bakışlarla anlaşmaya çalışan Met ne diyeceğini bilemiyordu. "Develere binip fotoğraf çekinebiliriz. Geçen gün komşularımızın anlattıklarını dinlerken oldukça mutlu görünüyordun. Senin de buna ihtiyacın olduğunu düşünüyorum." Kocasından onay beklediği çok belliydi. Beklediği onayı alamazsa sonu nereye varacak Met düşünmek bile istemiyordu.

Oldukça düzgün bıraktığı çatalını yine de ufak dokunuşlarla tekrar düzeltti. "Onlar umreye gitmişlerdi. Panama'da develerin olduğunu sanmıyorum." Daha fazla yumuşatılabilir miydi bilemiyordu.

"Ah, ufak bir kafa karışıklığı yaşadım sanırım. Her neyse yine de gidebiliriz."

Babası uzanıp annesinin elini tuttuğunda Met, onların bedenlerinde yayılan sıcaklığın ruhuna yayıldığını hissetti. "Kafanı karıştıranın ne olduğunu anlatmakla başlamaya ne dersin?"

Annesi elini babasının avuçlarından uzaklaştırmak için yavaşça çekerken yüzündeki teslime direnme mimiklerinde çocuklara özgü bir masumiyet vardı. "Yaşlandıkça her şeyi abartmaya başladın. Sorguların bazen kırıcı olabiliyor. Bu da sanırım yaşlandıkça bencil olmadan kaynaklanıyor. Ah, pardon polis polistir. Yaşlanman bunu değiştirmez. Polis sorgusu da denebilir mi diyelim. Her ne kadar ailemle tatil yapmayı istemem beni suçlu yapmasa da."

Met belki de konuyu açmanın zamanıdır diye düşündü. Annesinin rahatlatılmaya ihtiyacı olduğu gün gibi ortadaydı. Babası ona fırsat tanımadan açılışı yaptı. Bundan memnun olsa da babasının da kalacağı zor duruma üzüldü. "Daha açık olmaya ne dersin?"

Annesi acı çeker gibi buruşturdu yüzünü. "Daha açık olmak mı?"

"Evet genç bir kadından aldığım iltifat olamaz seni rahatsız eden. Her ne kadar iltifat bile sayılmasa da..."

Annesi zoraki bir kahkaha attı. "İltifata ihtiyacın olduğunu hiç düşünmemiştim. Zaten onun seninle ilgilendiğini de hiç düşünmüyorum."

Adamın suratı düştü. "Biliyorum. Aslında Metle de ilgilenmiyordu. Bunu bildiğini de biliyorum. Eğer sence de hâlâ bir polissem..." dudaklarını bir müddet bastırıp susarak sözlerinin karşı taraftaki etkisini gözlemledi. "Sanırım anlatman gerekenler var."

Met yerinden kalkıp annesinin arkasına geçti. Omzuna koyduğu ellerinin altında annesinin titremesinin geçmesi için onu okşamaya başladı. Başına kondurduğu öpücükle saçlarındaki kokuyu soludu. "Biraz sakin olman gerek."

Annesi iç çekerek elinin Met'in elinin üzerine koydu. Başını arkaya çevirip Met'in yüzüne bakarken "Üzgünüm tatlım. Ama o kadın..." Met tekrar annesinin yanındaki yerini alıp sandalyesine oturdu. "O kadın çok tehlikeli Met. Oraya gitmeni istemiyorum." Ne Met ne de babası herhangi bir şey söylemedi. Onu ne kadar rahat bırakırsanız o kadar çok konuşacağını biliyorlardı. Kadın kocasına baktı. "Onun hakkındaki bildiklerini neden anlatmıyorsun? Oğlumuzu bile bile o kadının pençelerine teslim edemezsin." Konuşurken bir an ürperdi.

"Bu çok ağır bir itham olmadı mı?"

"Az bile."

Met babasının aksine daha yumuşak bir giriş yapmayı tercih etti. "Onu tanıyor musun?"

"Şahsen hayır. Ama duyduklarımdan sonra tanımadığımdan şikayetçi değilim."

"Duydukların?"

"O kadının hizbe bir köşede devasa bir evde yaşamasından bahsediyorum. Tek başına kocaman bir eve neden ihtiyaç duyar ki insan. Tabii saklanacak bir şeyleri olmasa o kadar uzakta yaşamayı da seçmezdi değil mi?" kimseden yorum gelmeyince devam etti. "Yardımcıları. Onlar sürekli değişiyorlar. Markette birkaçıyla tanıştım. Birkaçı diyorum çünkü şimdiye kadar sekiz aydan daha fazla yanında kalanı görmedim. Fazla diyorum, az olabilir ama fazla değil Met."

"Sorun bu mu? Yardımcılarının sürekli değişmesi mi?"

"Hayır neden sürekli değiştiğini ve onların nereye gittiklerini kimsenin bilmemesi. Bir anda geliyor ve gidiyorlar. O kadar. Var ve yoklar. Bir de bu konuda çok ketum davranıyorlar. En sıcak kanlısı bile kendisinden önceki çalışana ne olduğu hakkında tek kelime söylemiyor. Belki de bilmediklerinden."

Babası kısa bir öksürükle başladı. "Yani?"

"Evinin kocaman bir mahzeninin olduğunu söylüyorlar. Sanırım insanları şey yapmak için kocaman bir mahzen iş görür."

Met şaşırdı. "İnsanları şey yapmak mı?"

"Bahçesi de yeterlidir belki. Geçen ay oradan geçerken dikkatlice baktım da bahçesinin sürekli köstebek tarlası gibi olması..." kendisine şaşkınlıkla bakan ikiliden rahatsız olmuşa benziyordu. "Bir şey söylemeyecek misiniz? Ne oldu sizin polis sezgilerinize."
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar