MEDİTASYON
"Kocasını öldürdüğünü söyledi. Ama ortada bir ceset yoktu. Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..." Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
5. Bölüm

4

8 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Yüksek sesli müziğe doğru sürekli yürümek barı bulmayı kolaylaştırdı. İçeri girdiğinde ortamın oksijeni Met'i rahatsız etti. Alkolle karışık insan teni kokusu genzine doldukça daha kısık nefesler almaya başladı. Etrafa göz gezdirip Çak'ı aramaya başladı. Onu nasıl bulacağını bilemiyordu, kalabalık insan topluluğunun arasında tanıdık bir yüz olmasını umuyordu. Birbirlerine temastan hiç çekinmeyerek ortadaki daracık alanı dans pistine çeviren insanların arasından bara doğru ilerledi. Havaya kalkmış bir elin karşısındaki barmenin avuç içi ile çakışması hareketi en azından aradığını bulduğunu gösteriyordu. Met tabure üzerinde oturmuş adama doğru ilerledi. Adam kırlaşmış saçlarını arkasında at kuyruğu yapmıştı. Oldukça dikkat çekici bir dış görünüşe sahip olan Çak sol elini yanındaki boş tabure koymuş sağ eliyle oraya oturmak isteyen kadına itiraz ediyordu. Kadın Çak'ın sol elini tabureden itip oturmaya çalışırken Çak edepsizce kadının poposuna avuçladı. İrkilerek kalkan kadının, tokat atmak için kalkan eli Çak'ın geri çekilmesi ile boşluğu dövdü. Çak oldukça eğleniyor gibi görünse de kadın için aynı şey söylenemezdi. Söylenerek ayrıldı oradan. Met taburenin yanına geldiğinde Çak'la göz göze geldi. Çak onu önce bir süzdü.

Abartılı denecek hareketle ayağa kalktı. Sanki yıllardır beklediği kişiymiş gibi bağırarak abandı Met'in üstüne. Adamdaki alkol kokusuna bakılırsa Çak artık mesaiyi erken bitiriyordu. "Ah, Met..." sırtına bir iki vurduktan sonra Met'i serbest bıraktı. "Hiç değişmemişsin evlat."

Çak'ta bir şeyler tanıdık gelmişti. "Sanırım daha önce karşılaşmıştık."

Çak önce bir şey söylemedi. Yüzünden buğulu bir hüzün dalgası geçti. Elindeki bardakta kalanları tek seferde içti. "Evet... Şey, güzel günler değildi... Beni hatırlamamana alınmadım." Barmene işaret edip bardağını gösterdi. Barmen onlara doğru ellerini sallayarak gelirken Çak Met'e "Ne içersin?" diye sordu.

Met Çak kadar gür ve dolgun bir sese sahip değildi. Gürültüde söylediklerinin daha iyi anlaşılması için başını salladı. "Hiçbir şey."

"Babana çekmişsin evlat." Barmene kendisi için bir şeyler getirmesini söyleyip Met'e doğru döndü. "O nasıl?"

Gözlerini etraftaki uyumsuz hareketlerden ayıramadı bir müddet. "İyi, yani her zamanki gibi."

Çak başının aşağı yukarı sallayıp sonra sırıttı. "Her zamanki gibi ha."

Babası ve Çak'ı bir arada düşünemiyordu. "Yakın arkadaş mıydınız?"

"Vurulana kadar evet. Yani ben daha çok sivilim. Anlarsın ya işte. Orada burada. Ama babanla her zaman irtibattaydık."

"Sanırım arkadaşlığınız iş sınırları içindeydi."

Çak yüzünü buruşturdu. "Baban için arkadaş her zaman dışarıda kalırdı. Aile hayatı ve iş hayatını birbirinden ayrı tutmayı iyi beceriyordu doğrusu..." gelen içkisinden bir yudum aldı. "Daha güzel şeylerden konuşacağımızı sanıyordum." derken bir yandan elleriyle havaya kadın vücudu tasviri çiziyor diğer yandan tasvirine gülüyordu.

Met önce etrafa bir göz gezdirdi. Çaka döndü. "Onu tanıyor musun?"

Lakayt bir tavırla "Sence?" derken aslında bir soru değildi. Met'e bakıp ciddi bir ifadeyle karşılaşınca omuz silkip masaya doğru döndü tekrar. Artık Met'e değil karşıya bakarak konuşmaya başladı. "Onu herkes tanır. Onu ve ailesini. Babası ve ağabeyi oldukça ünlü iş adamları. Birkaç fabrikaları var. Buraya dikkat... birkaç fabrika."

"Ne üzerine?"

"Motor ve parça üretimi. Uçaklar, tırlar, arabalar... Aklına ne gelirse işte hepsi için motor ve parça üretimi yapıyorlar. Yalnız o güzelliğin bu işlerle ilgisi yok. O daha çok buralarda..." düşündü. "Öyle işte. Buralarda dedim ama merkeze uzak bir yerde evi var. Onu herkes tanır ama onun hiçbirimizi tanıdığını sanmıyorum. Sosyal biri değil işte anlamışsındır. Arkadaş yok, eş yok, sahil, kum, deniz, içki, dans yok. O kadar parayla o evde ne yapıyor merak ediyorum doğrusu."

"Eş yok mu? Evli olduğunu sanıyordum. Yani şeyden önce..."

Çak elindeki bardağı kırılmasından çekinmeden hızla bıraktı masaya. "Haydi biraz yürüyelim ne dersin?" eliyle barmeni çağırdı tekrar. Masaya cebinden çıkardığı paraların içinden bir miktar seçerek sertçe masaya çarpmasına rağmen sağlam kalmayı başaran bardağın yanına bıraktı. "Bu akşamlık bu kadar yeter, biraz sonra buradaki hava seni sarhoş etmeye yetecek. Babandan azar işitmeye hiç niyetim yok." Aklından bir şeyler geçiyormuş gibi "İhtiyar kurt." dediğinde Met babasından bahsettiğini anladı.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar