MEDİTASYON
"Kocasını öldürdüğünü söyledi. Ama ortada bir ceset yoktu. Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..." Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
6. Bölüm

5

8 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Çıkış kapısına doğru yürürken az önce tabure savaşını kaybeden kadın Çak'ın omzuna dokunup kulağına fısıldadı. Çak kişner gibi gülmeye başladı. Kadını iteleyerek uzaklaştırdı kendinden. At kişnemesi bir müddet daha sürdü. Met kadının söylediklerini merak etse de sormaya niyetli değildi. Az önceki edepsiz davranışın karşılığında diğer taraftan daha edepli bir atak beklemiyordu. Dışarı çıkmak için sabırsızlanıp adımlarını hızlandırdı. Ne kadar dikkat etse de insanlarla temastan kaçamıyordu.

Dışarı çıktığı anda temiz havayı çok derin soludu. "Alışkın değilsin ha."

Met ellerini cebine sokarken "Hayır." dedi.

Çak bu defa masumane bir şekilde gülümsedi. Yeşil bir t-shirt üzerine kahverengi ince keten bir gömlek giymiş kollarını dirseklerin üzerine kadar katlamıştı. Alttaki lacivert şort ve krem rengi sandaletler çok da uyumlu bir görüntü sunmuyordu. Denize doğru yaklaşmaya başladı. Köpüren dalgalar gel-git yaparken Met ve Çak'ın yüzüne bir miktar su püskürttü. Met biraz uzaklaşınca Çak da ona eşlik etti. "Sana bu işten uzak dur diyeceğim ama..." Çak durunca Met de durdu. Karşılıklı bakışırken Çak sallanıyordu. "Sanırım çok etkili olmayacak." Kumlara batıp çıkarken zorlanarak yukarı doğru yürüyordu. Met arkasından gidiyor Çak'ı daha önce nerde gördüğünü düşünüyordu. "Çok iyi işler başardığını duydum evlat." Boşta duran bir şezlongu yan çevirmeye çalışırken hem sallanıyor hem söyleniyordu. Met ona yardım etmek için hamle yaptı ama Çak yardıma ihtiyaç duymayacak kadar güçlüydü. Katlanan gömlek kollarının altındaki güçlü kaslar bir şezlonga yön değiştirebilecek kabiliyetteydi. "Evet böyle daha iyi. Tepemde dikilme gel otur."

Met Çak'ın yanına oturup laciverte çalan gökyüzüne baktı. Ay ışığı henüz denize yansımamıştı. "Olayla ilgili ne kadar bilgin var?"

"Ortada bir olay olsaydı hepsini biliyordum derdim. Hepsi bir sarhoş zırvasıydı."

"Sarhoş zırvası mı?"

"Hizmetçisi onu bulduğunda alkol komasına girmesine ramak kalmış. Tedavinin ardından kendine geldiğinde itiraf için karakola gitmiş. Kocasını öldürdüğünü söylemiş. Bana haber geldiğinde söylenen yere gittim. Söylediği yerde ceset falan yoktu. Mermi kovanı, kan ya da aklına ne gelirse hiçbir delil yoktu. Onu gömdüğünü söylediği yeri bile kazdık ama naniş. Ortada ne ceset ne silah."

"Kendine geldiğinde dediğin..."

"Salı gününden bahsediyordu. Yani kocasını salı günü öldürdüğünden ama karakola geldiğinde Çarşamba gecesiydi."

"Ona inanmadınız yani. Ama o hâlâ kocasını öldürdüğünden bahsediyor..."

Çak Met'i elini kaldırarak susturdu. "Devamını dinlemedin. Kadın evli bile değildi. Anlayacağın ortada koca falan yok."

Met şaşkınlığını gizlemedi. "Evli değil mi?"

Çak yumruğundan açtığı baş parmağı ile onay yaptı. "Evet, söylediği adamla hiç evlenmemiş. Ha, bir de bu var tabii. Söylediği isimde bir adam yok. Sıfır yani hiçbir kayıt yok. Yaşamayan birini öldürdü diye onu tutuklayamazdık değil mi?"

"Neden böyle bir yalan uydursun ki?"

"Bilemiyorum. O güzel kafasından ne geçiyordu kim bilir? Onun bir yazar olduğunu biliyorsun değil mi?"

"Evet ama..."

"Aması şu evlat. Bilgisayarından o gece hastanelik olmadan önce editörüne bir mail atmış. Yazı bilgisayarında da kayıtlı duruyordu. Belli ki sarhoştu ve yeni bir kitaba başlamıştı. Kendini o kadar çok kaptırdı ki yazdıklarını gerçekten yaşadığını düşünmeye başladı."

Met bir müddet düşündü. "Ne yazdığını biliyor musun?"

"Sanırım iki yıl önce diye bir başlık atmıştı. Beyaz çiçeklerden bahsediyordu. Adı neydi?.."

Met Çak'ın hatırlamasını beklerken kafasındaki görüntüde Çak'ı buldu. Babası vurulduğunda Çak da sürekli gelen ziyaretçilerdendi. Ama onu hep duvar dibinde ve yalnız hayal etti. "Hah, şakayık... evet eminim. Bulamasaydım gece uyuyamazdım. Sanırım bu herkese olan bir şey."

"Şakayık, buralarda bilinen bir çiçek mi?"

"Bahçelerde evet ama onun bahçesinde hiç öyle bir çiçeğe rastlamadık. Kocaman bahçede tek bir şakayık bile yoktu...o sayfalarda bir kadının sevdiği adamı öldürmesini anlatıyordu."

"Neden iki sayfalık bir yazıyı editöre göndersin ki. Kitabın tamamının gitmesi gerekmez mi?"

"Ah, orasını bilemem. Hiç kitap yazmadım yazsaydım da okunmazdı herhalde." Yine kişnedi. "Sayfada bazı imlâ hataları ve yanlış yazılan kelimeler vardı. Düzeltmesi için göndermiştir."

"O bunlara ne dedi."

Çak Met'e döndü. "Senin dediğini. O sayfayı kendisinin yazmadığını, editöre iki sayfalık bir metin gönderilmeyeceğini. Neyse sonuç olarak ortada bir suç yoktu. Suçlu olduğunu iddia eden bir kadın vardı ve onun da kafası biraz kırıktı. Ha bir de bence alkolik."

"Ailesi ile görüştünüz mü?"

Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar