"Kocasını öldürdüğünü söyledi.
Ama ortada bir ceset yoktu.
Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..."
Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
Babasına yardım etmek için o da ayağa kalkıp ardından takip etti. "Şu yazı...Ona nasıl ulaşabilirim?"
"Yarın buluşacağınızı sanıyordum." Oğluna dönüp göz kırptı. "Çocuklar her zaman bir şeyler isterler diye bir söz duymuştum." Mesajın istediği etkide yankısını görünce devam etti. "Bakalım senin için neler yapabilirim."
Met babasının ardından giderken "Bence sudokuya fazla kaptırıyorsun kendini. Sürekli bir şeyleri bir yerlere yakıştırma, her şeyi birbirine bağlama çabasındasın." Sözünü bitirdiğinde babası çoktan telefonda muhabbete başlamıştı. Kimi aradığını bilmese de aramanın kendisi için yapıldığını biliyordu. Konuşmanın hiçbir ayrıntısını kaçırmamak için heyecanla babasının etrafında dönüp duruyordu. Babası "Tabii çok memnun olurum... Evet, uzun zaman oldu görüşmeyeli... Ah, bilemiyorum bu iyi bir fikir değil sanırım biliyorsun durumu... Tamam uyarını dikkate alacağım." durup Met'e göz kırptı. "Ben gelemeyeceğim ama benim oğlanı..." Gülümsedi. "Küçük olan mı? Zaten bir tane Çak... Tamam söz." Saatine baktı. "İki saat uygun evet. Teşekkürler dostum, görüşürüz." Telefonun sonunda karşı taraf her ne dediyse babası içten bir kahkaha patlattı.
Met babasının açıklama yapmasını bekliyor ama babası hâlâ az önce kapadığı telefona bakıyor bir türlü konuşmaya başlamıyordu. Daha fazla bekleyemeden kollarını sorgulayıcı şekilde sallayarak "Evet?" dedi.
Konuşurken yorulduğunu belli etmek ister gibi kendini koltuğa doğru öne attı. "Çak. Sana yardım edecek. İki saat sonra sahilde biraz konuşmaya zaman ayırabilirmiş. Sahil derken, her mesai bitimi kendini sarhoş etmek için bir yerler bulur."
Met yüzünü buruşturdu. "Çak mı?"
Maziden gönle dokunur bir şeyler hatırlamış olacak ki gülerken dişleri göründü. "Evet. Ona Çak deriz. Her söylediği sözden sonra çak der ve elini havaya kaldırır. Umarım bu alışkanlığını bırakmıştır."
"Bu Çak. Konuya ne kadar hâkim?"
"Bilemiyorum." Sesini fısıltıya yakın azaltıp Met'e doğru eğildi. "Neden bu kadar heyecanlandın Met? Annenden çanları ödünç almalı mıyım? Yani..." kaşını haince kaldırırken yine haince sırıttı. Met'ten tepki alamayınca geri yaslanarak "Az önce anlattıklarımın ne kadarını dinledin sen?" dedi.
"Yararı dokunacakları."
"Kırık kısmını atlamaman gerekiyordu. Kafası kırık olan, bir kadınsa daha da tehlikelidir. Dikkatli olsan iyi olur."
Annesinin hapşırma sesi ikisine de uyarı niteliğindeydi. Hem söyleniyor hem üst üste hapşırıyordu. Babası kaşlarını kaldırırken iç çekti. Hapşırıklar arasında sorulan "Yemekte istediğiniz herhangi bir şey var mı?" sorusuna cevap veren yine baba oldu. "Kendini yorma. Met bize dışarıdan bir şeyler alabilir."
Annesi bunu kesinlikle kabul etmeyecekti. Ona göre dışarıdan gelen yemekler bakteri yuvasıydı. Hepsi insanları hasta edecek virüsler yaymak için hazırlanıyor, bu tuzağa da aklı az parası fazla insanlar düşüyordu. "Fırına sebze sürsem iyi olacak." deyip hayıflanarak çıktı odadan. Babası ile göz göze gelen Met saatine baktı. Mesai saati dolmasına az bir zaman kalmıştı. Aradığı adamı en azından aklı daha başında bulmayı umuyordu.