"Kocasını öldürdüğünü söyledi.
Ama ortada bir ceset yoktu.
Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..."
Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
Babası cevap alamayınca "Biraz konuşmaya ne dersin?" derken tepeden bakma işini bırakıp gözlüğü çıkarak yakasına taktı.
Met babasının ardından salona geçip o rahatsız hasır sandalyeye yerleşti. Babası yanına oturmasını söyleyene kadar da kalkmak gibi girişimde bulunmadı. Babasının yanına o rahat kanepeye kurulurken de onunla karşılıklı oturmanın mahrumiyetini yaşadı. Babası sağ dönüp olabildiğince onunla yüz yüze geldi. "Hangisi kafanı daha çok karıştırıyor?"
İkilemde olduğunu hiç fark etmemişti. "Hangisi mi?"
Dudakları yana kayarken sırıtıyordu. "Geldiğinden beri telefonunu kurcalamanın ardından yeri süpüren bir suratın oluyor. Beklediğin ama alamadığın bir haber mi var?"
Bu son zamanlarda alışkanlık olmuştu. Mels' ten şimdiye kadar bir mesaj dışında herhangi bir tepki gelmemişti. Son yazdığı mesajda "Defol evimden." yazmıştı. Her zaman izlendiğini biliyordu. Mels bir vaka üzerine çalışırken bakıcılık yapması için gönderilen ama durumu tersine çeviren o meşhur şahıstı. Bakanın yeğen olsa da kimliği kimse tarafından bilinmiyor hatta varlığı bile şüphe uyandırıyordu. Uzun bir zaman onun ölmüş olabileceğini bile düşünmüştü. Son ki mesaja kadar. Defol evimden. Met'in yüzünden hüzünle karışık bir rahatlama dalgası geçti. "Önemli bir mevzu değil. Sadece uzaktaki birinden haber almayı umuyorum hepsi bu."
"Senin için önemli birisi olmalı." Beklenti ile baktı.
Ne diyeceğini bilemedi. "Evet öyle de diyebiliriz. Peki sen neden bu saatte..."
"Senle aynı sebepten." Bir müddet sustu. "Anlatılanların hepsi dedikodu malzemesi biliyorsun değil mi?"
Gülümsedi. "Abartılı dedikodular."
Babasının rengi soldu bir anda. "Her ne kadar kadınlar arası muhabbetin...Yani şey demek istiyorum Met."
Söylemesi zor olan şeyi merak etti. "Ne?"
"Annelerin sezgileri kuvvetlidir Met. Seni vaz geçirmek için bazı şeyleri abartsa da..."
"Sadece bir kahve içmeyi kabul ettim."
"Şimdilik." Derken başını yere eğdi. "Sonrasının da geleceğine eminim evlat. Birine yardım etmeye kendini mecbur hissetmenin dışında merakına da yenileceğini biliyoruz. İşin içine ne kadar girersen. Yani demek istediğim sadece dinlemekle yetinmeyeceksin Met. Lütfen kendine dikkat et."
Başını salladı. "Sen de mi inanıyorsun anlatılanlara?"
"Bildiklerimiz değil Met daha çok bilmediklerimiz karıştırıyor kafamı."
Kahvaltı için aşağı inerken gelen seslere kulak kabarttı. Annesi bilmediği bir sebepten babasını fırçalıyordu. Annesinden gelen zevk dalgaları babasının mahcubiyetinin üzerinde esiyordu. Met'i görünce de ikisi de sustu. Annesinin yüzüne bakılırsa hayır zevkle atılan fırçalar değildi. Konu domatesler olmadığına göre Met'ti. "Günaydın." Derken hangisinin yüzüne öncelikle bakması gerektiğini kestiremedi. Babası elindeki gazeteyi sallayarak mutfaktan çıktı. Met'in önünden geçerken kısık bir sesle cevap verip geçiştirdi. Elindeki gazeteden nahoş bir koku yayıldı. Teknoloji ile yakınlaşmaya hiç niyeti yoktu. Annesi "Kahvaltı birazdan hazır olur." derken Met'e bakmadı.
Mutfakla salon arasında kalınca kendisine daha yakın hissettiği tarafa yöneldi. "Annemin nesi var?"
"Dünkü mesele evlat. Bugün o kadının evine gideceğini biliyor ve bu da onu huzursuz ediyor."
Met eliyle çenesini ovalayıp mutfağa annesinin yanına gitti. Arkasından sarılıp boynuna yüzünü gömdü. Annesinden uzun olmak belini fazla bükmesini gerektirse de anın sıcaklığı içine doldu. "Nasılsın güzellik?"
Kadın oğlunun kollarına sıkı sıkı sarıldı. İç çekti. "Yumurtan birazdan hazır olur." Sesi titriyordu.
"Eline sağlık." Annesini kendine çevirdi. Annesi göz temasından kaçınıyordu. "Sorun nedir?"
Her zaman yaptığı alışkanlığını tekrarlayıp elini boynuna götürdü. "Gece iyi uyuyamadım." Arkasını döndü. "Sanırım en sıcak geceydi."
Her zamanki neşeli kahvaltıdan hiç eser yoktu. Herkes gergin bir şekilde diğerinin ağzından çıkan tek kelimeyi tetikte bekliyor ama inatla herkes susmayı tercih ediyordu. Masanın toplanmasına yapılacak yardımı bile geri çeviren annesi patlamak için her işini bitirmeyi beklemişti. Salonda oturan Met ve babasının ortasında dikilip "Neden benim düşüncelerim önemsenmiyor. Neden sözümü dinlemiyorsunuz?" deyiverdi. Sonunda içindeki kemirgeni salıvermişti.
Şaşıran ikili ilk cevabı verecek doğru kişinin kim olduğunu düşünüyordu. Met ayağa kalkıp annesinin yanına gidince kadın bir adım geriledi. "Ah, Met anlattıklarımı neden..."
"Anne sadece bir kahve içip..."
Annesi gerisini dinlemeden anlaşılmamış olmaktan gücendiğini belli edip ayrıldı yanlarından. Met bu kadar tepkiyi abartılı bulsa da annesinin yenik düştüğü dürtülerin de farkındaydı.