MEDİTASYON
"Kocasını öldürdüğünü söyledi. Ama ortada bir ceset yoktu. Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..." Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
9. Bölüm

8

12 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Met bütün akşam annesinin evhamları ve babasının bunları geçiştirme politikası üzerine konuşmaların arasında kalmıştı. İnsanlar her zaman başkaları hakkında konuşurdu. Hele de bu kişi aralarına sızmaktan itina ile çekinen dışlanmayı göze almış biriyse söylentiler daha hararetli olurdu. Kadın hakkında konuşulanlar da bu insanoğlu huyunun eseriydi. Ama dozunu ara ara kaçırmaktan çekinmedikleri belliydi. Annesinin kadın hakkındaki söylendikleri ilgi çekici olsa da çoğunun bire iki katmanın sonucu olduğunu biliyordu. Tavanı ne kadardır seyrettiğini bilmiyordu. Gelen mesaj sesi ile gözlerini tavandan telefon ekranına çevirdi. Rüyacı onu merak ettiğini dillendiren bir mesaj daha atmıştı. İlkine cevap vermeyi unutmakla kalmamış gelen mesajın kendisini bile unutmuştu.

Rüyacı buraya gelmeden önce üzerinde çalıştığı vakada kendisine oldukça yardımcı olmuştu. Zaten onunla da bu vaka vesilesi ile tanışmışlardı. Gördüğü rüyaların peşine düşen genç bir kızın anlatımlarından yola çıkarak çıkmaza girmişlerdi. Rüyalarında gördüğü ölmüş kadınların gerçekte de ölmüş olmaları vakanın ilginç yanı değildi. Aslında hiçbirinin rüya olmayıp geçmişten gelen bir kinin birkaç cana mal olmasına aldırmayan hastalıklı zihnin elinden çıktığını anlamışlardı. Üzerinde düşünülmesi gereken çok şey olan davada rüyalar üzerine Rüyacı'nın deneyimlerinden faydalanmışlardı.

Aralarındaki yakınlık ise arkadaşlık öteye geçmemiş olsa da birtakım beklentilerin olduğu içine sinmeyen bir durumdu. İyi olduğunu yazarken özür dilemeyi de ihmal etmedi. Tavan arasındaki odanın çatıdan alıp içeri yaydığı sıcaklık klimaya meydan okuyordu. Bu meydan okuma arasında terlemek kaçınılmazken ihtiyaç duyulan suya ulaşmak için ineceği merdivenlerde oldukça sessiz olması gerekiyordu. Met üzerine yattığı çiçekli pikeyi tortop yaparak indi yatağından. Bacaklarını salması ile ayaklarının yerle teması bir oldu. Neden çocukların büyüdüklerini kabullenmek ebeveynlerin en büyük savaşıydı? Neden onları büyütmek yerine hep küçük halleri ile anımsayıp duruyorlardı Met bunu anlayamıyorlardı. Bu çatı katına tıkıştırılmakta bu durumun makus sonucuydu. Met başını çarpmamaya dikkat ederek odanın içinde yürümeye başladı. Kapalı kapının ardından dışarıdan gelebilecek herhangi bir sese kulak kabarttı. Kesilip artan horultulardan başka ses duyulmuyordu.

İtina ile açtığı kapının hafif gıcırtılı sesinden irkildi. Şu an annesini uyandırmak yapacağı en büyük hata olurdu. Parmak uçlarında merdivenlere ulaşıp yine parmak uçlarında balerin gibi aşağı doğru süzüldü. Bir önceki kata onu ulaştıracak daracık merdivenlerin gıcırdamaması büyük şanstı. Bu katta banyo, ebeveynlerine ait bir oda ve odanın karşısında kiler bulunmaktaydı. Bir kat aşağı inmek hem banyonun hem de ebeveynlerine ait oda ile kilerin arasındaki koridordan geçmek zorundaydı. Neden en alt kat değil de çatı kat diye homurdandı. Banyodan gelen su sesine göre tek uyuyamayan kendisi değildi. O kişi her kimse onu görmesini istemiyordu. Annesinin ardiye olarak kullandığı kilerin önünde bir müddet bekleyip içeride kimin olduğu merakını gidermek istese de beklemedi. Daha ineceği bir kat daha vardı. Bu villadan bozma yapıyı alırken ailesi ne düşünüyordu acaba. Daracık bir tripleksin kime ne faydası vardı ki? Göz boyayanın çok kullanışlı bahçe olduğuna emindi. Belki kendisi de olsa bu geniş ve iyi dekore edilmiş bahçe için üç katlı bir eziyete göz yumabilirdi. Mutfak ve oturma alanı ile ikinci bir banyonun bulunduğu kata indiğinde rahat bir nefes aldı. Ana lambayı açmadan aspiratörün ışığında bir bardak su içme niyeti ile mutfağa adımını attı. Daha aspiratöre dokunamadan arkasından bir el ışığı yakıp onu kabak gibi ortada bıraktı. Uyarı öksürüğünün arkasından "Uyuyamadın mı evlat?" sorusu çok acele geldi.

Başını kaşırken "Oda gerçekten çok sıcak." diyebildi.

Babası elindeki gözlüğünü Met'i daha net görmek için gözüne geçirdi. "Tavan arasına tıkılman benim suçun değil. Evde her zaman düzenin ana karakteri annendir. İstersen salonda uyuyabilirsin daha serin olacağına eminim."

Met şikayetçi olmuş olmaktan rahatsız oldu. "Aslında yatak orda daha rahat."

Babası gözlüğünün üzerinden baktı. Üzerindeki kahverengi ayıcıkların istila alanı olan pijamasının içinde komik görünüyordu. Aileden gelen bir terbiyenin baskısı altında kaldığından hiçbir zaman şort veya bedenini biraz daha açıkta bırakacak bir gece kıyafeti giymeye yeltenmemişti. "Kafa karışıklığı mı?"

Met'in de kıyafet seçiminde babasından aşağı kalır yanı yoktu. Her zaman pijama ile uyumaya kendini zorunlu hissediyordu. Mahreme bu kadar saygı fazla olsa da bozulması elden gelen bir alışkanlık değildi. Babasına anlamadım der gibi baktı.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar