"Kocasını öldürdüğünü söyledi.
Ama ortada bir ceset yoktu.
Ve tarif ettiği kimlikte hiç yaşamamış bir adam..."
Polis, kadının itirafını tutarsız bulup dosyayı kapatmaya hazırlanırken, kadın son b...
Domates tarhlarının arasında yaprak yiyen böceklerin hayata uyum savaşını izliyordu. Gözleri sanki tek çizgi üzerinde hareket ediyormuş gibi sendeleyerek ilerleyen açık yeşil küçük böceğe takıldı. Görünmeyen bacakları çarpık olmalıydı. Arkasındaki ses, böcek yaşamına dair içselleştirmeye başlayacağı düşüncelerini böldü. "Tam kızarmamış olanları toplama. Annen onları karton kolilerin içerisinde güneş ışığında kızartmaya çalışsa da bu bana doğaya hakaret gibi geliyor. Domates dalında kızarmalıdır."
Başını kaldırıp, tepesinde dikilmiş ona gülümseyen gözlerle bakan babasına baktı. Kendisine dik açılarla gelen güneş ışığından etkilenen gözlerini kıstı. "Güneş ha. İkisi arasındaki farkın bununla ilgili olduğuna inanmamı beklemiyorsun değil mi?"
Otoriter bir baba edasıyla çatılan kaşlarla cevap verdi. "Sakın burada dedektiflik oynamaya kalkma evlat. Bu bahçede buna izin yok."
Ayağa kalkıp karşısına geçti. "Aynı tohumları kullandığınızı sanıyordum."
Babası çenesini okşarken arkasına göz attı. "Tabii ki aynı tohumları kullanıyoruz."
Met babasının yüzüne itiraf bekleyen ifade ile baktı. Babasının yüz ifadesinden ona verdiği rahatsızlıktan neredeyse bir haz duydu. Babasıyla konuşurken bakışları babasının arkasında söylenerek bir şeylerle uğraşan annesindeydi. "Ona sen mi söyleyeceksin ben mi?"
"Aklını kaçırmış olmalısın. Bu benim sonum olur." Bir müddet düşündü. "Babalar ve oğullar her zaman iyi sırdaş olmuşlardır."
Başını sağa sola salladı. "Bu sır olamayacak kadar ağır."
"Bakışlarından çok rahatsız oluyorum. Ama bunu bana zorla yaptıramazsın..." belli belirsiz başını salladı. "Hayır asla hem de."
Met omuz silkti. "Beni buna mecbur etme."
"Hım, en azından karşılığında teklif edeceğim bir şeyler olmalı. Benden istediğin bir şeyler vardır illaki. Çocukların hep istekleri olur." Göz kırptı ama karşı taraf bir türlü yumuşamıyordu. "Zaten hiçbir zaman iyi bir sırdaş olmadın Met. Annenin benim hakkımda her şeyi bilmesinin sebebinin sen olduğunu biliyorum. Ona her şeyi söylüyorsun değil mi? Bu hep böyleydi. En başından beri bana ihanet ediyordun."
"Konuyu bana getirme. Sadece sana anlattığım şeyleri annemin bilmesini açıkla önce istersen."
Gözlerini kaçırdı. "Şu çilli kızla olanlardan bahsediyorsan eğer, her şeyi öğrenmesi benim suçum değildi."
Kollarını salladı. "Yapma onu da mı anlattın?"
"Sürekli beni tuzağa düşürmekten vaz geç."
Kollarını bağlayıp babasının gözlerinin içine baktı. "Sanırım birbirimize karşı dürüst olmamız gerek artık.
Kolileri taşımakta zorlanan annesi tıslayarak geldi. "Siz ikiniz." Aynı anda döndüler sese. "Evet, neler oluyor anlatın hemen."
"Bir şey olduğunu da nereden çıkardın. Baba oğul biraz muhabbet ediyoruz sadece." Tekrar Met' e dönüp donuk bir şekilde gülümsedi. "Sanırım seni uyarmam gerek. Bunu ona söylersen sonu iyi olmaz."
"Bana hem dürüstlüğü öğretip hem de annemi kandırmana göz yummamı nasıl isteyebilirsin. Bunu sana karşı bir eylem olarak algılama. Tarafsız olmamı istemiştiniz. Ayrıca hakem olmayı ben istemedim."
Yüzünü ekşitti. "Hakem olmak mı? Senden bunu kimse istemedi."
Kolileri yere bırakıp oflayarak doğruldu. "Ne durumdalar?" elini beline koyarken başıyla yerde kızarması beklenen domatesleri gösteriyordu. Bakışlarını Met'e kenetlemişken ağzından çıkacakları sabırsızlıkla beklediği belli oluyordu.
Met önce babasına sonra annesine baktı. Onu bu işe karıştırdıkları için içten içe hayıflansa da bu tatlı rekabetten de istemsizce haz alıyordu. "Sanırım akşam yemeğinde ayrıntılı konuşmamız gerek. İki taraf için de yanlış giden bir şeyler olduğunu düşünüyorum."
Annesi şaşırarak baktı Met'e. "Annene yanlış yaptığını söyleyecek kadar büyüdün demek." Bir iki hımlayarak "Sanırım güvenirliğini sorgulamam gerekecek. Kolileri arka tarafa taşımama yardım et."
Babası Met'ten önce davranıp ayağının dibindeki koliye doğru eğildi. "Hayır, sen değil. Bunu ona söyledim." İşaret parmağı Met'i gösteriyordu. "Genç olan. Haydi!"
Ortalık iyice kızışmaya başlıyordu. Met arada kalmanın huzursuzluğu ile koliyi kucaklayıp ağır adımlarla annesinin peşinden giderken babası ona kaşlarıyla bir sürü şey anlatıyordu. Kaşlarının her inip kalkmasının bir manası olmalıydı ama Met hiçbirini anlamadı. Sessizce annesini takip edip durması gerektiğini söyleyene kadar da içten muhakemeye başladı. "Onları şuraya şu ikisinin yanına bırak." Met annesinin içerisinde kızarması için beklettiği domates dolu kolilere baktı.
"Hiçbir zaman istediğin kadar kızarmıyorlar değil mi?"
"Seni benim domateslerimle değil diğerleriyle ilgilenmen için tuttum."
"Beni tutmak mı? Sen beni tutmadın. Beni hafiye olmaya zorluyorsun. Bu yaptığın..."
"Boş ver şimdi bunları. Ne buldun?"
"Aile ilişkilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini. Hepimizin güvenirliğini..." annesine karşı yaptığı hamlenin karşılık bulacağını bilse de devam etti. "Sorgulamamız gerek. Kolilerde domates kızartmak mı? Sana bu aklı kim verdi bilemiyorum ama bence..."
"Sana sadece diğer domateslerle ilgilenmeni söyledim. Benimkilerle ben ilgileniyorum. Sakın babanın yanında benim domateslerimle ilgili konuşma yoksa..."
"Aha, şimdi de tehdit ediliyorum. Annem tarafından hem de... Bu çok fena."
Birlikte ön bahçeye doğru yürümeye başladılar. Annesi parmak ucuyla Met'in omzunu dürttü. "Seni kurnaz tilki."
Babası bahçede biriyle konuşuyordu. Met'i görünce "Ah, işte geldi. Met bu bayan seninle konuşmak istiyor."
Met karşısındaki genç kadına baktı. Üzerinde ince, uzun, bir esintiyle baldırlarını açıkta bırakacak, beyaz bir elbise, başında güneşe karşı bol tedbirli kocaman beyaz bir şapka vardı. Gözündeki güneş gözlüğü de camları siyah olsa da tüm kıyafete uyum sağlarcasına kemik beyazı bir çerçeveye sahipti. Bakımlı ve beyaz ojeli uzun tırnaklı elinde küçük beyaz bir çanta ile Met'i bekliyordu. "Dedektif."
Met kadının doğal sarı saçlarının buklelerini arkaya atmasını seyretti. "Evet, buyurun."
"Üç gündür sahile gidip bekledim ama sizi orada bir türlü göremeyince evinize gelmek zorunda kaldım."
Sahil, kum, tuzlu su, insan kalabalığı hiç Met'e göre değildi ama bunu dillendirmedi. "Beni arama..."
Rüzgârın dudak arasından dişlerine yapıştırmaya çalıştığı saç tellerini uzaklaştırırken "Önemli bir konu."
Omzunu hafifçe sıkan babası "Biz annenle biraz yürüyüşe çıksak iyi olacak." derken Met'e yine kaşlarıyla işaretler verdi. "Siz de içeride sanırım daha rahat konuşursunuz."
Beyaz hayranı kadın babasına bakarken Met konuşmasındaki heyecana odaklandı. "Hayır, hayır gitmenize gerek yok. Polis her zaman polistir. Emekli olmanız sizi daha deneyimli yapar sadece. Sizin de yardımınız olacağına eminim."
Met kadının yüz ifadesindeki bir şeylerden rahatsızlık duymuştu ama ne olduğunu bilemedi. Heyecanının olmadığını biliyordu. "Konu nedir?"
Kadın sanki yakın arkadaşı ile yaptığı sıradan bir muhabbetteymiş gibi hiç düşünmeden bir anda "Ben kocamı öldürdüm dedektif." dedi.