"Kitleler her zaman böyledir... Belirsizlikten her zaman korkarlar, bu yüzden açık bir yalanı ulaşılmaz gerçeklere yeğ tutarlar. Hele bu yalanlar ne kadar ulvi ve yüksek olurlarsa, değerleri de o kadar artar."
Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından daha fazla. Enfeksiyona bağlı ölümler azalırken yaşlılığa bağlı ölümler giderek artıyor; askerler, teröristler ve suçlular tarafından katledilenlerin toplamından fazlası kendi canına kıyıyor. 21. yüzyılın başında ortalama bir insanın McDonald's menüleriyle tıkınmaktan ölme ihtimali kuraklık, Ebola virüsü ya da El-Kaide saldırısında hayatını kaybetme ihtimalinden çok daha yüksek.
Sen baharsın... Biz ise, sanki güzel, yemyeşil bağ bahçeyiz. Bahar gizlidir, fakat lütufları, ihsanları, bize bağışladığı meyveler, çiçekler meydandadır. Sen, Allah’ım, sanki cansın; bizler ise, ele ayağa benzeriz. Elin tutması da, bırakması da, ancak canın yardımı ile olur. Bizim hareketimiz, her an senin varlığına şehadet getirmede… “Şehadet ederim ki, Allah’tan başka Allah yoktur” demektedir. Bu hâl, Celâl sahibi, ebedî bir Allah’ın varlığına şehadet etmektedir...
Gündüz sevişmek gece sevişmeye benzemiyordu; gün ışığında bir bedeni keşfetmenin çok daha cüretkâr, tuhaf bir biçimde çok daha hayvani bir yanı vardı.
Dünya, sizin zannettiğiniz kadar tozpembe değil sayın aydın(!)lar !
İçinde yaşadığın ülke -malum zaafları nedeniyle- sürekli, sebeplerin en ufağıyla bile çalkalanıyorken; nüfus yapın tehlikede ve sırf bu nedenden dolayı bile geleceğin belirsiz ve millî güvenliğin artık alarm verip çatırdıyorken; korunaklı villanızda yaşayıp şehrin en kenar mahallelerine hiç girmeyen ve tehlikelerden daima uzakta yaşayan bir hümanistseniz yapılacak en iyi şey nedir? Tabii ki de sıkıntılarını bizzat sizin çekmediğiniz problemler için, çekenlerine ‘tatliş tatliş yaşayın işte:))) tadımızı kaçırmayın’ diyerek “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevitine ihi ihi”li bir finalle mülteci güzellediğin bir edebiyat başyapıtı(!) kaleme almaktır.
Bu kitabın hangi amaca hizmet ettiğinin farkındayız.
Acaba kör göze parmak sokmayı bıraksanız mı artık?
Bir daha dünyaya gelsem Yine seni severdim Beni üzesin diye Beni deli divane edesin diye Biliyorum Sen de bir daha dünyaya gelsen Yine beni sevmezdin Kahrımdan öleyim diye..
Ergenekon Destanı Türk Destanıdır. 10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders kitabının 205. sayfasındaki Doğal Türk Destanları adlı bölümde "Ergenekon Destanı" bir Moğol destanı olarak anlatılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ergenekon Destanı ile alıp veremediği nedir?
"Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Eve ekmekle tuz götürmeyi Böyle havalarda unuttum; Şiir yazma hastalığım Hep böyle havalarda nüksetti; Beni bu güzel havalar mahvetti."
Kitabın Adı : Yeraltından Notlar Yazarı : Dostoyevski Yayınevi: İletişim Yayınları Türü : Roman Basım Yılı: 2016 Sayfa Sayısı: 212 Sayfa
Düşünceler : Dostoyevski ( 1821-1881 ) en sevdiğim ,zevkle okuduğum yazarlardan birisidir. Bu kitabını da daha önce okumuştum ancak okuma grubumuzun bu ayki kitabı olması hasebiyle tekrar okudum. 1864 yılında yayınlanan bu eser yazarın okunması en zor kitabı olarak bilinir. Bu nedenle en az iki kez okunması faydalı olur.
Olay St Petersburg kentinde geçiyor. Diğer yan karakterlerin ismi verilse de ana karakterin ismi yok. Bu yönüyle ilginç bir eser. Kitabın ana karakteri kendini 'Yeraltından bir kişi ' olarak tanımlıyor. Bu yüzden de eserin Adı bu olmuş.
Kitabın ilk bölümünde ana karakterin 40'lı yaşları anlatılıyor. Bu yataki iç çatışmaları ,hastalıkları ,acıdan zevk alışı ve etkisiz karakteri üzerinde duruluyor.
Kitabın ikinci bölümünde ise anlatıcı gençliğine gidiyor hikayecikler şeklinde karakterinin olgunlaşma süreci anlatılıyor.
Pek çok esere gönderme yapılan romanda yazarın çok sevdiği Gogol 'un "Palto" 'su na da hoş bir gönderme yapılmış. Ayrıca ana karakterin sarhoş olduğu bölümlerde ise yine yazarın bu eserden iki yıl önce yayınlanan " Tatsız Bir Olay " öyküsünün tadı var.
Eserde sürekli bir hastalık metaforu ,modern dünya eleştirisi ve garip bir şekilde acıyı yüceltme dürtüsü var.
Ana karakter pek sevilecek birisi değil. Arkadaşlarından gördüğü aşağılanma hissini Lisa isimli bir kadını ruhsal yönden ezerek tatmin etmeye çalışıyor mesela. Sürekli düşünüyor ama tatbik etmiyor,gürlüyor gürlüyor ama yağmıyor.
Dostoyevski bu eserden sonra bir daha böyle bir roman yazmadı. Daha açık ,daha belirgin, mesajlarını daha net veren eserler yazdı. Yani yerüstünden yazdı diyelim.
İlk bölümü biraz sıkıcı gibi görünse de oldukça dikkat çeken, etkileyici bir eserdi. Yazacak çok şey daha var ama yetim yok maalesef. Kısaca lütfen okuyun,mutlaka okuyun diyorum.
Madam Bovary, ilk ismiyle Emma, kitabın ellili sayfalarında kocasından memnun kalmadığını söylüyor. Monoton hayat canını sıkıyor kadının. Mösyö Bovary ile evlenmeden önce de evliliğe koşuyor ve babasının evindeki hayatından yakınıyordu. Ondan önce de babasının evini özlüyor ve gittiği manastır hayatını yeknesak buluyordu. Sonuca gelince ise evlenip de merakını giderdikten sonra bu kez en başa dönüp manastırı özlemle anıyor.
Ellinci sayfadayken bunları not ettim ancak devamının da benzer olacağını düşünüyorum. Hayatını kendi iradesiyle yaşayamayan bazı insanları hiçbir değişiklik tatmin etmez. Bazı kişilerin, kadını bu konuda nankör veya aç gözlü olmakla yerdiğini gördüm ancak bu saygı duyulması gereken bir durum. Böyle insanlar bir hafta Paris'i gezer ardından sıkılıp üç hafta köy evinde yaşar. Bu günümüz dünyasında ekonomik özgürlüğü olan insanların yaptığı alışılagelmiş bir tavır. Bazı insanlar bir sırt çantası ve bisikletle dünyayı geziyor. Madam Bovary, kadınların babasının istediğiyle evlendiği, ailesinin istediği, genellikle dini okullarda, eğitimi aldığı bir döneme denk geldiği için şanssız kimselerden. Daha gencecik birisi ve ne kendini ne de insanları tanımadan seçim yapmaya zorlanıyor.
Odaklanamayan insanlar Twitter ile Snapchat arasında gidip gelen dikkat yoksunu yurttaşlardan oluşan bir dünya, hiçbiriyle başa çıkamadığımız krizlerin sağanağı altında kalan bir dünya olacaktır
İlk kitap'a yoOlayları tam hatırlamıyorum ama Mara kendini gelin olarak Apollon'a adıyacak iken yanlışlıkla Rea'ya adıyor ve olaylar gelişiyor. Şahsen ben ikilinin arasındaki çekimi vs oldukça iyidi, şahsen kurgu evren ve yazarın kalemi bana göre iyidi.
İçinde ya smut yok ya da az da olsa varmı diye tam hatırlamıyorum olabilir de olmaya bilir de tam emin değilim şahsen tekrar okumayı bile düşünmüyor değilim ama okumak isteyen var ise tavsiye ederim şahsen benim için en iyi Türk fantastikkrrden biridir.
Bizler küçük kümeler halinde, öbek öbek yaşamaya alışmışız.Aynı düşüncede olduğumuz kişilerden uzaklaşmak istemediğimiz gibi,kümemizdeki farklı düşünceye sahip kişileri de küçük görmekten kurtulamayız.Bu bir çeşit düşünce aristokrasisi...Başkalarını küçümseme beynimizde zararlı bir ur değil mi?