“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve sefadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.”
Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız? "
Seni unutmak ha! Aklımın karatahtasından Silerim de bütün boş anıları, Bütün kitaplarda yazılan, çizilenleri, Gençliğimden, öğrenciliğimden kalanları, Yalnız senin buyruğun kalır ...
Martin eden’ e "Mart" diyebilecek kadar içli dışlı oldum ve Mart'ın nazarında yeteneğin çok abartıldığı ve kişinin yetisinin yapabileceği birşeye yatkınlığını belirleyici olması dışında başka bir katkısı yoktur insanın hayatına, bireyi asıl geliştiren ve hayatına yön vermesini sağlayan en önemli mefhumun talep etmek, mücadele etmek, çalışmak ve fikirlerini geliştirmek için okumak Martin eden'in de dediği gibi "pusulasız" olmamak, fikirlerle dertlenmek gerek...
Denizci olan ve işçi sınıfından martin eden’in üst sınıftan olan Ruth'a aşık olmasıyla başlayan Kitap başlarda bir aşk romanı gibi birisini gerçekten sevmenin insana neler yaptırabileceğinin, aşkın gücünü anlatacak derken, denizci deyimiyle öyle bir dümeni çeviriyor ki martin'in mücadelesine ve çalışma azmine hayran olmamak mümkün değil. Okurken Jack London'un yarı otobiyografik romanı olduğu düşüncesi ile yol almak güzeldi Kitabı bitirdiğinizde bu konu da yazarın sürprizini göreceksiniz. İncelemeye başka bir konudan devam istiyorum.
Zihnimi kurcalayan Jack London’un da değindiği ve bir Yazar için en önemli gerekliliklerden olan" Üslup" hakkında yazmak istiyorum.
"Üslubum bozulur. Üslup sahibi olabilmek için ne kadar çalıştığım hakkında bir fikrin var mı?s306 Üslup sahibi bir yazar olduğu, üstelik bu üslubun da insanların çok hoşuna gittiği anlaşılmıştı.s434"
Bir Yazarın kitabını yada bir yazısını okurken üslup en değer verdiğim konuların başında gelir. Yazdıkları kelimelerin manasında ki fikri bize sunuş biçimine ve bu dili kullanırken adeta okuruyla konuşuyormuş edasıyla yapması çok değerli bir meziyet Önemli yazarların hepsinin Üsluplarıyla usturuplu bir biçimde bize yazdıklarını sunduğu farkedeceksinizdir. Hepsine aynı konuyu verilse bile kelimelerin manasındaki nüansı belirleyen üslupları olacaktır, bu çok önemli bir imza, Düşüncelerini birisiyle konuşuyormuş edasıyla kağıda dökebiliyorsan olmuşsundur demektir. Ve iyi bir okurun bu kitabı okuduğunda ilk farkedeceği konulardan birisi Jack London'un bu kitabı kağıda dökmeden önce zihninde yazdığı olacaktır. Bu konuda ve yazarların ilham aldıkları konular hakkında Karanlığı Aydınlat kitabının da çok faydası olacağı kanaatindeyim. Bu arada Levent Cinemre'ye bu kadar güzel bir eseri bizlere çok usturuplu bir şekilde sunduğu için Çok teşekkür ediyorum.
Okumayı düşünüyorsanız kesinlikle ertelemeyin. Keyifli okumalar dilerim Herkese... Jack London
Tipik Anadolu insanın hayatı. Herkes yaşar da, herkes yazamaz, anlatamaz acıyı. Yazmak, duyguyu dağıtmadan aktarmak ciddi bir meziyet… Okuyucuyu satırların içine almak, hapsetmek. Anlattığı hikâye ile okuyucu bir bütün yapmak. Değerli Yazar Şermin Yaşar bunu diğer kitaplarında olduğu gibi, burada başarılı bir şekilde yansımaktadır.
Kitaba gelecek olursak.
Birisi yaşlı, diğeri genç iki kadının karşılaşması ve dertleşmesi. Bir şekilde yollarının çakışması konu edilmiş. Bu hayatta tesadüf diye bir şeyin olduğunu sanmıyorum. Yazılanın mutlaka yaşandığı, yaşanması gerektiğine inanırım hep.
Kitabın iki kadın kahramanın hikâyesi de aslında bu toplumun hayatına ayna tutmuş bir bakıma. Yalnızlığı resmini çizerek, kimsesizliğin görsel bir tablosunu oluşturuyorlar. Selime Teyze; sitemi, hüznü, kederi anlatırken şiirsel bir dil ile izâh etmiş gibi insanın içine işliyor. Belki de samimiyet tam da böyle bir ruh halini gerektiriyordu.
Satır aralarından şu mesajı çıkarmanıza müsaade etmektedir yazar. Anneniz-babanız hayattaysa onlara sımsıkı sarılın, ellerini bırakmayın. Kendi yalnızlıklarına, kendi dünyalarına, hayatın boşluğuna bırakmayın o güzelim emektar ellerini.
"Hayat nasıl da ayırıyor anneyi evlattan, kardeşi kardeşten... Herkesi kendi derdiyle bir kafese sıkıştırıyor. Görsen de anlasan da uzanamıyorsun." (42.s)
Yapmayın! Hayatın sizi bu kadar kolay öğütmesine müsaade etmeyin. Sonra “keşke” diyerek, çok geç kalıyorsunuz bazı değerlere, güzelliklere sahip çıkma isteği için.
Herkesin annesi ya da her anne çok güzel tatlı yapar da, Meltem'in Babannesinin finale sakladığı o tatlıyı okuyunca, hem gülümsedim, hem duygulandım.
Teşekkürler Değerli Yazar Şermin Yaşar gerçekleri böyle tatlı tatlı yüzümüze çarptığınız için.
Gelgelelim insanlar işlevsel konumlarını kaybettiğinde, biz de yaratılışın zirvesinde olmadığımızı fark edeceğiz. Kutsadığımız değerler bizi unutulmaya yüz tutmuş mamutların ve Çin nehir yunuslarının kaderine mahkum edecek. Geriye dönüp bakıldığında insanlık kozmik veri akışının içinde minik bir dalgalanmadan ibaret kalacak.
Beyaz Diş, insanın ve doğanın zorlu koşullar karşısında nasıl değişebileceğini anlatan bir eserdir. Kitapta Beyaz Diş’in yaşamı üzerinden güç, hayatta kalma, özgürlük, sevgi, sadakat ve merhamet gibi önemli değerler işlenir. Beyaz Diş, doğada yaşarken acımasızlığı ve mücadeleyi öğrenir. İnsanların ona kötü davranması, onun insanlara karşı güvensiz ve saldırgan olmasına neden olur.
Ancak hayatına giren iyi insanların sevgisi ve şefkati, Beyaz Diş’in değişmesini sağlar. Böylece eser, bir canlının nasıl yetiştirildiğinin ve ona nasıl davranıldığının onun karakterini büyük ölçüde etkilediğini gösterir. Sevgi gören bir canlı güvenmeyi ve sevmeyi öğrenebilir; şiddet ve kötülük gören ise saldırganlaşabilir.
Eserin temel iletisi, hiçbir canlının doğuştan tamamen kötü olmadığı; sevgi, güven ve merhametin en sert kalpleri bile değiştirebileceğidir. Aynı zamanda doğaya ve hayvanlara karşı anlayışlı davranmamız, onların özgürlüğüne ve yaşam hakkına saygı göstermemiz gerektiği vurgulanır. Beyaz Diş’in yaşadığı değişim, insanların davranışlarının başka canlıların hayatında ne kadar büyük bir etki bırakabileceğini gösterir.
'Asal sayılar güçlüdür. Başkalarına bağımlı değildir. Saftır, tamdır ve gücünü asla kaybetmez. Asal sayılar gibi olmalısın. Gücünü kaybetmemeli, mesafeni korumalı ve etkileşimden sonra değişmemelisin. Bölünmez olmalısın.'
Sürekli bir huzursuzluk ve tedirginlik yaratılıyor 20 yüzyılda bunun üzerine oturmuş özellikle zincirleme İki Dünya Savaşı'nın ardından herkes birbirine efendi olarak görür gibi yaptı ama sürekli aba altından sopa göstererek bambaşka bir politik strateji içine girdi muhtemel bir savaş halinde ölenler olacak buna rağmen herkes efendiliğini de devam ettirmek istiyorum dünyada sosyal çüremenin geldiğini nokta bu...
Aslında herkes, kırıldığında, yalnızlığına kaçar... Hepimiz bazen kaçarız. Kimimiz bir şarkıya, kimimiz bir şiire, kitaba veya büsbütün boşluğa kaçarız.
Cemil Meriç'in dediği gibi: "İnsanlar kırıcıydı, kitaplara kaçtım" Bazımız da İçine sığınır, ona sığmayan cihana sığmaz...
Aristokrat bir kadın olan Madam Prie’nin yavaş yavaş çöken hayatı anlatılır. Yıllarca ayrıcalıklı bir dünyada yaşamış olan bu kadının ihaneti ortaya çıkınca, toplumdaki konumunun değişmesiyle birlikte yalnızlığa, yoksulluğa ve içsel bir çöküşe sürüklenir. Bir zamanlar hayranlık uyandıran hayatının artık sadece hatıralardan ibaret kaldığını fark ettikçe, geçmişine tutunmaya çalışsa da gerçeklerden kaçamaz. Sonunda kendi iç dünyasında kaybolan karakter, hem sınıfsal hem psikolojik bir çöküşün sembolüne dönüşür.
Zweig’in bu eseri, tarihin tozlu sayfalarından çekilip çıkarılmış gerçek bir hayat hikayesi.Kişilik analizi ve ruhsal durumları, her zamanki gibi, okuyucuya neyi yansıtmak istiyorsa ona ayna tutuyor. Toplumsal statüyle şekillenen kimliklerin ve şöhretin elden gitmesiyle geriye kalan koca bir boşluğu anlatan kitap, hem empati kurduruyor hem de sorgulatıyor. Zweig, eserlerinde çoğu zaman bir çöküşü merkezine alırken adeta olaylardan ve karakterlerden intikam alırcasına keskin bir gerçekçilik sunuyor. Her kitabı ayrı bir keyif; kesinlikle tavsiye ederim.