Çocuklar köprüyü geçti.
Saç telleri tek tek çözüldü.
Sırat kapandı.
Araf'ta yalnızca masa kaldı.
Masanın üzerinde üç şey duruyordu:
Neşter.
İğne.
Makas.
Üçüne uzun süre baktım.
Neşteri elime aldım.
Araf'ın ortasında son bir yara vardı.
Bu yara hiçbir bedende değildi.
Duvarın kendisindeydi.
Yıllardır kapanmamıştı.
İçinden karanlık değil,
cümleler sızıyordu.
“Nefsime yenildim.”
“Şeytan kandırdı.”
“Bir anlık hataydı.”
“Pişmanım.”
“Tövbe ettim.”
Her cümle yaranın kenarına tutunuyor,
onu yeniden kapatmaya çalışıyordu.
Ben neşteri yaranın üzerine yaklaştırdım.
Sonra durdum.
“Hayır.”
Elimi geri çektim.
Çünkü ilk kez anladım:
Bu yara kesilmek istemiyordu.
Dikilmeyi de istemiyordu.
O yalnızca açık kalmalıydı.
Bir yara olduğu unutulmasın diye.
İğneyi elime aldım.
İpliği geçirdim.
Yaranın ilk kenarına yaklaştırdım.
Sonra bıraktım.
“Bunu ben dikmeyeceğim.”
Araf sessizleşti.
Duvarlarda yüzler belirdi.
Hepsi aynı soruyu sordu:
“Neden?”
Cevap verdim:
“Çünkü bazı yaraların kapanması iyileşmek değildir.”
Bir adım geri çekildim.
“Bazen kapatmak, gerçeği yeniden gömmektir.”
Masanın üzerindeki makası aldım.
Araf'ın duvarlarından geçen siyah iplikleri gördüm.
Bunlar çocukların saçlarıydı.
Sırat'ın son kalıntıları.
Hiçbirine dokunmadım.
Çünkü onlar artık Araf'ın malı değildi.
Onlar çocuklara aitti.
Makasın ağzını başka bir yere çevirdim.
Yaranın üzerine dikilmiş eski dikişlere.
İlkini kestim.
Çıt.
İkinciyi.
Çıt.
Üçüncüyü.
Çıt.
Her kesişte bir mazeret yere düştü.
“Ben istemedim.”
Çıt.
“Ben de mağdurum.”
Çıt.
“Nefsime yenildim.”
Çıt.
“Şeytan kandırdı.”
Çıt.
“Tövbe ettim.”
Çıt.
Son dikişi bulduğumda elim durdu.
Bu dikiş diğerlerinden farklıydı.
Üzerinde tek bir kelime vardı:
UNUTMA.
Makasın ucunu yaklaştırdım.
Ve kestim.
Dikiş açıldı.
Araf'ın içi göründü.
İçeride çocuklar yoktu.
Çocukların sesleri de yoktu.
Sadece gerçek vardı.
Çıplak.
Sessiz.
Kimsenin arkasına saklanamayacağı kadar açık.
Makas elimden düştü.
Neşter hâlâ masadaydı.
İğne de.
Üç aletin arasında bir süre durdum.
Sonra hepsini yan yana bıraktım.
İlk kez cerrah olarak yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı.
Çünkü kesilecek mazeret kalmamıştı.
Sökülecek bahane kalmamıştı.
Dikilecek bir yalan kalmamıştı.
Araf'ın uzak ucunda bir kapı açıldı.
Bu kez kapının arkasında karanlık yoktu.
Çocuklar vardı.
Hepsi ayaktaydı.
Kimse onları çağırmıyordu.
Kimse onları taşımıyordu.
Kimse onların adına karar vermiyordu.
En küçük çocuk öne çıktı.
Bana baktı.
“Bitti mi?”
“Evet.”
“Emin misin?”
“Hayır.”
Çocuk hafifçe gülümsedi.
“Doğru cevap.”
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra çocuk sordu:
“Bizi hatırlayacak mısın?”
“Evet.”
“Nasıl?”
“Adlarınızı değiştirerek değil.”
“Nasıl?”
“Olduğunuz gibi.”
Çocuk başını salladı.
Diğerleri yürümeye başladı.
Araf'ın son duvarına geldiklerinde hiçbir kapı açılmadı.
Duvar kendiliğinden geri çekildi.
Çocuklar dışarı çıktılar.
Arkalarından ne ışık geldi,
ne müzik,
ne de başka bir mucize.
Sadece özgür bir sessizlik.
Son çocuk çıkarken durdu.
Elinde küçük bir makas vardı.
Bana uzattı.
“Bunu neden bana veriyorsun?”
“Çünkü bazen diktiğin şeyi yeniden sökmen gerekir.”
Makasın sapını tuttum.
Çocuk bıraktı.
“Ve bazen?”
“Bazen hiç dikmemek gerekir.”
Sonra gitti.
Araf'ta yalnız kaldım.
Masaya döndüm.
Neşteri aldım.
Bir süre elimde tuttum.
Sonra yerine bıraktım.
İğneyi aldım.
Onu da bıraktım.
Makas masanın üzerinde kaldı.
Araf'ın duvarlarında son bir çatlak vardı.
Yaklaştım.
Elimi çatlağın üzerine koydum.
Kapatmadım.
Tam tersine,
biraz daha açtım.
Çünkü artık biliyordum:
Bazı yaralar iyileşmek için değil,
bir daha aynı suçun üzeri örtülmesin diye açık kalır.
Araf kararmadı.
Araf yok olmadı.
Sadece sustu.
Ve ben ilk kez sessizlikten korkmadım.
Çünkü sessizlik artık bir saklanma yeri değildi.
Bir tanıklıktı.
Son kez masaya baktım.
Neşter.
İğne.
Makas.
Üçü de yerindeydi.
Ama artık hiçbirinin üzerinde kan yoktu.
Çünkü son ameliyatın amacı birini parçalamak değildi.
Gerçeği yerinden çıkarmaktı.
Ve sonunda anladım:
Ben Araf'ı kapatmamıştım.
Onu mühürlememiştim.
Onu yok etmemiştim.
Sadece içindeki yalanları sökmüştüm.
Son dikiş atılmadı.
Son dikiş söküldü.
Ve Araf ilk kez,
kendi yarasının içinde
uyumaya başladı.
Son,
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar