İşte ona el emin lâkabını taktılar sözüne rivayetine şehadetine ahdine kefaletine sadakatine herkesin kesin birlik olarak inandığı ve pes dediği insan
Çöle inen Nur Necip Fazıl
Gazali derki insan Allah Tealanın fiil ve eylemidir onun ahlâkı ile aleme bakan bir kimse ve alemin Allah fiili olduğunu bilir ve bu niyetle yaşayan insan Allah’tan başkasını tanımış ve sevmiş olamaz işte efendimiz SAV e el emin denmesinin en büyük sebebi sıratı mustakimi bir yol olarak seçmesi ve Allah Telayı tanıtan esma sıfatlarını üzerinde taşımasıdır onun esma sınıfı el eminlik şehadetine inanılır olmaktı o şehadeti en güvenilir kişi olup Necip Fazıl soruyor yalan ihanetlerin en büyüğü hiç bir insanın sözü bizim için mutlak olarak emin değildir yalnız o vardır görülmemiş bir vakar iffet ve asalet halesi Mukaddes genç mekkelilerin saygı dolu gözlerinin üzerinde dolaştığı ibret misali belkide efendimiz SAV i en iyi mübarek annemiz Hz Hatice tarif edecekti efendimiz emin kişi güvenilir insandı ve Hz Hatice diyorduki Korkma! Allah’a yemin ederim ki O hiçbir zaman seni utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten âciz olanların işlerini görürsün işte bu en güzel ahlâktır Fakire yardım etmek misafiri ağırlamak hak olan yoldan ayrılmamak işte bu veren el alan elden üstündür hadisinin anlamıdır peygamberimiz hıyanet ile değil ibadet ile vazifeli idi ve ona göre mümin dilinden elinden emin olduğumuz insan demekti
"Kalk, evimize gidelim. Sen de yorulmadın mı anlaşılmamaktan? Buraların dili çok başka. Söylediklerimiz işitiliyor ama anlaşılmıyor. Bazen herkesin bizi yanlış anladığı zamanlara denk geliriz. Sorunu, ısrarla kendimizde ararız ama sonra fark ederiz ki bizi yanlış anlamak onların işine geliyor, konforlu hissettiriyor. Böyle zamanlarda kendinden şüphe etme, sorgulama. İnandıklarını anlatmaya, kalbindekine sarılmaya devam et. Duyulmamak ve anlaşılmamak; düşlerimizi, düşüncelerimizi ve hislerimizi yanlış kılmaz, asıl yanlışlık, onlara inanmayı bırakmaktır."
15.yy ın ilk yarısında Deniz cumhuriyetlerinin en güçlüsü Venedik Adriyatik i ve doğu Akdenizi rakibi cenova ile birlikte kontrol ediyordu doğuda Memlüklüler ve Akkoyunlular vardı
İlber ortaylı doğunun ve batının efendisi
1432 de doğdu Fatih Sultan Mehmet Doğunun ve batının efendisi o dur elbet Kuşkusuz Allah afffedici ondadır adalet Ya Rab yüzümüz yok sen bizleri affet
Analar fatihler doğuran kadınlardır Kuşkusuz Allah, affedici, bağışlayıcıdır. Rahmet kapıları temiz olanlara açılır Fatihten önce Memluklar islamın kılıcıdır
Kazanmak için mutlaka savaş gerekmez. Savaş insana her zaman kazanç getirmez Memluk sultanı derki kılıç imanı kesmez Hakkın kılıcı zalimlerin eline verilmez
Dedem ilber anlatıyordu Memluk devletini Bir zamanlar onlar yükseltti Allah ismini Mısır ve Suriye'de hüküm sürdü zaferleri Memluk zaferleri yükseltti sancağı şerifi
Memluklar Türk kökenli bir devlet Ey fatih olan Allahın adıyla ülkeler fethet İnsanları yönetmek büyük bir musibet Şanlı sancağım dalgalanmaya devam et
Sen genel olarak insanları sevmeye pek meyillisin. Hiç kimsede hiçbir kusur görmüyorsun. Sana göre bütün dünya çok iyi, herkes çok hoş. Hayatın boyunca birisi hakkında kötü bir şey söylediğini hiç duymadım.
"Eğer hayatın alışık olduğumuz tüm yönleri hakkında derin bir sezgi ve duyarlığa sahip olsaydık, o zaman çayırların büyürken çıkardıkları sesi, sincapların yürek atışlarını işitebilir, sessizliğin ötesinden kulaklarımıza gelen feryatlara dayanamayıp ölebilirdik. Bu yüzden, içimizde en duyarlı olanlar bile etrafta budalalık zırhına iyice bürünmüş olarak dolaşmaktadırlar."
Hava hala gri ama boğmuyor artık Gökyüzü susuyor içimde bir yer konuşuyor...
Tercanlı24
Gökyüzü sustuğu zaman içim her zaman benimle konuşur dedi Fahrettin paşa ve anlatmaya devam etti yer Sakarya Meydan muharebesi cihat ve cenk meydanıydı havada gri bir duman ve sis bulutu vardı bunları not olarak Sakarya günlüklerine not almıştı kahraman komutan Türk askeri kıyama kalkmak için emrimi bekliyordu sabırlı olmalıydım avını bekleyen bir arslan gibi bende düşmanın gaflet anını bekliyecektim askerlerime şunu nasihat ettim bir savaş ancak modern silahlarla kazanılabilir size savaşı dualarınız ve imanınız kazandıracaktır uyuyan askerleri kaldırmak için kıyam borusunu çaldırdığımda asker çoktan hücuma geçmiş düşman cephesini Sakarya Meydan muharebesinde biçmeyi başarmıştı Türk ordusunda ve tankları kullanan askerde yüksek ateş gücü değil yüksek iman gücü vardı ve Sakarya savaşı kurtuluş savaşı bu imanla kazanıldı Bmc de görevli mühendislerden hilmi bey dedesinin mirası olan bu defteri kapattığı zaman telefonun sesi ile uyandı ve şöyle anlatır Altay tankı dedemiz Fahrettin Altay paşa ve Kurtuluş savaşı askerleri adına yapılmıştır emeği geçenlere teşekkürler hava griden maviye dönüyor BMC tesislerinde Altay tankı gökyüzü susarken yüksek ateş gücü ile es-selam diyordu
Kitabın türü roman olarak geçiyor fakat anı-hâtıra tarzında kaleme alınmıştı. Sanki günlük de diyebiliriz. Okuma klübümüzde hem olumlu hem olumsuz yönde eleştirelere maruz kaldı. Kadınların farklı ülke ve kültürlere sahip olsa da, anne olduklarında aynı duyguları yaşıyor olduklarını bilmek bağ kurmamızı sağladı yazarla.
Alıntılarıyla içimizi ısıtan bu kısa ama etkili kitabı sevdim ben. Bazen sayfalarca yazmanın vermediği o nadide hissi ince kitaplarda buluyor olmak kendimi şanslı saymama neden oluyor.
Gururlu olayım diye insan neden uğraşır böyle, İleride bir gün eğer unutulup gidecekse? Var mıdır daha iyisi, arkanızda Yazılmaya değer şeyler bırakmaktan, Ve okunmaya tüm insanlarca zevkle?
"Ona inanmış olmak -değerli biri olduğuna güvenmek- kendi hatası mıydı? Ve aslında nasıl biriydi bu adam? Onu yeterince doğru değerlendirecek durumdaydı şimdi..."
"Kendi elimizin altındaki kötülükleri düzeltmeye uğraşmadığımız sürece, kitlelerin iyiliği uğruna daha büyük değişiklikler için ortaya atılmaya hiç hakkımız olmaz bence."
"...başkaları hakkında her zaman iyi düşünme niyetinde bir insandı; ancak insanların dilleri, çoğu zaman genel niyetleri henüz harekete geçmeye fırsat bulamadan çekilen birer tetik gibidir."
"İnsanlar, başlarında farkında olmadıkları soytarı şapkalarıyla, boş hayaller kurarak; herkesin yalanları apaçık ortadayken, kendi yalanlarının hiç belli olmadığını düşünerek; tüm dünya lamba ışığında sarı görünürken, sanki bir tek onlar pembeymiş gibi kendilerini herkesten farklı görerek ne kadar gülünç oluyorlardı."
"Kendi gurur kırıcı itiraflarımızı kabullenmenin bile bizi kızdırdığı düşünülürse "marazi" adını verip geçiştirmeye çalıştığımız, üstümüze çökmekte olan bir uyuşukluğa direnircesine direndiğimiz o karmakarışık fısıltıları, bizi yakından izleyen birinin ağzından açık seçik ve sert sözlerle duymak, insanı çileden çıkaracak bir şeydir!"
"Kendi gurur kırıcı itiraflarımızı kabullenmenin bile bizi kızdırdığı düşünülürse "marazi" adını verip geçiştirmeye çalıştığımız, üstümüze çökmekte olan bir uyuşukluğa direnircesine direndiğimiz o karmakarışık fısıltıları, bizi yakından izleyen birinin ağzından açık seçik ve sert sözlerle duymak, insanı çileden çıkaracak bir şeydir!"
"Eğer hayatın alışık olduğumuz tüm yönleri hakkında derin bir sezgi ve duyarlığa sahip olsaydık, o zaman çayırların büyürken çıkardıkları sesi, sincapların yürek atışlarını işitebilir, sessizliğin ötesinden kulaklarımıza gelen feryatlara dayanamayıp ölebilirdik. Bu yüzden, içimizde en duyarlı olanlar bile etrafta budalalık zırhına iyice bürünmüş olarak dolaşmaktadırlar."
"...çünkü çoğumuz, kendi fikirlerimizin yanlışlığını ya da yaptığımız esprilerin sıkıcılığını göremediğimiz gibi, davranışlarımızın yanlışlığının da açık seçik farkına varamayız."
"Sizce insanlar başkalarının saçmalıklarına tahammül etme gereğini biraz fazla abartmıyorlar mı? Çünkü tahammül ettiğiniz o budalalar sonunda sizi horlamaya başlıyorlar."
"Ne garip: Bazılarımız, dağ başlarında çılgınca sözler ederken bile yaptığımızın bir delilik olduğunu bilir, her zamanki kişiliğimizin aşağıdaki geniş ovada durup bizi beklediğini görürüz."
Ama insanların kaderlerinin gizliden gizliye nasıl birbirleriyle iç içe geçtiklerini yakından izleyen herkes, bir hayatın yavaş yavaş bir ötekini etkilemeye hazırlandığını görecektir; bu tür hazırlıklar, henüz tanışmadığımız bir komşuya olan kayıtsızlığımız ya da ona yönelttiğimiz soğuk bakışlar üzerinde önceden hesaplanmış bir zıtlık, bir çelişki etkisi yaratırlar."
"Ne var ki itibar merakı bizim cömertlik etmemizi sağlar ama bizi asla cömert bir insan yapmaz -tıpkı gösteriş merakının insanı nüktedan yapmadığı gibi."
"...gösterişçi insanların gerçek yüzlerini çok daha çabuk görürdü. Herhangi bir durumda aşırı duygulara kapılmamanın en emin yolu, fazla duygusal olmamaktır."
"Kadın olalım, erkek olalım, biz ölümlüler, sabah kahvaltısıyla akşam yemeği arasında pek çok düş kırıklığını sineye çeker, gözyaşlarımızı bastırırız; dudaklarımızın çevresi bir parça solgun görünür ama nedeni sorulunca "Bir şey yok!" deriz. O sırada gururumuz yardımımıza koşmuştur; bizleri sırf başkalarını yaralamamak için kendi yaramızı gizlemeye zorladığı zamanlar, gurur hiç de kötü bir şey değildir."