Şunu da artık biliyordu ki, halk yoksulluk içindeyken, paha biçilemeyecek zenginliklerin yanında yarı aç yarı tok ömür tüketirken, yeryüzünde her şey vardı, her şey boldu. Şehirlerde, Tanrı’nın işine hiç yaramayan altın ve gümüşle tapınaklar dolup taşarken, kilise avlularında sefiller titreye titreye boşuna bekleşirlerdi bir sadaka koparmak için. Eskiden de görmüşlüğü vardı bu manzarayı, zengin kiliselerde altın süslemeli cüppe giymiş papazlarla, kulübelerde paçavralara bürünen fakir fukara arasındaki çelişkiyi.