Bir Bisikletle Başlayan Yol
Bu hikâye, büyük olayların değil küçük iyiliklerin insan hayatını nasıl dönüştürebileceğini anlatır. Bazen bir çocuğun yüzünü güldüren sıradan bir yardım, yıllar sonra bambaşka hayatlara dokunan güçlü...
8. Bölüm

7. Bölüm

0 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Yıllar sessizce geçti. Mahallenin dar sokakları aynı kaldı belki ama o sokaklarda koşan çocuklar büyüdü. Büse de artık o küçük bisikletin peşinden heyecanla koşan kız değildi. Zaman, omuzlarına biraz daha olgunluk, bakışlarına biraz daha derinlik bırakmıştı.
Ortaokul günleri geride kalmış, şimdi lise kapısı açılmıştı önünde. İlk gün okul formasını giyerken aynanın karşısında uzun süre kendine baktı. Çocuklukla gençlik arasında duran o ince çizgide, hem heyecan hem de belirsizlik vardı. Yeni bir okul, yeni insanlar, yeni sınavlar… Ama içinde hâlâ aynı şey yaşıyordu: Bir gün birilerinin hayatına dokunabilme isteği.
Lise, ortaokuldan farklıydı. Koridorlar daha kalabalık, yüzler daha yabancı, sessizlikler daha ağırdı. Herkes biraz daha içine kapanık, biraz daha kendini ispat etme telaşındaydı. Büse ilk gün sırasına otururken, yıllar önce kendi yalnızlığını hatırladı.
Sınıfın arka sırasında yine sessiz bir yüz dikkatini çekti. Adı Zeynep’ti. Kimseyle konuşmuyor, teneffüslerde ya camdan dışarı bakıyor ya da defterine bir şeyler karalıyordu. Yeni taşındıkları için okula sonradan başlamıştı ve belli ki bu yabancılığın ağırlığını taşıyordu.
Büse onu izlerken kendi geçmişini gördü. Kenarda kalmanın ne demek olduğunu biliyordu. İnsan bazen kalabalığın içinde en çok yalnız hissederdi.
Bir gün teneffüste yanına gidip gülümsedi.
“Merhaba, ben Büse. İstersen kantine birlikte gidebiliriz.”
Zeynep önce tereddüt etti. Sonra hafifçe başını salladı.
O kısa yürüyüş, belki dışarıdan bakınca sıradan görünüyordu. Ama iki insan arasındaki mesafe bazen sadece bir “Merhaba” kadar kısaydı.
Zamanla Zeynep konuşmaya başladı. Babasının işi nedeniyle şehir değiştirdiklerini, eski arkadaşlarını çok özlediğini, yeni bir yerde yeniden başlamak zorunda kalmanın ne kadar yorucu olduğunu anlattı.
Büse sessizce dinledi. Çünkü bazı yaralar tavsiyeyle değil, dinlenerek iyileşirdi.
Birlikte ders çalıştılar, birlikte kantinde çay içtiler, birlikte sınav stresine güldüler. Zeynep’in yüzündeki o ilk günkü çekingenlik yavaş yavaş silinmeye başladı.
Bir gün okul çıkışında Zeynep ona şöyle dedi:
“İyi ki yanıma gelmişsin. Ben burada hiç arkadaşım olmayacak sanmıştım.”
Büse gülümsedi.
“Ben de bir zamanlar öyle sanmıştım.”
İşte hayat bazen tam da böyle ilerliyordu. Bir zamanlar sana uzatılan el, yıllar sonra senin elin oluyordu.
Bisikletin gelişiyle başlayan o küçük iyilik halkası şimdi başka bir biçimde devam ediyordu. Artık mesele sadece çocukları sevindirmek değil, insanların içindeki yalnızlığı fark etmekti.
Akşam eve dönerken eski bisikleti hâlâ avlunun bir köşesinde duruyordu. Boyası biraz solmuş, zinciri eskimişti ama hâlâ oradaydı. Büse ona baktığında sadece bir eşya görmüyordu; kendi değişiminin sessiz şahidini görüyordu.
Elini gidonuna dokundurdu.
Bazı hediyeler zamanla eskimez; aksine insan büyüdükçe anlamı daha da derinleşir.
Ve Büse artık biliyordu:
İnsan bazen en büyük yolculuğunu, çocukken aldığı ilk iyiliğin izini takip ederek yapar.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar