






Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkkınlığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım. Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.

Sevgi, o akışkan doğası ve nehir gibi coşkun gücüyle, sınırları birbirinin içine geçiren bir şeydi sanki; üstelik bu öyle bir iç içe geçişti ki, sonunda insan kendi varlığının nerede bitip diğerininkinin nerede başladığını bilemez oluyordu.
“Hayat sana karşı nazik olsun, çocuğum; olmadığında ise bu seni daha güçlü kılsın”








