“ Türlü türlü ağlayanları gördüm. Sevda için, keder için, ölüm için ağlayanları gördüm de, umudun insanlanı ağlattığını ne görmüşlüğüm, ne de duymuşluğum vardır. “
Dörtlü seriyi tamamladıktan sonra, hepsini kapsayan genel bir yorum yapmak daha doğru olur ye düşündüm.
Direnmenin, var olmanın, umudu ayakta tutmanın ve birlikte yürümenin güçlü sesini harikulade okuyucuya yansımasını hissedebiliyoruz.
Güzel olan ne varsa, taze kalsın istiyor insan. Belki de bu yüzden, karakterlerin çok sık kullandığı “terütaze” kelimesi ile başlamak istedim.
*
Haksızlığa, ezilmişliğe baş kaldıran. Zulmü dişlerinin arasına alıp çiğneyen, sonra da insandan ve insanlıktan uzak yerlere tükürme telaşı içine düşen, İnce Memed'in yani namı diğer İbrahim Oğlu Çoban Memed'in haklı ve kararlı isyanını sergiye çıkaran serinin dördüncü ve son kelâmı.
Değerli Usta Yaşar Kemal, sadece bir kahramanın hikayesini değil, aynı zamanda yaşam koşullarının insana nasıl şekil verdiğini bir güzel aklımıza nakşediyor. Sosyal adalet, mücadele ve insan doğası gibi derin temaları, ustaca dili ve doğa betimlemeleri, iğne oyası inceliğiyle ile tane tane işlenmiş harfleriyle bir dönemi böylesine el emeğini, göz nurunu ekleyerek armağan etmiş bize.
Bir yanda resmi giyitleriyle mevkisini makamını, halka zulmeden, halkı aşağılayan, halkı hor gören para babaların ayağına serenler, diğer yanda halka ve kendisine bu yapılanları içine sindiremeyen, yufka yürekli bir zamanların çelimsiz çobanı İnce Memed'in başını çektiği bir grup eşkiya!
Okudukça her mısradan sonra “evet bunlar yaşandı yaşatıldı” diye söylendiğim yerler çok fazlasıydı. Hâkezâ, yıllandıkça vahameti biraz daha modernize edilmiş haliyle artarak devam etmektedir aslında. Sağımız solumuz savaş, zulüm, açlık ve ölüm. İzliyoruz hep birlikte, film izler gibi.
*
Bütün karakterlerin önemi bir yana, “Ben ölmeden seni göreceğim. Allahıma yalvardım, seni bir daha koklamadan, güzel yüzünü görmeden Allah beni öldürmeyecek” diyerek, Memed'ine seslenen Hürü Ananın önemi bir yana. Her seride ağırlığını hissettirerek hikâyenin yükünü sırtlayan Canım Anadolu Kadını. Yeşilçam'ın Aliye'sine rol veren Hürü Ana, bu hikâyede benim kahramanım sensin.
*
Ve elbette aşksız, sevdasız, yüreği sarıp sarmalamayan sevgisiz bir hayat mı olur? Olmazdı! Bu hikâyede de aşk, nasibine düştüğü kadarını almış.
Finali yaptıktan sonra kafamda oluşan soruları bir kenara bırakıp. Yanıma kâr kalan kederlere, hüzünlere, düşüncelere, güzelliklere, sevmelere-sevilmelere sarıldım. Kalbimi iyilik kokusu sardı.
Evet, “iyilik iyidir” Memed'im Sana, yoldaşlarına ve yazarına selam ederim.
İnce Memed serisinin ikinci kitabında, Abdi Ağa’nın ölümünden sonra köylünün beklediği huzur yine gelmez. Onun yerine geçen Hamza ve ardından Ali Safa Bey, köylünün hayatını daha da zorlaştırır. Memed, halkın umudu olsa da zamanla köylülerin kendisine bile düşman kesildiğini görür. Dağlarda aranan bir efsaneye dönüşen Memed, bir yandan adaletsizlikle savaşırken diğer yandan vicdan azabıyla boğuşur. Köyde aşk, acı, intikam ve adaletsizlik iç içe geçerken, Memed yine düzeni sağlamak için mücadeleye girişir. Serinin bu kitabında Anadolu insanının çaresizliğini, adalet arayışını ve zalim düzen karşısında direnişini etkileyici biçimde anlatmaya devam ediyor.
Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı eseri, Türk ve dünya edebiyatının en önemli başyapıtlarından biri olarak, sürükleyici anlatımıyla okuyucuyu hemen içine çekiyor. Roman, zulme boyun eğmeyen, yılmayan bir halk kahramanının, İnce Memed’in mücadelesini işlerken, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısını, köy hayatının zorluklarını ve bir halkın direnişini de derinlemesine ortaya koymakta. Ancak İnce Memed, yalnızca bir başkaldırı hikayesi değil, aynı zamanda şükretmeyi, cesareti ve umudu öğretirken, okuyucuya hayatın zor koşullarında bile direnmeyi ve iyimser kalmayı hatırlatan bir karakter. Kısacası okumaya değer bir kitap...
Bir varoluş, hayatta kalma mücadelesidir Yaşar Kemal'in kaleme aldığı Yörüklerin son hikayesi.
Kitabın her sayfasında, sanki can çekişen bir insanın baş ucunda durmuşum da son anlarında yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyormuşum gibi hissettim. Yörüklerin çaresizliği, basacak bi karış toprak bulamamaları ve kendilerinden daha şanslı olan yurttaşlarının onları nasıl mezarlarına kadar kovaladıkları kitabın konusunu daha da ağırlaştırmış.
Neyse ki eklenmiş olan kültürel ögeler, hıdrellez gibi, alevilik gibi dinsel çeşitlilikler merak uyandırıp konuyu okuyucu için daha kolay okunur hale getiriyor.
Günümüzde, kitapta yaşanan olaylar eskide kalmış gibi görünse de aslında hâlâ tamamıyla bir değişim yok toplumda. Ahlak ve namus diyerek manipülasyonla istedikleri türde tek tip insan yaratmak amaçlanıyor. Kendilerini ahlak, iyilik timsali farz edip, başkasının hayatında her daim küçümseyecek bir kötülük görmek bu kişilerin tek vasfı gibi bir şey.
Kitapta da aynı bu türde bir adam, güya sevdiği(!) bir insana t*cavüz edip kendisiyle evlenmek zorunda bırakıyor. Eh, kadın da toplumun beklentisi yönünde hareket edip 'namusunu temizlemek için' evleniyor. Bir çocuğu olduktan sonra eskiden sevdiği adam geri dönüyor. Bu adam sapık kocayı öldürüyor. Sonra tüm insanlar kadının suçlu olduğunu düşünüyor. Kocasının iyi, ahlaklı ve mert biri olduğunu, karısının ise iffetsiz olduğunu, eski sevdiğine kocasını öldürttüğünü öne sürerek kan davası güdüyorlar.
Kadından intikamı almaları da yine batıl inançlarıyla insanları manipüle etmeleriyle oluyor. Kadının küçücük çocuğunu bin bir türlü hayalet, namus, cin masallarıyla dolduruşa getiriyorlar. Zavallı çocuk ve annesi yaşadıkları toplumun kurbanı oluyor kısaca.