RUH BUTCHERY
Bir kadın gözlerini açtığında kendisini nerede olduğunu bilmediği bir mezbahanın içinde, tavandan sarkan kancalardan birine asılı halde bulur. Fakat burası sıradan bir mezbaha değildir. Burada h...
1. Bölüm

ASKIDA

6 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum

İlk fark ettiğim şey kancaların sesiydi.

Metal değildi. Diş gıcırdatır gibiydi.

Ses tavandan geliyordu ama tavana baktığımda hiçbir şey seçemiyordum. Karanlık, ışığın ulaşamadığı bir boşluk gibi değil, kendi başına duran bir madde gibiydi. Duvarlar üşüyor, titriyordu. Bunu gerçekten görüp görmediğimi bilmiyordum. Belki de titreyen duvarlar değil, bendim.

Gözlerimi açtığımda ayaklarım yere değmiyordu.

Bunu yukarıdan anlamadım.

Bilgi dizlerimden geldi.

İnsan asılı olduğunu beyninden önce kemiklerinden öğreniyor.

Bir süre hareket etmeye çalışmadım. Vücudumun bana ait olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Kollarımı oynatabiliyor, parmaklarımı kıpırdatabiliyordum. Fakat aşağı baktığımda ayaklarım boşlukta sallanıyordu.

Nereden asıldığımı göremiyordum.

Sadece yukarıdan gelen soğukluğu hissediyordum.

Sonra kokuyu aldım.

Kan değildi.

Çürümüş et de değildi.

Daha tuhaf bir şeydi.

Islak taş, eski demir, yanmış mum ve uzun süre kapalı kalmış bir odanın kokusu birbirine karışmıştı. Arada, tarif edemediğim başka bir koku yükseliyordu. Sanki biri yıllardır sakladığı bir hatırayı açmış ve kapağını yeniden kapatmayı unutmuştu.

Başımı çevirdim.

Burası bir mezbahaydı.

Ama hayvan yoktu.

İnsanlar vardı.

Ya da bir zamanlar insan olmuş şeyler.

Hepsi askıdaydı.

Hepsi sessizdi.

Sessizlikleri birbirine değiyordu.

Yanımdaki kişinin yüzünü göremiyordum. Başının öne düştüğünü, kollarının iki yanında hareketsiz kaldığını seçebiliyordum. Birkaç metre ileride başka bir beden vardı. Onun da ayakları yere değmiyordu.

Hiçbiri bağırmıyordu.

Bu, buradaki en korkunç şeydi.

Çünkü korkan bir insanın bağırmasını beklersiniz.

Buradakiler korkularını çoktan kaybetmiş gibiydi.

Tavandan bir tabela sallanıyordu.

Üzerinde iki kelime yazıyordu:

**RUH BUTCHERY**

Altında, daha küçük harflerle başka bir cümle vardı:

**Arındırma Lisanslıdır.**

Bir alt satırda ise:

**İade kabul edilmez.**

O cümleyi birkaç kez okudum.

İade kabul edilmez.

Neyin iadesi?

Sonra karşı duvardaki pencereyi fark ettim.

Cam değildi.

Deriydi.

İlk bakışta bunu anlamadım. Pencerenin yüzeyi çok düzgündü. Sonra hafifçe kabardığını gördüm.

Nefes alıyordu.

Bir süre gözlerimi kapattım.

Açtığımda hâlâ oradaydı.

Deri pencere.

Bir kez daha nefes aldı.

Bu kez sesini de duydum.

İçeriden uzun bir soluk geldi.

Sanki bütün bina uyuyordu ve yalnızca o pencere uyanıktı.

Ayak sesleri duyuldu.

Bir adam bana doğru yürüdü.

Yaşını söylemek imkânsızdı.

Yüzü tek değildi.

Bir yüzün üzerinde başka yüzlerin izleri vardı. Bazen bir gözün çevresindeki kaslar başka birine, dudakların hareketi başka birine aitmiş gibi görünüyordu. Başka insanların mimiklerini ödünç almış ve geri vermeyi unutmuş gibiydi.

Elinde bir defter taşıyordu.

Kalemi yoktu.

Deftere baktığım anda sayfanın üzerinde bir çizgi belirdi.

Sonra bir harf.

Ardından kelimeler.

Kendi kendine yazıyordu.

Adam bana baktı.

— Adın?

Ağzımı açtım.

Sesim çıkmadı.

Boğazımda bir şey vardı.

Bir isim değildi.

Daha çok, söylenmeyi beklerken yıllarca içeride tutulmuş bir şeyin ağırlığıydı.

Bir an sonra içimden bir şey düştü.

Gerçekten düştüğünü hissettim.

Küçük, sert bir şeydi.

Yere çarpan sesi çok netti.

Bir çocuk oyuncağı gibi.

Adam aşağı baktı.

Sonra başını hafifçe salladı.

— Sorun değil, dedi. İsimsizler rafı dolu. Ama seni sıkıştırırız.

Deftere yeniden baktı.

Yeni satırlar oluştu.

**Ön tanı:**

**Bastırılmış korku.**

**Kalıtsal suçluluk.**

**Geç kalmış yas.**

Adam bir süre bekledi.

Sonra son satıra baktı.

— Baba figürü eksik.

Kelimeler havada asılı kaldı.

O anda kancalar hafifçe döndü.

Metal sesleri birbirine sürtündü.

Yanımdaki beden hareket etmedi.

Fakat ben onların beni duyduğunu hissettim.

Beni tanıyorlardı.

Adam defteri kapattı.

Tam o sırada bir zil çaldı.

Kilise zili gibiydi.

Ama yanlış yerinden çalınmıştı.

Ses binanın içinde dolaştı.

Bir kez.

Sonra ikinci kez.

Zilin ikinci vuruşunda zaman eğildi.

Bunu başka türlü açıklayamam.

Sanki bir anlığına dünya ileriye gitmeyi bıraktı ve kendi üzerine kıvrıldı.

Kapı açıldı.

İçeri biri girdi.

Kasap.

Bunu ilk bakışta anladım.

Üzerinde beyaz bir önlük vardı. Fakat önlükte kan yoktu.

Kelimeler vardı.

Kurumuş, kazınmış, üst üste binmiş kelimeler.

Bazıları dua artığına benziyordu.

Ellerinde dantel eldivenler vardı.

Beni görünce durdu.

Defterli adama baktı.

— Bu kesime hazır mı?

— Henüz değil.

Kasap başını eğdi.

— Önce korkuyu yumuşatacağız.

Bana baktı.

— Sert korku bıçağı köreltir.

Bunu söylerken yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Cebinden küçük bir ayna çıkardı.

Aynayı bana doğru kaldırdı.

Önce kendi yüzümü aradım.

Yoktu.

Aynada babam vardı.

Babam bana bakıyordu.

Ağlıyordu.

Neden ağladığını bilmiyordum.

Fakat onu gördüğüm anda göğsümün içinde yıllardır kapalı duran bir yer açıldı.

Bağırmak istedim.

Ağlamak istedim.

Hiçbirini yapamadım.

Kasap aynayı indirdi.

— Gördün mü? dedi.

Sessiz kaldım.

— Bu korku değil.

Bir an bekledi.

— Bu özlem.

Sonra aynaya tekrar baktı.

— Daha pahalı.

Bir yerden damlama sesi geldi.

Su değildi.

Hatıraydı.

Yere düştüğünde kırıldı.

Sesini duydum.

Çocukluğumdan bir şeydi.

Neye ait olduğunu anlayamadan kayboldu.

Defterli adam defteri kapattı.

— Askıda biraz daha kal, dedi.

Sonra bana bakmadan ekledi:

— Ruh acele kesilmez.

Kasap geri çekildi.

Işık azaldı.

Kancalar yeniden hareket etmeye başladı.

Bu kez sesleri birbirine karışıyordu.

Birbirleriyle konuşuyor gibiydiler.

Başımı yanımdaki bedene çevirdim.

Dudakları kıpırdamıyordu.

Ama sesi duydum.

Nereden geldiğini anlayamadım.

— İlk kesik can yakmaz.

Nefesimi tuttum.

Ses yeniden geldi.

— İkinciyi sen isteyeceksin.

Karanlık biraz daha yoğunlaştı.

Ve o anda anladım.

Burası bir mezbaha değildi.

En azından yalnızca bir mezbaha değildi.

Burası insanların kendilerinde taşımak istemedikleri her şeyin işlendiği yerdi.

Korkunun.

Yasın.

Suçluluğun.

İnancın.

Sessizliğin.

Belki de merhametin.

Ve ben sıradaydım.

Tavandaki kanca yavaşça döndü.

Bir sonraki zilin çalmasını bekledim.

İlk kez, burada asılı olan şeyin bedenim olmadığından şüphelendim.

Belki de benden çok önce asılmış olan başka bir şey vardı.

**Ruhum.**
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar