Bir kadın gözlerini açtığında kendisini nerede olduğunu bilmediği bir mezbahanın içinde, tavandan sarkan kancalardan birine asılı halde bulur.
Fakat burası sıradan bir mezbaha değildir.
Burada h...
Uyandığımı sandığımda ilk yaptığım şey bağırmaya çalışmak oldu.
Hiç ses çıkmadı.
Panikle doğruldum.
Doğrulamadım.
Hâlâ askıdaydım.
Ayaklarım boşluğun birkaç santimetre üzerinde sallanıyordu. Bu kez tavana bakmadım. Kancayı görmek istemiyordum. İnsan bazı şeyleri gördükten sonra daha çok korkmuyor. Bazen tam tersine, gördüğü şeyin gerçek olduğuna ikna oluyor.
Ve gerçeklik, korkudan daha kötüydü.
Ağzımı açtım.
Dilimin yerinde pürüzsüz bir boşluk vardı.
Bir an neye baktığımı anlayamadım.
Dilim kopmuş olamazdı.
Kan yoktu.
Acı yoktu.
Ama dilim yoktu.
Parmaklarımı ağzıma soktum. Boşluğu yokladım. Dişlerim vardı. Damak vardı. Boğazım vardı.
Dilimin olması gereken yerde, hiçbir şey yoktu.
O anda bağırmaya çalıştım.
Çığlık içimde başladı.
Göğsümden boğazıma kadar yükseldi.
Sonra boğazımda durdu.
Dışarı çıkamadı.
İçeride kaldı.
Bir süre sonra çığlığın şekil değiştirdiğini hissettim.
İçimde dolaşmaya başladı.
Kaburgalarıma vurdu.
Omuzlarıma çarptı.
Sonra tekrar aşağı indi.
Sanki sesim çıkamayacağını anlayınca, içeride yaşamaya karar vermişti.
Kancalar kıpırdadı.
Yanımdaki askı fısıldadı.
— İlk kez mi?
Başımı çevirdim.
Yanımdaki beden hâlâ başını öne eğmişti.
— Dilini mi arıyorsun?
Cevap veremedim.
— Endişelenme, dedi ses.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Onu almıyorlar.
İçimdeki çığlık yeniden yükseldi.
— Sadece kullanılamaz hâle getiriyorlar.
Işıklar yandı.
Bu kez odanın tamamı görünüyordu.
Keşke görünmeseydi.
Duvarlarda raflar vardı.
Her rafta küçük cam şişeler duruyordu.
Bazılarının içinde koyu renkli bir sıvı vardı.
Bazıları neredeyse şeffaftı.
Bazılarının içinde hiçbir şey görünmüyordu.
Fakat hepsi hareket ediyordu.
Şişelerin üzerinde etiketler vardı.
**İLK İTİRAF**
**SÖYLENMEMİŞ ÖZÜR**
**SON KEZ**
**ANNEYE SÖYLENEN**
**BABA DUYAMADI**
Gözlerimi son etiketten ayıramadım.
Şişenin içindeki sıvı kıpırdadı.
Sonra şişenin camına içeriden bir el bastı.
Geri çekildim.
Kanca döndü.
Bu kez metal sesi çıkmadı.
Bir çocuk ağlama sesi duyuldu.
Çok uzaktan geliyordu.
Sonra ışıkların altındaki kapı açıldı.
Kasap içeri girdi.
Yalnız değildi.
Arkasında üç figür duruyordu.
Yüzleri yoktu.
Ama bakıyorlardı.
Bunu nereden bildiğimi bilmiyordum.
Yüzü olmayan birinin bakışını insan gözleriyle değil, derisiyle hissediyordu.
Kasap bana yaklaştı.
Elinde küçük bir şişe vardı.
Şişenin üzerinde hiçbir etiket yoktu.
Defterli adam arkasından geldi.
Defteri açtı.
Yazılar kendiliğinden oluşmaya başladı.
**İkinci aşama: SES BASTIRMA**
Kasap deftere baktı.
Başını salladı.
— Hayır.
Defterli adam durdu.
Kasap şişeyi kaldırdı.
— Bu ifade eski.
Şişeyi ışığa tuttu.
İçindeki sıvı hareket etmiyordu.
Çünkü sıvı değildi.
Kabuldü.
— Sessizlik Yağı, dedi.
Sözcükleri duyduğum anda içimdeki çığlık duvarlara çarptı.
Kasap konuşmaya devam etti.
— Ruhun sürtünmesini azaltır.
Figürlerden biri öne çıktı.
Elinde büyük, derin bir kazan vardı.
Kazanı tezgâhın yanına bıraktı.
İçindeki madde hareketsizdi.
Kasap şişenin kapağını açtı.
O anda bütün şişeler aynı anda titredi.
Raflardan yüzlerce küçük ses yükseldi.
Fısıltılar.
Yarım cümleler.
Söylenmiş ama duyulmamış kelimeler.
“Ben…”
“Hayır…”
“Baba…”
“Gitme…”
“Ben yapmadım…”
Kulaklarımı kapatmak istedim.
Kollarım yukarıda asılıydı.
Kasap parmağını şişeye daldırdı.
Parmağı sıvının içine girdiği anda kayboldu.
Bileğine kadar.
Sanki şişenin içinde boşluk vardı.
Kasap elini geri çektiğinde parmağı yerindeydi.
Ama artık daha ince görünüyordu.
— Bu yağ, dedi, hatırlanan şeyleri yakar.
Başımı iki yana salladım.
Kasap beni anlamadı.
Çünkü hayır diyemiyordum.
Defterli adam deftere baktı.
Yeni bir satır yazıldı.
**Rıza: Mevcut.**
Gözlerimi açtım.
Kasaba baktım.
Defterli adama baktım.
Sonra yeniden deftere.
Başımı daha sert salladım.
Hayır.
Hayır.
Hayır.
Kasap ilk kez durdu.
Yüzü yoktu.
Ama bana baktığını hissettim.
— İtiraz etmek istiyorsun, dedi.
İçimdeki çığlık boğazıma dayandı.
Kasap başını hafifçe eğdi.
— Ne yazık ki ses kaydı bulunmuyor.
Defterli adamın sayfasında kelimeler değişti.
**İtiraz: Tespit edilemedi.**
Altına yeni bir satır eklendi:
**İşleme devam.**
O anda korkumun neden alındığını anladım.
Korku varken kaçmaya çalışırdım.
Korku varken direnirdim.
Şimdi sadece ne olacağını biliyordum.
Ve bunu durduramıyordum.
Beni askıdan indirdiler.
Bu kez ayaklarım yere değdiğinde düşmedim.
Düşmemeyi öğrenmiştim.
Beni tezgâha yatırdılar.
Bağlamadılar.
Bu daha kötüydü.
— Kaçmayacaksın, dedi kasap.
İçimde bir şey kıpırdadı.
— Merak etme.
Şişeyi açtı.
— Sessizlik verilenler kaçmaz.
Başımı kaldırmaya çalıştım.
Kasap devam etti.
— Çünkü kaçmak için önce insanın kendine inanması gerekir.
Yağı avucuna döktü.
Şeffaf değildi.
Karanlıktı.
Avucunun içinde ışığı emiyordu.
Kasap önce göğsüme sürdü.
Soğuk değildi.
Sıcak da değildi.
Bir an için hiçbir şey hissetmedim.
Sonra içimdeki bir cümleye dokunduğunu fark ettim.
Çok eski bir cümleydi.
Yıllardır içimdeydi.
Söylenememişti.
Belki hiç kimseye.
Yağ o cümleye değdiği anda, cümle erimeye başladı.
Panikledim.
İçimde onu tutmaya çalıştım.
Kelime kelime.
Bir harf.
Bir ses.
Bir başlangıç.
Ama yağ yayıldıkça cümle çözülüyordu.
İlk kelime kayboldu.
Sonra ikincisi.
Sonunda ne söylemek istediğimi bile hatırlamaz oldum.
Kasap boğazıma yağ sürdü.
İçimdeki çığlık sustu.
Birdenbire.
Sanki hiç var olmamıştı.
Odadaki bütün sesler kesildi.
Şişelerdeki fısıltılar durdu.
Kancalar sustu.
Defterli adam kalmadı.
Çırak görünmüyordu.
Üç figür bile hareket etmiyordu.
Bütün dünya sessizdi.
Hayır.
Ben sessiz değildim.
**Sessizlik benim içimde duramıyordu.**
Taşıyordu.
Göğsümden dışarı çıkıp odaya yayıldı.
Işıkları boğdu.
Duvarları kapladı.
Raflardaki şişeler birer birer çatladı.
Cam kırılmadı.
İçlerinden çıkan şeyler yere düşmedi.
Cümleler havada asılı kaldı.
Yüzlerce ses.
Yüzlerce yarım söz.
Yüzlerce boğulmuş itiraz.
Kasap ilk kez geri çekildi.
Defterli adamın defteri kendiliğinden kapanmaya çalıştı.
Sayfalar çırpındı.
Kasap bana baktı.
— Dur.
O anda içimde bir şey yeniden hareket etti.
Sesim değildi.
Daha büyük bir şeydi.
Bütün hayatım boyunca söyleyemediğim her şey aynı anda yerinden kalkmıştı.
Kasap bir adım daha geri çekildi.
— Yağ fazla tepki verdi.
Defterli adam defteri zorla açtı.
Sayfada hiçbir şey yazmıyordu.
Sonra tek bir kelime belirdi:
**TAŞMA**
Kasap şişeyi yere bıraktı.
— Bu ruh, dedi.
Sesi ilk kez bozuldu.
— Sessizliği reddetmiyor.
Raflardaki bütün şişeler aynı anda patladı.
Duvarlardan sesler yükseldi.
Bir kadın ağladı.
Bir çocuk bağırdı.
Bir adam özür diledi.
Birisi “Baba!” diye haykırdı.
Kasap geri çekildi.
— Bu ruh sessizliğin kendisi oluyor.
O anda gözlerimi kapattım.
Karanlığın içinde bir kapı gördüm.
İçinde bir çocuk vardı.
Bana bakıyordu.
Bu kez konuşmadı.
Ben de konuşamadım.
Ama ne demek istediğini anladım.
**Sen sustukça, onlar konuşacak.**
Gözlerimi açtığımda oda hâlâ titriyordu.
Kasap yoktu.
Defterli adam yoktu.
Yalnızca duvarın üzerindeki deri pencere kalmıştı.