Birçok kültürde seksin sadece üreme için önemli olduğu anlayışı, erkeklere kadınlar üzerinde kısıtsızca müdahalede bulunma hakkı tanır- dine, geleneğe ve töreye dayanarak. Ancak modern çağda, üremenin sistematik olarak hem sürdürülebildiği hem önlenebildiği, kısıtlanabildiği ve cerrahi olarak bertaraf edilebildiği koşullarda, hakikatin başka bir yüzü kendini gösterir. Seks, ilişkileri sürdürmek için önemlidir. İnsanları birbirine bağlayan ve onları kendi iradeleri hilafına da bir arada olmaya zorlayabilen eski normların çökmesinden sonra, iki kişinin birlikteliğinin biçimlerini tesis edebilmek için, bir çok durumda gönüllü bağın tutkalı buymuş gibi görünüyor.
aşkın mutlu edeceğini kim söylemiş ki? Seven, acı çeker; aşkın karanlık tarafı budur. Acı çeken hayattan daha çok şey alır, çünkü o zaman daha az yüzeysellik olur yaşantısında.
Hayat, her şeye rağmen analog yaşanmak ister, daima ve ebediyen böyle olacaktır, teknolojiye dayalı "transhümanizm" istediği kadar reel insan oluşun ötesine geçmeyi istesin, değiştiremez bunu.
İnternet tasavvur edilen mükemmelliğin hep daha ilerisini aramaya çağırır, reel düzlemde ideal profilden gerçekleşen sapmalar, yeni araştırmaları motive eder.
Her sanatın olduğu gibi sevme sanatının da temelinde yatan kabiliyet, gökten düşmez elbette, öğrenilmek ister ve bununla meşgul olmak da her bireyin kendisine kalmıştır. Her kabiliyet gibi bu da bilgiye muhtaçtır. O bilgiyi aşk kitaplarında ve bütün çağların ve bütün kültürlerin edebiyatlarında bulabilirsiniz.
Yaşama ve sevme sanatının önemli bir kısmı, insanın kendi kendisiyle iyicil bir ilişki kurmaya gayret etmesidir; ötekiyle iyicil bir ilişkinin en önemli ön koşulu budur
Tefekkür, gerçekliği değiştirmeyi sağlayacak imkânlar açar insanın önünde. Yeni başlangıç yapma sanatının ilk yolu, düşünmeyi pratikte geçerliliği olmayan fikirlerden arındırmaktır. İşte o fikirlerden biri, cinsiyetlerin eşitliği olabilirdi. Onurda eşitlik, haklarda eşitlik, fırsat eşitliği ve toplumsal eşitlik bakımından, bu konuda bir tartışma söz konusu olamaz. Lakin farklı özellikler silinmeli midir?
Bizim için hüküm hep aynıdır. Kısa bir hükümdür: beklediğimiz ve inanamadığımız bir hüküm. Yalnız bizim için çıkarıldığını sandığımız, oysa sayısız kopyası olan ve ayrıntılara inmeyen bir hüküm.
Bizi mutlu edenin amacın kendisi değil de ona varırken yürüdüğümüz yol olduğunu düşünen kimileri, Everest'e tırmanmak tepesinde durmaktan daha tatmin edicidir.
Tarih boyunca dinler ve ideolojiler, yaşamın kendisine değer atfetmediler. Onun yerine varoluştan üstün ve onun ötesinde olduğunu iddia ettikleri şeyleri yücelttiler. Hatta bazıları alenen ölüm meleklerine düşkündü. Hıristiyanlık, İslamiyet ve Hinduizm varoluşumuzun anlamının ahiret hayatındaki yazgımıza dayandığı görüşünde ısrar ederek, ölümü yaşamın olumlu ve hayati bir parçası olarak gördüler. İnsanlar tanrı istediği için ölürdü ve ölüm de anlamlarla dolu, doğaüstü, kutsal bir deneyim olarak kabul edilirdi. Kişi son nefesini vermek üzereyken rahipler, hahamlar ya da şamanlar çağırılrnalı, yaşamın terazisi dengelenmeli, kişinin evrendeki gerçek rolü benimsenmeliydi. Ölümün olmadığı bir dünyada Hıristiyanlık, İslamiyet ya da Hinduizm'i bir düşünün; cennet cehennem ve reenkarnasyonun da olmadığı bir dünyada ..
İnsanlar nadiren ellerindekiyle yetinmeyi biliyor. İnsan aklı hemen hemen her zaman kanaat etmek yerine daha fazlasını arzuluyor. İnsanlar hep daha iyinin, daha fazlanın ve daha lezzetlinin peşindeler. İnsan türü muazzam güçlere sahip artık
20. yüzyıldaki gelişmelere rağmen insanlar kıtlık, salgın ve savaşlarla acı çekmeye devam ediyorsa bunun suçunu tanrıya ya da doğaya atamayız. Durumu iyileştirmek ve acı dolu olayları daha da azaltmak bizim elimizde.
Terör büyük bir zücaciye dükkanını dağıtmaya niyetli bir sineğe benzer. Sinek güçsüzdür, tek başına bir fincanı bile hareket ettiremez. Bu yüzden kendine bir boğa bulur, kulağına girer ve vızıldamaya başlar. Boğa korku ve öfkeyle çıldırıp dükkanı altüst eder. Geçtiğimiz on yılda Ortadoğu'nun başına gelen de bundan ibaret..
Anton Çehov'un meşhur sözündeki gibi ilk sahnede görünen silahın üçüncü sahnede patlaması kaçınılmazdır. Tarih boyunca kral ve imparatorlar yeni bir silah edindiklerinde, er ya da geç şeytana uyar ve o silahı kullanırlardı.
Sonuç olarak "barış" kelimesi yeni anlamlar kazandı. Geçmiş nesiller barışı savaşın geçici yokluğu olarak değerlendiriyordu. Bizse bugün barışa savaşın mantıksızlığı olarak bakıyoruz.
İnsanlar modern çağa dek hastalıklardan kötü havayı, şeytanları ve kızgın tanrıları sorumlu tuttu ve bakterilerle virüslerin varlığından asla şüphelenmedi. İnsanlar melek ve perilere inanmaya hazırdırlar ama minik bir pirenin ya da tek bir damla suyun katil avcılardan bir ordu oluşturabileceğine asla ihtimal vermezler.
2014 itibarıyla aşırı kilodan mustarip 2,1 milyara karşılık yetersiz beslenen insan sayısı 850 milyon. İnsan türünün yarısının 2030 yılında aşırı kilolu olması bekleniyor. 2010'da kıtlık ve yetersiz beslenme yaklaşık bir milyon insanın canına mal olurken, veriler obezitenin tek başına üç milyon insanı öldürdüğünü gösteriyor.