Yere düşmedi, göğe de çıkmadı. Sadece sert bir rüzgâr esti, elimdeki elbise parçasını savurdu. Sanki tüm ciğerlerim Leyla'yla doldu. Hücrelerime kadar hissediyordum Leyla'yı. Damarlarımdan kan değil Leyla'nın saçları uzanıyordu sanki kalbime doğru. Terlemeye başladım. Ateşler içinde yanıyordum. Ağlamaya başladım. Gözlerimden kumlar aktı. Mideme sert bir darbe yemiştim sanki. Kusmaya başladım. Ağzımdan kumlar boşaldı. Ellerime baktım. Parmak uçlarımdan başlayarak bileklerime kadar kum olup eridi ellerim. Önce ayakkabım kumla doldu, ardından dizlerime kadar kum içinde kaldım. Bacaklarım, kollarım, yüzüm, saçlarımın uçlarına kadar kum olup eridim. Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil, kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leyla bir rüzgâr esintisi. Bense çölde bir kum tanesiyim. Belki şu koca çölde bir meltem eser diye bekliyorum. Eser de Leyla bir kez olsun bana dokunur diye bekliyorum.
"İnsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyo. Zamanın sahibi sanıyo kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyo her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyo ellerinden..."
Demin yürürken namaz kılan, yaşlıca bir adamın önünden geçtim. Adam namazını bozup 'Koskoca çölde neden önümden geçersin be hey gafil!' dedi bana. Ben de dönüp dedim ki 'Ben Leyla'yı düşünürken seni görmedim de sen Mevla'yı düşünürken beni nasıl gördün?'"
Bir şeyi itiraf etmek gerekir ki; sevip de kavuşamayanın kahrı ne kadar çekilmezse, kavuşanların da keyfi bir o kadar çekilmezdir. Bu ikisinden de bir süre uzak durmakta fayda var. Hadi kavuşamayan tek başına gelir, dert yanar, ağlar sızlar, kafa ütüler. Ama kavuşan dediğin tek de değil ki arkadaş, iki kişi birden üşüşürler başına.
Hayatta hiçbir isteği olmamış, duaları bile kabul görmemiş insanlar için gerçekleşen hayaller hayli korkutucudur. Nereden duydum bilmiyorum ama 'Hayallerin ne kadar büyükse, hayal kırıklığın da o kadar gürültü olur,' demiş biri.
İnsan çocukken bazı şeylerin farkına daha iyi varabiliyor. Çünkü yetişkinler, çocukları kendi dünyalarına dâhil etmek istemezler. Çocuk da kenardan onları izler. Bu yüzden de olan biteni onlardan daha iyi görür. Gel gelelim büyüdükçe daha çok dâhil olmaya başlar meseleye. Ardından öyle bir an gelir ki kargaşanın ortasında bulur kendini. Haliyle kimse olayları bir çocuk kadar iyi süzemez. İnsan bazen bir adım geri çekilmeli. Ve kenarda durup olan biteni izlemeli.
Çocukken babam hakkında düşündüğüm iki şey vardı. Biri babamın her şeyi bildiği, diğeri de ölümsüz olduğu. Büyüdükçe bu düşüncem de kayboldu gitti. Zamanla babamdan daha çok şey bildiğimi, hatta babamın aslında hiçbir şey bilmediğini bile düşünmeye başladım. Ama bugün gördüm ki, babam gerçekten de her şeyi biliyor. Ve umarım ölümsüzdür de asla ölmez.
"Daha önce Leyla'yı kurtarmak için böyle bi' şey denedim mi?" "Pek çok saçma şey yapmıştın ama böylesini ilk defa duyuyorum. Uzaya çıkmıştınız gerçi. Hatta ilk defa uzayda öpmüştün Leyla'yı." "Uzayda mı öpmüştüm?" "Tam olarak öpmek demeyelim de. Uzay boşluğunda salınırken nefessiz kalmıştınız. Ve sen son nefesini Leyla'ya vermeye çalışmıştın." "Oha. Of be. Adamım ya. Yemin ediyorum adamım. Adamlığa bak be. Adamın dibiyim. Ålem adam görsün, n'apmışım be. Adamlıkta dünya markasıyım yemin ediyorum. Adamoğluadamlarda bugün..."
Bi' hayat birden fazla kez yaşanabilirmiş. Bunu öğrendim. Ama ne olursa olsun kaderi değiştiremezmişsin, bunu da acı bir şekilde öğrendim. Ve asıl öğrendiğim şey, çaresizlik insana her şeyi yaptırırmış.
Bu kadar çok severken vazgeçmek zor diyil mi Kamil Abi? İnsan sevdiğini nasıl bırakır?" "Zor tabii çok zor. Ama ya onların oyununda yedek kalıcaktım ya da kendi oyunumun peşinde koşucaktım.
Şunu kabul etmek gerekir ki, dünya çok boktan bir yer. Sana bu dünyayı sevdiren, hayatı çekilir kılan sevdiklerinin bu boktan şeye maruz kalması büyük haksızlık. Sadece güzel olanı görsünler istiyorsun ama yapacak bir şey yok. Herkes bu çirkinliğe maruz kalmak zorunda.
"Gemi gelebilir. Ben yokken gelirse beni almadan gider diye korkuyorum." "Ne gemisi?" "Kuru yük gemisi." "Niye bu kadar önemli peki o gemi?" "Babam var çünkü içinde. Ben küçükken annem bizi bırakıp gitti. Daha renkli bir hayatı olsun diye gitti. Babam benimle ilgilenebilmek için işini bıraktı. Sonra, her gün iş aradı. Beni de yanında götürebiliceği bir iş. Yol-yemek-sigorta olsa yeter bize be İsmail derdi. Ama bulamadı. Sonra bi' gün hastalandı. Bi' daha kalkamadı yatağından. Beni almaya geldi birileri. Gitmek istemedim ama babam dedi ki, ben iş buldum İsmail, gitmem gerek. Gemide olcam, her gün el sallıycam sana o gemiden. Sonra bi' sabah gelcem seni de alcam, beraber çekip gitcez buralardan." "O günden beri o geminin gelmesini mi bekliyorsun?" "Evet. Gelcem dedi çünkü. Gelmem deseydi beklemezdim. Niye gelcem desin ki gelmiycek olsa...
"Evet en kötüsü de sendin. Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var. Beni anlamadın demeyeceğim, beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın ve anlamana rağmen canımı yaktın. Başıma gelen en iyi şeyse, acı çekmeye alışmaya başladım..."
Sahile indim. Gündoğumunu izledim. Ne tuhaf, mutlu insanların böylesi bir güzelliği görememesi. Yalnız mutsuz olanlar bilirler gün doğmadan hemen önce denizin aldığı rengi. Bu serinlik, bu koku, çimlere düşen çiğler, kuşların cümbüşü ve sabahı müjdeleyen bu kızıllık.
...zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir.
...hayat sandığımızdan daha karmaşıktır. Her kaos kendi düzenini yaratır. Ve inan bana son diye bi' şey yoktur. Sadece başlangıç vardır. Her son başka bi' başlangıcı doğurur. Ben yeni başlangıçlara inanıyorum.
Bu dünyadaki en büyük korkuymuş meğer sevdiğini kaybetme korkusu. Çığlık atmaya çalışıp da sesini bile çıkaramadığın bir kâbus sanki. Hiçbir tehlikenin olmadığı, kötülüklerden uzak, iyilerin kazandığı, kötülerinse cezasız kalmadığı bir dünyada sevmek, hem de masal gibi sevmek isterdim seni.
Hayat dediğin uzun bir yol. Ve bu yolda seninle beraber yürüyen insanlar var, yolda kaldığın zaman sana yardım edebilmek için. Yolda rastladıkların var, yanındakilerin kıymetini daha iyi anlayabilmen için. Yoluna taş koyanlar var, yürüdüğün yolu zehir etmek için. Bir de seni yarı yolda bırakanlar var, kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenebilmen için. Herkesin kendi doğrusu var ve herkes kendine göre haklı bu hayatta. Bu yüzden sonuca varmıyor hiçbir tartışma.
İnsanlar birbirlerine yardım etmeyi çoktan bırakmış. Herkesin tek derdi vicdanını rahatlatmak. Sokakta mendil satan çocuğa para vermek bile zor gelir, onun yerine sosyal medyada mendil satan çocuğun fotoğrafını paylaşmak yeter onlara. Bi' insanın neye ihtiyacı olduğunu bilmeden ona nasıl yardım edebilirsin ki? Birbirimizi kandırmayalım. Kimse kimsenin umrunda bile diyil.
Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?" “Üç." Hiçbir şey söylemeden kafasını kaldırıp baktı. Galiba beni değil de benim yanımda olduğu için kendini yadırgadı. Ama ne bileyim Leyla öyle bir şey soruyosun ki sen de yani. Hayır bir de tekrar, tekrar ve tekrar yaşasam, üç kere değil otuz üç kere yaşamış olsam bu anı ne değişir ki? Ben yine aynı heyecanı yaşıyor olurum. Yine gözlerinde kaybolurum. Yine aldığım her nefeste seni solurum. Her seferinde baştan başlasak, aramızda kilometreler de olsa ben yine seni bulurum.
Uzun uzun güldük. İki insanın sebebe ihtiyaç duymadan yan yana gülebilmesi aşkın ta kendisi. Gülmek en çok Leyla'ya, Leyla en çok bu ana yakışıyor. Ne geçmişin hatıralarına ne de geleceğin hayallerine sığabiliyor Leyla.
Kaldırıma oturduk. Uzun uzun sustuk. İki insanın konuşmaya ihtiyaç duymadan yan yana oturması aşkların en güzeli. Konuşmak isteyip de konuşamıyorsan, o sessizlik boğar insanı. Ama Leyla ve ben bu sessizlikte can bulduk.
Dünya ikimizin etrafında dönmeye başladı. Öyle hızlı dönüyordu ki dünya, mevsimler değişti Leyla beni öperken. Gönlümdeki çöle yağmurlar yağdı Leyla beni öperken. Bir şiirin son dizesiydi Leyla beni öperken.
Umudun bittiği yerde çaresizlik başlıyor. Dört duvar arasına sığmayan, nefes almanı bile zorlaştıran bir çaresizlik. Ve ben o kadar çaresizdim ki, gün doğana kadar sokak sokak dolaştım. Nefes alabilecek bir yer aradım kendime...
"Eee nereye gidiyoruz?" "Seninle dünyanın öbür ucuna gitmek isterdim Leyla. Beraber Kuzey Işıkları'nı izleyelim isterdim mesela. Gerçi o büyülü ışıklar bile kıskanırdı senin güzelliğini."
İnsanın kendine yapacağı en büyük kötülük kafasını dinlemek. Kendimden biliyorum. Uzun süredir yaptığım tek şey, kafamı dinlemek. Susmuyor bir türlü. Hiçbir şey düşünmeden boş gözlerini tavana dikmek insan için gerçek bir hazine.
"Güven, herkesin hakkı ve ödevidir. Kimse, insanların güvenini suistimal edemez. Güveni suistimal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir."