Şişkin karın ağırlığını yana doğru veren kadın, başını iki yana sallayarak ağıtlar yakıyordu. Yemek dağıtımı başladığı sırada, adeta canı çekilmiş annenin parmakları arasından yeleği usulca alıp yastığın arkasına koydu. Ağlamaklı ses tonunu sürdürerek matemden kıpkırmızı olmuş bir çift göze bakarak sordu: "Bebeğin eşyalarını kime vereceksiniz?"
Atölye, günlerdir temizlenmemiş izlenimi veriyordu. Her hareketinde kalın bir is tabakası havalanıyor, zemin gri ve siyah tonlarında kirli bir halıyı andırıyordu. Kasvetli tozları küreğe toplayarak çöpe taşıdı. Etraf darmadağındı. Sandıklar indirilmiş, kutular boşaltılmış, raflar kaışsmış, tezgãh; altlı üstlü metal parçalarla dolmustu. Yerde yılan gibi kıvrılarak salınan zinciri gördü. Eğilip aldı. Tenini ürperten halkaları parmaklarının arasından kaydırarak ilerlemeye başladı. Zincirin diğer ucu Nizam'ın elindeydi. Avucunda öyle bir sıkmıştı ki Rehberi Hanım'ın gücü, açmaya yetmedi. Nemli gözlerle ocağa baktı... Ateş sönmüştü.