Kitap ilginç bir fikirle başlıyor: Çok yavaş yaşlanan bir adamın yüzlerce yıllık hayatı. Başlangıçta merak uyandırıyor ama bazı yerlerde tempo düşüyor. Özellikle orta bölümlerde hikâye biraz uzuyormuş gibi hissettirebiliyor. Yer yer duygusal derinlik çok güzel verilse de bazı karakterler yüzeysel kalmış. Zaman, yaşlanma ve yalnızlık temasını farklı bir şekilde anlatıyor Ana karakterin yalnızlığı ve sevdiklerini kaybetme korkusu etkileyici. Dili sade ve rahat okunuyor, ağır değil. “Aslında hayatı yaşamak için anda kalmak gerekir” fikrini güzel veriyor. Felsefi tarafı olan ama sıkmadan okunan bir roman. Çok aksiyon bekleyenler için yavaş kalabilir; duygusal ve düşündürücü hikâyeleri sevenler için ise güçlü bir kitap diyebilirim.
Hayatında yaptığı seçimlerden pişman olan bir Nota nin, farklı hayat ihtimallerini görmesini anlatıyor. Kitap “Acaba başka türlü yaşasaydım daha mutlu olur muydum?” sorusuna odaklanıyor. Dili akıcı, kolay okunuyor ve onemliside insana kendi hayatını sorgulatıyor. Yer yer kişisel gelişim havası verse de duygusal ve düşündürücü bir kitap.
On İki Sandalye eğlenceli ama altı dolu bir kitap. Hikâye, içine mücevher saklanan on iki sandalyeyi bulmaya çalışan iki adamın peşinde dönüyor. Bir yanda kurnaz ve laf cambazı Ostap Bender, diğer yanda eski zenginlerden Vorobyaninov var. Sandalyeleri ararken başlarına sürekli komik olaylar geliyor. Kitabın en güzel yanı, insanı hem güldürmesi hem de toplumla dalga geçmesi. Yazarlar özellikle çıkarcı insanları, boş bürokrasiyi ve para hırsını ince ince eleştiriyor. Ostap Bender karakteri de o kadar zeki ve hazırcevap ki kitabı sürükleyen asıl kişi oluyor. Dili ağır değil, olaylar hızlı ilerliyor. Bu yüzden klasik roman olmasına rağmen sıkmadan okunuyor. Mizah sevenler için keyifli, aynı zamanda düşündüren bir kitap diyebilirim.
Roman, birbirini tanımayan 10 kişinin ıssız bir adaya davet edilmesiyle başliyor . Neden bu adaya davet edildiklerini kendilerini de bilmiyorlar ama davete katılıyorlar.Adada gizemli bir ev sahibi var ama ortada kimse görünmüyor. Kısa süre sonra davetliler, geçmişte işledikleri suçlarla yüzleşiyor ve birer birer ölmeye başliyorlar.Her ölüm, çocuk tekerlemesini andıran bir şiire göre gerçekleşiyor. Karakterlerin geçmişte işledikleri suçlar ve bunun psikolojik yükü ön planda.Aslinda Hukuki olarak cezalandırılmamış suçların “başka bir güç” tarafından cezalandırılması fikri işleniyor. Romanın okuru sürekli şüphe içinde tutan bir yapısi var Katilin kim olduğu son ana kadar netleşmiyor İzole bir ada ortamı, karakterler arasındaki paranoyayı artiriyor
Laetitia Colombani’nin Saç Örgüsü adlı romanı, farklı coğrafyalarda yaşayan üç kadının yaşam mücadelesini merkezine alarak evrensel bir kadınlık deneyimi sunar. Hindistan’da kast sistemine karşı direnen Smita, İtalya’da aile mirasını ayakta tutmaya çalışan Giulia ve Kanada’da kariyerinin zirvesindeyken hastalıkla yüzleşen Sarah; birbirlerinden habersiz olsalar da ortak bir kader çizgisinde buluşurlar. Bu yapı, romanın başlığında yer alan “örgü” metaforuyla anlam kazanır.
Eserde öne çıkan temel tema, kadınların toplumsal, ekonomik ve biyolojik sınırlamalara karşı geliştirdikleri dirençtir. Her karakter, kendi bağlamında baskı mekanizmalarıyla karşı karşıya kalır; ancak bu baskılar onları pasifize etmek yerine dönüştürücü bir güce evrilir. Bu yönüyle roman, bireysel hikâyeleri aşarak kolektif bir kadın dayanışmasının sembolik anlatımına dönüşür.
Roman, genç Rus öğretmen Aleksey İvanoviç’in hikâyesi etrafında şekilleniyor Almanya’daki kurgusal kumar kenti Roulettenburg’da, borçlu bir generalin evinde öğretmen olarak çalışan Aleksey, hem maddi sıkıntılarla hem de güçlü aşk duygusuyla boğuşmaktadir General ve etrafındakiler, hastalıklı akrabanın mirasının kendilerine kalmasını beklerken kumar masaları Aleksey için hem umut hem de yıkım kaynağı olur.
Roman sadece bir aşk veya macera hikâyesi olarak değil, kumarın büyüleyici ama yıkıcı gücünü gösteren psikolojik bir açıdan da bir anlatımda bulunur Anlatım doğrudan ve içsel çatışmalarla doludur; Aleksey’in düşünceleri, tutkuları ve umutsuzluğu olay örgüsünü heyecanlı kılar.