“İşlerin umduğum gibi gitmemesine az çok hazırdım ama ilk adımı attıktan sonra artık hiçbir şeyin aynı kalmayacağını biliyordum .Daha fazla vakit kaybetmek anlamsızdı. “
Özgür ve sorumlu insan bilincini edinmenin yollarını araştırmak zorundayız biz. Yüzyıllık yalanların, yalnızlıkların sahiplik gibisin olduğu ilişkiler dizisinden gelip çıktık. Biz halkımızın yeteneksiz bir sürü olduğu kavramı ile okutulup zenginleştirilmeye çalışıldık.
On Alman bir araya gelse, doğallıkla, hemen Schleswig-Holstein, Alman birliği sahneye çıkar. On Fransız bir araya gelse, istedikleri kadar kendilerini sıksınlar, söz dönüp dolaşır, yine kadınlarda karar kılarlar. On Rus bir araya gelince –bunu kendi gözlerinizle de gördünüz– hemen Rusya’nın önemi ve geleceği sorunu görüşülür.
Evrim teorisi basit ve net bir esasa, en uyumlu olanın hayatta kalması ilkesine dayanır. Oysa görelilik kuramı ve kuantum mekaniği bir şeyin yoktan var olabileceğini, zamanın ve uzayın bükülebileceğini ya da bir kedinin aynı anda hem hayatta hem de ölü olabileceğini savunur. Sağduyumuzla dalga geçmesine rağmen kimse masum ilkokul çocuklarını bu rezil fikirlerden korumaya çalışmıyor. Neden? Görelilik Kuramı el üstünde tutulan inançlarımızın hiçbiriyle çelişmediği için kimseyi kızdırmıyor. Çoğu insan zaman ya da uzayın mutlak ya da göreceli olup olmadığıyla zerre ilgilenmiyor. Zamanı ve uzayı bükebileceğinizi düşünüyorsanız, buyurun tabii. Dilediğiniz gibi bükmeye çalışabilirsiniz, kime ne?
Kitabı tavsiye üzerine okudum. Sürekli olarak "şunu bir oku", "kitap çok iyi okumalısın", "kitapla alakalı fikrin ne" gibi arkadaş baskısı sonucu okumaya karar verip daha ilk sayfalarda şaşkınlık yaşadığımı belirtmeliyim. Kitap güzel, anlatım tekrarlar yüzünden cinnet geçirtse de fena değildi amma görüşler yazara ait değil :)
Yani kitapta bahsi geçen fikirler: 1- Epikür 2- Epiktetos 3- Buddha ve değişimle alakalı görüşler de Herakleitos'a ait. Yazarımız bu felsefecilerin fikirlerini atıf yapmadan kullanmış. Yani her türlü fikir insanlığın mülkü ve kullanımındadır ama hayatını bir felsefeye adayıp ciltlerce kitap yazmış adamların görüşlerini de alıp kendininmiş gibi de kullanmak ne bileyim :)
Kitap içerik olarak Buddha'nın "dünyayı değiştiren zihninizdir", Epiktetos'un "olaylar siz onları nasıl görüyorsanız öyledir" ve Epikür'ün ölüm ve yaşamla alakalı görüşlerinden sentezlenmiştir.
Yazar eserinde tıpkı Hermann Hesse gibi doğu-batı felsefesini sentezlemeye çalışmış, yine günümüzde oldukça revaçta olan stoacı felsefeyi günümüze uyarlamaya çalışmıştır. Bu açıdan başarılı olduğunu söylemeliyim. Okunabilir, insana bazı düşünsel metotlar verebilir ama kitapta anlatılan görüşleri daha detaylı öğrenmek için yukarıda belirttiğim, yazarın fikirlerini alıntıladığı yazarlar üzerinden devam etmenizi öneririm. Keyifli okumalar dilerim :)
Harry yeniden dalışa geçti. Onun snitch'i gördüğünü sanan Cho, takip etmeye çalıştı. Harry çok keskin bir dönüşle dalıştan çıktı, Cho ise hızla aşağı doğru inmeye devam etti; Harry bir kez daha mermi gibi yukarı fırladı ve snitch'i üçüncü kez gördü: Ravenclaw tarafında, sahanın çok üzerinde ışıldıyordu.
Hızlandı; metrelerce altında, Cho da hızlandı. Harry kazanmak üzereydi, arayı açıyor, her geçen saniye snitch'e daha da yaklaşıyordu - derken -
"Aa!" diye çığlık attı Cho, parmaklarıyla bir yeri işaret ederek.
Dikkati dağılan Harry, aşağı baktı.
Üç ruh emici, üç uzun boylu, siyahlara bürünmüş, kukuletalı ruh emici, kafalarını kaldırmış ona bakıyordu.
Düşünerek vakit kaybetmedi. Elini cüppesinin yakasından sokup asasını çıkardı ve kükredi: "Expecto patronum!"
Asasının ucundan gümüşi beyaz devasa bir şey fırladı. Onun tam ruh emicilere doğru gittiğini biliyordu, ama durup seyretmedi. Zihni hâlâ mucizevi bir şekilde berraktı, dönüp önüne baktı - hedefine neredeyse ulaşmıştı. Hâlâ asayı tutan eliyle öne doğru uzandı ve parmaklarıyla minik, mücadeleci snitch'i kavramayı başardı.
Madam Hooch'un düdüğü duyuldu. Harry havada arkasına döndü ve kırmızı renkli altı bulanık şeklin hızla ona doğru yaklaştığını gördü. Az sonra bütün takım onu öylesine sıkı kucaklıyordu ki, neredeyse süpürgesinden düşecekti. Aşağıda, kalabalığın içindeki Gryffindorlar'ın sevinç naralarını duyabiliyordu.
"İşte böyle oğlum!" diye bağırıp duruyordu Wood. Alicia, Angelina ve Katie, üçü de Harry'yi öpmüşlerdi, Fred ise ona öyle sıkı sarılmıştı ki, Harry kafasının kopacağını sandı. Takım tam bir karmaşa içinde yere inmeyi başardı. Harry süpürgesinden indi ve bir sürü Gryffindor taraftarının sahaya fırladığını gördü, en önde de Ron vardı. Daha ne olduğunu anlamadan, coşkuyla bağırıp çağıran kalabalık onu sarmıştı.
"Evet!" diye bağırdı Ron, Harry'nin kolunu havaya kaldırarak. "Evet! Evet!"
"Çok iyiydin, Harry!" diye kükredi Seamus Finnigan.
"Müthişti be!" diye seslendi Hagrid, oraya üşüşmüş Gryffindorlar'ın kafalarının üzerinden.
"Bayağı iyi bir Patronus'tu" dedi bir ses Harry'nin kulağına.
Harry arkasına dönüp Profesör Lupin'i gördü. Lupin hem sarsılmış, hem de memnun kalmış görünüyordu.
"Ruh emiciler beni hiç etkilemedi!" dedi Harry heyecanla. "Hiçbir şey hissetmedim!"
"Çünkü - ee - onlar ruh emici değildi" dedi Profesör Lupin. "Gel de bak -"
Harry'yi kalabalığın içinden çıkarıp sahanın kenarını görebileceği bir yere götürdü.
"Mr. Malfoy'u epey korkuttun" dedi Lupin.
Harry bakakaldı. Malfoy, Crabbe, Goyle ve Slytherin takım kaptanı Marcus Flint, yerde darmadağın bir yığın halinde yatıyorlardı. Kendilerini uzun, siyah, kukuletalı cüppelerin içinden çıkarmak için debeleniyorlardı.
Görünüşe bakılırsa Malfoy, Goyle'un omuzlarında ayakta durmuştu. Profesör McGonagall yüzünde katıksız bir öfke ifadesiyle tepelerine dikilmişti.
"Alçakça bir hile!" diye bağırıyordu. "Gryffindor arayıcısına yönelik rezil ve ödlekçe bir sabotaj girişimi!
Hepiniz cezaya kalıyorsunuz, ayrıca Slytherin'den elli puan düşürüyorum! Bu konuyu Profesör Dumbledore'la da görüşeceğim, hiç şüpheniz olmasın! Hah, işte geliyor!"
Gryffindor'un zaferini perçinleyecek bir şey varsa, o da buydu; ite kaka Harry'nin yanına gelmiş olan Ron, Malfoy'un kendini cüppeden kurtarmak için çabalayışını ve Goyle'un cüppenin içine sıkışmış kafasını izlerken gülmekten iki büklüm oldu.
"Haydi, Harry!" dedi George, ite kaka yanına gelerek. "Parti var! Gryffindor Ortak Salonu'nda, hemen şimdi!"
"Tamam," dedi Harry, kendini çok uzun süredir olmadığı kadar mutlu hissediyordu. Hâlâ kırmızı cüppelerinin içindeki takımla birlikte önden giderek stadyumdan çıktılar ve şatoya döndüler.
Bir ev nedir? diye düşündüm: kardan yağmurdan korur insanı, penceresi vardır, dışarıya bakarsın, ama dışarıda değilsin, hem hayata aitsin, hem kendi fanusundasın.
Nick uyurken odasına özel bir tim pencereden gizlice giriyor. Onu göz altına alıyorlar. Kısa zaman önce bombayla halkı tehdit eden bir saldırganın sadece Nick'le konuşacağını söylüyorlar.
Ancak bu saldırganın Nick'le bağlantısının ne olduğunu bilmiyorlar. Nick ise bunun üvey babası Frank ile ilgili olabileceğini düşünüyor.
Kalın bir kitaptı ama oldukça akıcıydı. Olaylar mantıklı şekilde birbirine bağlanmıştı. Tabii anlaşılmayan bazı noktalar da vardı. Kendi güvenlik sistemimizi düşününce kitaptakiler ancak Amerika'da olur, diyorsunuz. Bir sivili alıp bombalı saldırganın yanına götürmek falan. Ana karakter aksiyon dolu bir hayat yaşasın diye kurgulanmış. Bu bakımdan zorlama geliyor onun başına gelenler. Hiçbir pürüz çıkmadan tüm problemleri ustaca halletmek ve hâlâ hayatta kalmak bu tarz kitaplara özgü.
Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.
Efsuncu Baba Ciltli Her insanı, hatta her toplumu hoşlandığı yemle avlarlar. Mesele, böyle oltalara tutulmayacak kadar insanlığımızı terbiye edebilmektedir.
Hiç görmediği kadına aşık olan bi ozan. Avarelikte derinden hissettiğimiz gerçek duygular. En derinden. Ve uzaktan aşk. Katlanılması ne kadar zor. Türlü kıyafetler içinde olan yapay sözlerden uzakta o sevgi ve yansımaları, burada yakında. Benimle hep benimle. Ay ve güneş gibi. İlkbahar ve sonbahar gibi. Uzakta ama yanımda. Böyle bir his. İkliminde yeşillendiğim bi dünya o. Büyüyor ışık ışık. Uzakta. Hisler ne kadar benzer. Gerçek ve katışıksız. Ruhlar ne kadar benzer. Uzakta. Ama yanımda. İçimde. Ellerimiz uzandı sanki birbirine. Uzakta ama yakında.
Siyahi adamın gözlerine baktığımda içimdeki o darmadağın olmuş evrende onu kendimle görüyor ve ikimizde aynı yolun yolcusu olan o kara deliğin içinde sürüklenme arzusuyla yanıp tutuşuyorduk. (Serenay Özkan) Serenay Özkan
Biri tarafından çok sevilmek yüceltir bizi, kişiliğimizi etkiler, adeta kaderimizi değiştirir. Bambaşka biri oluruz o aşk, o sevgi sayesinde. Hiç sevilmeden bu dünyadan göç edenler için ise ne büyük kayıp!