“Hepimizin işleri ters gidiyor ve üzgünüz. Bazı şeylere sahibiz ama hep bir şeyler eksik... Bir de herkes yalnız.”
II. Dünya Savaşı öncesi Japonya’sındaki ilk kadın yazarlardan, Tanizaki ve Kavabata gibi isimlerden etkilenen Kanoko Okamoto eserlerinde dönemin sosyal yaşamını ve saplantılı ilişkilerini feminist bir bakış açısıyla kaleme aldı ve Japon feminist edebiyat geleneğinin öncülerinden biri oldu.
İlk kısa roman “Japon Balığı Kargaşası”nda alt sınıftan, Japon balığı yetiştiriciliğiyle uğraşan Mataiçi, saplantılı şekilde âşık olduğu Masako’nun güzelliğine yakın bir canlı yaratmak için çaresizce “mükemmel” Japon balığını üretmeye çalışır. İkinci kısa roman “Yemek İblisi”nde zengin bir aile, kızlarına yemek yapmayı öğretmesi için yakışıklı bir şefi işe alır. Eğitimsiz ve yoksul bir genç olan Betsuşiro’nun arzusu, dahil olduğu bu yeni ortamda saygı görmek ve yemek sanatının “ustası” olarak anılmaktır.
"Bilinçli olarak aradığın şeyi aradığın yoldan elde edemezken o şeyi düşünmeyi bırakıp terk ettiğin geçmişinden ya da ummadığın bir ara yoldan, havadan süzülürcesine sunan hayat ne garip."
Ogiebuşi Çam ağaçları da zor zamanlar yaşar, insan da. Her insanın kökü çam ağacıdır. Oh, henüz yaşın küçük, ah, akçam! Kaç çiçeğiniz var, kayısı ağacı, şeftali ağacı, kiraz ağacı? Bir ağaçtan sarkan süs kirazı çiçekleri...
"Yine de bir eş için tüm dünyayı arayacak hâlin yok. Evliliğin her zaman istediğimiz gibi gitmesi de mümkün değil. Düşündüğümüz gibi olmuyor. Zaten insanlar o kadar özgür de değil."