İvan Sergeyeviç Turgenyev (1818-1883): Avrupa`da ve ülkemizde eserleri ilk önce çevrilen 19. yüzyıl Rus yazarlarındandır. Döneminin Avrupalı bakış açısına sahip tek Rus yazarı olarak anılır. 1867 yılında yayınlanan Duman, toprak köleliğinin de kaldırıldığı 1861 reformlarının ardından belirsizlik, şüphe ve umutsuzluk dumanına boğulmuş Rus toplumsal hayatının anlatır. Aristokrat ve aydınları acımasızca alaya alır. Hemen her kahramanın karakterine yönelik sivri yergiler dolasıyısıyla Turgenyev`in eserleri arasında en çok tartışma yaratanlardan biri olan Duman, güncelliğini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Ergin Altay(1937): Yusuf Ziya Ortaç`ın Akbaba dergisinde yayımlanan ilk öykü çevirisinden (Zoşçenko) günümüze, son elli yılın en önemli Rusça çevirmenlerindendir. Dostoyevski ve Tolstoy kadar, Gogol, Gonçarov ve Çehov da Altay`ın yetkinlikle dilimize kazandırdığı yazarlar arasındadır.
Ben, yaşlı, gülünç, zararsız bir garibanım! Benim oynadığım rolü yüklenmeye siz bir saniye bile razı olamazsınız! Kıskançlığa gelince! Umudun gölgesine bile sahip olmayan bir insan kıskanç olamaz! Ve ben öyle bir duyguyu şimdi ve bu nedenle duymaya başlayacak değilim…
Demek ki, insan, yaşamda iki kez sevemiyor! Aşk yüzünden bir başka yaşamla karşılaşınca artık ondan kurtulamıyorsun! Bu aşk senin ta ruhunun derinliklerine kadar işlemiş... Damarlarına işlemiş... Artık bu zehrin etkisinden kurtulamayacaksın! Bu bataklıktan çıkamayacaksın.
İnsan ilkin sevemeyeceğini sanır. Sonra, sevse de kendini tutabileceğini düşünür. Sonunda, sevilen kimseden ayrı yaşamanın olanaksızlığını anlar. Aşk için, aşk uğruna her şeye alışılır.
Benim inancım şudur ki, bilim, sanat, hukuk adına ne varsa, hepsini uygarlığa borçlu olduğumuz gibi, güzellik duygusu, şiir de uygarlığın etkisi altında gelişmekte ve güç kazanmaktadır.
Karşıma şimdiki gençlerden biri çıkmıştı. Onunla, kendi deyimiyle, çeşitli sorunlar üzerine konuştuk. Alışılageldiği üzere fena halde öfkeleniyordu. Özellikle, çocukça bir öfkeyle evliliğe karşı çıkıyordu.
Ben iyimser bir insan değilim; bütün insanlık, bütün hayatımız ve trajik sonuyla bütün bu komedi bana hiç de pembe bir tablo çizmiyor. Fakat, insan doğamızda, bir ihtimal, kök salacak, yeşerecek bir şeyi niçin ille de Batı’ya bağlayalım?