MANIFESTO I: Bazen boğazımızda yutkunamadıklarımız geçmez; biz de yutkunmayı bırakır, o düğümlerden yeni bir gökyüzü inşa ederiz.
Yanımdan geçen bir karıncanın azık çantasına ilişiyor gözlerimin buğulu yağmur caddeleri. Saçımdan dökülen şemsiye bükücülerini yüzümden çekemiyorum. Göremiyorum... Azık çantasında benden de bir şeyler var mı, bilemiyorum!
Şaşkın şaşkın yağmur caddesinden kaçıp gamzelerimin içine oturan bana bakıyor. "Allah allah, ne tuhaf bir çocuksun!" diyor. Ona cebimden çıkaracağım eski ve sihirli bir daktiloyla yazılmış cevaplar vereceğimi sanıyor; ama susuyorum. Cevap vermiyorum.
İşte tam da böyleyim: İçindeki tuşları eksik, tamirsiz bir daktilo gibiyim
MANIFESTO II: Suskunluk, tamir edilemeyen daktiloların en yüksek sesle bastığı tek harftir.
Yine de içimde güneşi açıp tan görümlüğü kahvaltısına oturuyorum. Kaderin ağzı şaşkın,
Benimse hep kalbim şaşkın... Senin oralardan bana biraz ateş, toprak, su ve hava verir misin Tanrım? Biraz da piyano kumsallarından, Çiçekli kuşlarından Ve okyanus giysili balıklarından...
MANIFESTO III: Dünya eksiktir; çünkü yetimlerin ve babasız masaların ağırlığını tek bir gökyüzü taşıyamaz.
Bekledim, bekledim, bekledim... Tanrı’mdan uzunca bir süre cevap gelmedi. "Sanırım ninni söylüyordur göğe yükselmiş annesiz çocuklara..." diye düşündüm.
Derken fark ettim ki Kader’in ayağına basıvermişim. Hemen cebimdeki o tamirsiz daktiloyu çıkarıp son kez fısıldıyorum:
"Boğazımdan geçmiyor babasız yemeklerim... Bana biraz gökyüzü eder misin?"