ha
#Edebiyat - @halil
İleti
17s
Yörünge
Yörünge

Kuyulardan çıktım, iklimlerin fırtınalarından geçtim. Arşınladım yolları, yamaçları tırnak tırnak… Sözde senden kaçıyordum. Bir sen bir ben ıssız sahranın çöllerinde iki kum tanesi, birbirine yapışık talihleri… Ne uzaklaşıyordum ne uzaktaydın; ne yakınımda ne yakınında ama hep aynı dairenin kucağında. Üç virgül ondört’ün sınırı gelmeyen uzun yolculuğunda bir değil her yanım tutsaktı sana…
Anne ninnisinden uzak ağıtlarıma tutunurken bir başıma devesiz bedeviydim kızgın güneş altında. Gölgene sarılmak yeterdi yoluma kazdığım çukur ömrümü gömmeseydi.
Biliyorum! Zamanın not tutulmuş tarihinde saklandık. Ne sen sobelemek için bir gayrette ne ben ebelenmek için oyundaydım. İkimizde suskun dili lal Hüthüt gibi Anka’dan medet ummaktaydık.
Kırık bir aynaya gömmüştüm umutlarımı. Bin olup karşıma dikiliyordu yeniden. Cevapsız sualler zihnimde işgallenirken vazgeçmenin ağırlığıyla sırçamdan bana doğuyordun yeniden. Her doğuşta ölüyordum sensizlikten…
Harflerim hep ünsüzdü. Cümle kursam sesi ulaşmayacaktı kulaklarına. Hangisini seçsem anlamsız geliyordu boyumuzdan büyük aşkımıza. Büyük de konuşmamıştım ama çok büyük susmuştum o yıllarda… En büyük ceza buydu bana ve sana…

Affeder misin sendeki beni? Biriken zamandan sıyırıp siler misin gözlerimi? Temizler misin ruhuma, bedenime çöken kiri? Çok yoruldum. Hayatın patikasından hasretine tutundum. Her şeyin gibi hasretinde özeldi yaralarımı örten sargı, ağrılarımı dindiren merhemdi.
Şimdi!
Yalnız bir palmiye altında bekliyorum. Kiraz ağacı dallarındaki şarkılanan cıvıltılardan uzak, martıların alaycı bakışlarında kendimi arıyorum. Bana kurduğun o cümleyi “ Seni sevdiğimi daha nasıl söyleyeyim; caminin minaresinden mi duyurayım?” Çığlığını çok daha net duyuyorum.



477