İncelemeler

add_boxPaylaş
Rabia Arslan
@rabiarslan
İnceleme
2g
Sinan Akyüz’ün kaleme aldığı Şahika ve Feraye, iki farklı kadının hayatını ve yaşadıkları zorlukları anlatan etkileyici bir romandır. Kitap, özellikle kadınların toplum içinde maruz kaldığı baskıları ve haksızlıkları gözler önüne seriyor. Okurken bazı sahnelerde üzüldüm, bazı yerlerde ise karakterler adına sinirlendim. Bu da kitabın insana duygu geçirebildiğini gösteriyor.

Şahika ve Feraye karakterleri birbirinden farklı olsalar da kaderleri benzer noktalarda kesişiyor. İkisi de susmaları beklenen, ama içlerinde biriken duygularla hayatta kalmaya çalışan kadınlar. Yazar, bu karakterler üzerinden gerçek hayatta da sıkça karşılaşılan olayları anlatıyor. Bu yüzden kitap bana oldukça gerçekçi geldi.Eğer empati duygusunu alevlendirmek isteyen okurlarımız olursa,bu kitabı çok rahat önerebilirim.
Şahika Feraye
Sinan Akyüz - Alfa Yayınları - 2023
43
Rabia Arslan
@rabiarslan
İnceleme
2g
“Kurşunların da Rengi Var” adlı kitabı okurken, belki de şimdiye kadar okuduğum hiçbir eserde bu kadar yoğun bir şekilde olayları gözümde canlandırmadım. Her bir cümle, her bir kelime sanki özenle seçilmişti ve okur olarak beni hikâyenin tam ortasına çekiyordu. Okudukça sadece bir metni takip etmedim; yaşananları hissettim, korkuyu, belirsizliği ve küçücük bir kalbin taşıdığı kocaman umudu iliklerime kadar yaşadım.

Henüz yedi yaşında olan bir kız çocuğu… Savaşın ne anlama geldiğini bilmeden, hatta belki kelime olarak bile tanımadan, bir anda savaşın acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor. O yaşta bir çocuğun tek derdi oyun oynamak, hayal kurmak ve güvende hissetmekken; onun dünyası silah sesleri, kayıplar ve korkuyla çevriliyor. Bu masumiyetle bu kadar büyük bir yıkımın yan yana gelişi, kitabı okurken beni en çok sarsan noktalardan biri oldu.

Beni asıl derinden etkileyen şey ise bu hikâyenin bir kurgu olmaması. Yazar, yedi yaşındayken yaşadıklarını kelimelere dökmüş ve her bir sayfa onun için hayata tutunmanın bir yolu olmuş. Kitap boyunca anlıyoruz ki yazmak, onun için sadece yaşananları anlatmak değil; aynı zamanda umudu canlı tutmak, unutulmamak ve unutturmamak anlamına geliyor. Her sayfa, karanlığın içinde yakılmış küçük bir ışık gibi.

Bu kitap, savaşın sadece cephede değil, çocukların kalbinde ve hafızasında da izler bıraktığını çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Okurken zaman zaman boğazım düğümlendi, zaman zaman durup düşünmek zorunda kaldım. “Kurşunların da Rengi Var”, benim için sadece okunup bitirilecek bir kitap değil; insanın vicdanına dokunan, uzun süre etkisi geçmeyen bir tanıklık. Bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, herkesin okuması ve üzerine düşünmesi gereken çok güzel bir eser.
Kurşunların da Rengi Var
Emine Seçeroviç Kaşlı - Alfa Yayınları - 2022
72
huriyeçap
#İnceleme - @huriyecap
İnceleme
3g
zor ve güçlü bir eser
‎Ah Matmazel Noraliya ve kararsız Ferit. Yoksa Ferid mi demeliydim.

‎Baştan söyleyeyim çok uzun bir inceleme yazmayı düşünmüyorum. Umarım bunu başarabilirim.

‎Kitabın ana karakteri Ferit, yaşadığı şehir İstanbul. Daha ilk sayfada beni öyle bir kaosun içine sürükledi ki; kim kimdi, şimdi kime bunu söyledi, bu adamın psikolojik sorunları mı var, burası nasıl bir yer, sende nerden çıktın be adam gibi, elli tane soru sorarken buldum kendimi. Sorunun kendimde olduğunu düşündüm. Sesli kitap uygulamasından dinlemeye karar verdim. Bu fikir biraz olsun işe yaradı gibi. Belli bir sayfaya kadar sürükledi beni.

‎Peyami Safa'nın daha önce "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" kitabını okumuştum. Dili zengin ama sadeydi o kitabında. Fakat bu, aman Allah'ım!... Beni nasıl bu kadar çok yordu.
‎Kitap iki bölüme ayrılmış. İlk bölüm; kararsız bir karakterin yapmak isteyip de yapamadıkları, hayal dünyası ve halüsinasyon gibi pek de izahı olmayan iç hesaplaşmarıyla geçiyor. Yazar kakterleri tanıtıyor bu süreçte. Psikolojik, felsefik ve sosyolojik her açıdan ele alınmış, her biri farklı hikâyeye sahipler.

‎İkinci bölümde ise; kitaba asıl ismini veren Noraliya ile tanıştırıyor bizi. Bu tanışma ile geçen zamanı oldukça uzun tuttuğunu düşünüyorum. Olaylar, mekanlar, hesaplaşmalar bana Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" kitabını anımsatıyor. Hatta Raskolnikov'dan esinlendiğini bile düşündüm. Değişik bir tarz çalışması denemek istemiş olabilir bu eserinde. Keşke hayatta olabilseydi de bunu sorma şansım olsaydı Peyami Safa'nın kendisine.

‎Buraya kadar pek olumlu bir inceleme yazmamış gibi olabilirim fakat gerçek şu ki; kitap tüm bu düşüncelerime rağmen bir sanat eseri niteliğinde. O tasvirler, edebiyatın zenginliği, yarım sayfalık uzun uzadıya noktanız ve hayran bırakan cümleler, heyecanlandıran olaylar, kişilik analizine varıncaya kadar okuyucuyu düşündüren karakterlerin ilginçliği ve psikolojik durumlarını anlatış tarzı beni çok etkiledi. Bu Türk Edebiyatı'nın güzelliği değil de, ne peki?

Yazarın ruhuna rahmet, kitaba başlayacak olanlara da şimdiden kolaylık ve selâmet dilerim.

‎Dip not: Bana kalırsa, İstanbul'da yaşayan her kim olursa olsun biraz şairdir biraz yazar.
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
1.290
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
2g
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
2026 - 9. Kitap

Kitabın Adı : Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Yazarı : Bilge Karasu
Yayınevi : @metiskitap
Türü : Deneme
Basım Yılı : 2025
Sayfa Sayısı : 104 Sayfa

Düşünceler :

- Okun(a)mayan kitap ,ölü bir nesnedir ,bir yüktür

-Elbette,aramayan bir şeyin bulunması ,olacsk şey değil

-Okur kitap arar ama,kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm

-Çünkü bilirsiniz ki onsuzluk,sizin de,en azından bir parça ölümünüzdür

Bilge Karasu ( 1930 -1995 ) genellikle Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı eseriyle bilinir. Basılan on dört kitabı olan yazar Sait Faik Ödülü dahil pek çokta ödül kazanmıştır. Benimde yazarla ilk tanışmam bu eserle oldu

Yazar bu eser ile 1994 yılında Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü 'nü kazanmıştır. Deneme tarzında yazılan eserde 8 deneme yer almaktadır.

Okuma,roman yazımı ,hayvanlar ,dostlar gibi konuları işlediği eserde en çok hayvanlar ile ilgili olan bölümleri beğenip etkilendim. Zamanın belediyesinin köpekleri uyuşturup yakmasını o kadar etkili biçimde betimlemişki duygulanmamak elde değil.

Bunun dışında nevi şahsına münhasır bir yazım tarzı var yazarın. Yeni Türkçe kelimeleri sıkça kullanıyor ( akıl yerine us mesela ) Düşüncelerini bol bol örneklerle bıkmadan usanmadan yaya yaya anlatıyor. Bazen birazda sıkıcı oluyor bu durum.

Sonuç olarak farklı bir yazar ,farklı bir eser,farklı bir tarz arayan benim gibi kitap dostlarına tavsiye edebilirim. Kitap okumaya yeni başlayan veya farklı tarzları denemeyen okurlar bir miktar sıkılabilir. Herkese kitap kokusu gibi güzel günler diliyorum
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Bilge Karasu - Metis Yayınları - 2022
142
Mjora
@mjora1725
İnceleme
2g
bir dergâhta kesişen birbirinden farklı hayatları anlatıyor. Yoldan çıkmış bir şeyh oğlu, modern dünyaya ait bir plaza kadını, intihar etmeye çalışan yaşlı bir adam ve bir gelini kaçıran genç, kendilerini aynı mekânda, yani eski bir dergâhta bulur. Tarık Tufan
Şanzelize Düğün Salonu
Tarık Tufan - Doğan Kitap - 2024
368
Ul
#Din - @ulviyeyoluk
İnceleme
3g
ALLÂH 'I BİLMEK!
✒️📗 "Ey oğul ve değerli dost! Allah seni kendisine itaatte daim kılsın ve sevdiği kimselerin yolundan gidebilmeni sana nasip eylesin. " 🤍

✒️📗Bu kıymetli eser büyük İslam düşünürü İmam Gazzâlî 'nin bir öğrencisinin sorusu üzerine kaleme aldığı " Eyyuhe'l Veled adlı meşhur eseridir.

✒️📗Bu eserde nasihat vermenin ötesine geçilerek eğitim , ahlak ve ilim yolunun tüm incelikleri sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır. Ayrıca bu kitabın 2. bölümüne yine Gazzâli'nin İhyâ-u Ulûmi'd-din adlı baş yapıtından öğrencilere yönelik tavsiyeler içeren bir kısım da eklenmiştir.

✒️📗"Mahşer günü Allah tarafından hesaba çekilmeden önce siz kendinizi hesaba çekin." Kitabın 1. bölümünde bir İslam âliminin öğrencisine verdiği önemli bilgiler yer almaktadır.

✒️📗" İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." Gazzali amel etmenin önemi, ilim öğrenmenin gerekliliği, seher vaktinin bereketi, itaat ve ibadet, sözlerin ve fiillerin şeriata uygun olması, dünya ve ahiret hayatı, kıskançlık, ilmi okumalar... gibi pek çok önemli konuya bu değerli eserde yer vermiştir.

✒️📗" Özetle ilimlerin en şereflisi ve gayelerin en yücesi marifetullâh'tır, yani Allah'ı bilmektir."

✒️📗" Kim Allah Teâlâ için ilim öğrenmeyi amaçlarsa hangi ilim olursa olsun, kaçınılmaz olarak onun faydasını bulur , derecesi yükselir. "

✒️📗 " Muallimin ilk vazifesi babanın evladına olan şefkati gibi öğrencilere karşı merhametli davranması ve onları kendi evladı gibi görmesidir."

✒️📗 Bu değerli eser her müminin , her öğretmenin, her öğrencinin kitaplığında olmalıdır. Okuyup istifa etmek herkese kısmet olsun. 🌷

✒️📗 Bu değerli eseri kulübümüzün birçok üyesine hediye ederek ilmî yayma konusunda çok cömert olan değerli @mozdamarlar
hocamdan Allah razı olsun. 💐

@sufikitap
#i̇mamgazali #imamgazalikitapları #dinikitablar #eyoğul #eyyühelveled
Ey Oğul Eyyühe`l-Veled
İmam-ı Gazali - Bedir Yayınları - 2019
232
hilal.
@hilal1
İnceleme
4g
Yazarımız bir sinirbilimci olduğu için romanımız bir nöro-roman . Yazarımız romanın içine sinir bilimi ile ilgili bilimsel bilgiler yerleştirdi.Bu bilimsel veriler roman kurgusunun içine ustalıkla yerleştirildi ve roman kahramanlarının eşliğinde bir mükemmel bir hikâyeye dönüştü.
Romanda baş kahraman diye bir şey tam olarak yok . Olay örgüsü bütün kahramanlar üzerinden ilerliyor ve insan beyninin hangi sınırlara ulaşabileceğini net bir şekilde okuyucunun önüne seriyor . Ayrıca romanda bazı özel “güçlere” sahip insanların bunun farkında olmayıp herkesi kendi gibi sanmasından da bahsediyor ta ki bunun böyle olmadığı anladıkları ana kadar . Kısacası konusu ve kurgusuyla çok sürükleyici bir roman okudum .
Pia Mater 1. Kitap
Serkan Karaismailoğlu - ELMA Yayınevi - 2023
242
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
4g
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
2026 - 7. Kitap

Kitabın Adı: Matmazel Noraliya 'nın Koltuğu
Yazarı : Peyami Safa
Yayınevi: @otukennesriyat
Türü : Roman
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 319 Sayfa

Düşünceler : Edebiyatımızın sembol eserlerinden birisi olan bu romanı uzun zamandır okumayı düşünüyordum. Eşim @_withfeza_ ile birlikte okuyoruz.

Peyami Safa'yı genellikle " Dokuzuncu Hariciye Koğuşu " romanı ile tanırız. Onu Fatih Harbiye romanını ,birde " Yalnızız " romanını okumuştum. Bu dördüncü romanım oldu Peyami Safa'nın.

Olaylardan çok tahlile önem veren ,psikolojik durumu sıkça işleyen yazarın bu romanı Türk edebiyatının en iyi psikolojik eseri olarak bilinir.

Romanın kahramanı Ferit isimli bir gençtir. Tıp tahsilini yarıda bırakıp felsefe okumaya başlayan Ferit girdiği ruhi bunalım ile bu eğitimini de yarıda bırakır. Bir pansiyona yerleşen Ferit burada gerçek dünya ile hayal dünyası arasında gidip geldiği olaylarla karşılaşır.

Daha sonra iyileşmek için Büyükada 'daki bit konağa yerleşen Ferit burada mistik bir şekilde Matmazel Noraliya ile karşılaşır ve büyük bir aydınlanma yaşar.

Yıllarca hastanelerde yatması nedeniyle tıbbi terminoloji konusuna oldukça hakim olan Peyami Safa 'nın roman kurgusu gerçekten mükemmel olmuş. Dili biraz ağır olsa da ben bunu zenginlik olarak görüyorum.

Böyle üç beş satırla anlatılacak nir eser değil bu. Sayfalarca yazılacak ,saatlerce anlatılacak doneleri, anlatım teknikleri var. Dünya Savaşı 'nın yıkımını , toplumsal değişimin sancılarını anlatmış mesela. Ve daha bir çok şey.

Her kitap kendine göre güzeldir bir mesajı vardır ama bazıları mutlaka okunmalıdır. Bu da onlardan birisi. Ge kalmadan okuyun derim. Bir şey kaybetmeyecek ama çok şey kazanacaksınız
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
276
eMINeYZAMAN
#Edebiyat - @emineyzaman
İnceleme
5g
Matmazel Noroliya
Matmazel Noroliya

‎bağları çözülmüş ruhumun
‎dört nala koşan adımlarına takılıyorum
‎bir yanım cennet
‎diğer yanım enkaz yığını



‎başı dönmüş şehrin ışıklarında ruhum
‎adres yok
‎odalar çıplak
‎camlarında aralanmış yalnızlık çıkmazı


‎hep mi aynı bakar güneş
‎aydan arta kalan yanıyla
‎herkes mi susar
‎sessizliği ağırlar kapısında
kimliksiz
dipsiz



‎ben mi kaybolmuştum
‎zehirle ıslatılmış kalbimde
‎fikrimin duvarlarına çarpan o karanlık kimindi


‎ben mi kördüm Noroliya
‎dibine düşmeyen düşüncelerin
‎yarım ağız sohbetlerindeki eksik hecesi koltuğunun



‎aynası kırılmış yüzüme dönüp
‎özümün toprağıyla aldığım abdeste yemin olsun ki
‎çatallanmış ellerime düşen her yaş için
‎bin secde eder başım


‎batan günün ardından doğacak tek gülüşe
‎üşümüş düşlerimin yuvasından
‎kaybolduğum her sokağa
‎vatanım demek için yeniden geldim dünyaya

ben Ferit
d ile
hayır t ile

Emine Güner Eyzaman
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
954
Mjora
@mjora1725
İnceleme
6g
Alper Kamu adlı beş yaşında kendi kendine okuma-yazmayı sökmüş, Nietzche ve Oğuz Atay okuyan, Şostakoviç dinleyen bir çocuğun komşuları Hicabi Amca'nın ölümünü araştırmasını anlatır.

Boyundan büyük işlere karışan Alperin mücadelesini okuyacaksin..
Üç bölümden oluşuyor
Oğullar ve Rencide Ruhlar", "Cehennem Çiçeği" ve "Kıyamet Park"

Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.
Oğullar ve Rencide Ruhlar
Alper Canıgüz - Alfa Yayınları - 2024
233
Ul
#Felsefe - @ulviyeyoluk
İnceleme
6g
️"Acı çekenler, başkasının acı çektiğini hissederler."
YETİŞKİNLER İÇİN 📚🤍💐 AÇIKLAMA 👇

"Her şey birer birer gelip geçiyor.” Osamu Dazai

📙✒️Ana karakter Yoza, küçüklüğünden itibaren farklı olduğunun bilincindedir. İnsanları bir türlü sevemez ve günlük hayatın içinde yapması gereken birçok sosyal davranışı samimiyetle yapamaz. Yine de bir müddet olmadığı gibi davranmaya insanları güldürerek toplum içinde barınmaya çalışır. Fakat toplumun isteğine göre büründüğü rolden nefret eder çünkü olduğu kişi bu değildir.

📙✒️Yozo kendisini; " toplum dışı, insanların hayatından sürekli kaçan, zayıf ve aptal biri " olarak nitelendiriyor.

📙✒️ İnsan ilişkilerinden birçok kişiden, davranıştan korkar bu korku zamanla katlanılmaz bir hale gelir.

📙✒️ Sürekli bir intihar düşüncesi içinde yaşayan Yazo'nun hikayesini depresyona meyilli, melankolik okuyuculara önermiyorum. Bunun yanında insan olmanın, bir toplum içinde yaşamanın zorluğunu anlamak adına, Japon edebiyatının ince detaylarını gösteren bir eser olduğunu belirtmeliyim.

📙✒️" Yüce Tanrım bana güçlü bir irade ver. Bana insan olmanın özünü öğret. İnsanın insanı itmesi günah değil mi? Bana öfkemi ardıma gizleyeceğim bir maske ver."

📙✒️ Kitabın beni en çok etkileyen yanı Yozo'nun insanlardaki samimiyetsizliğe katlanamamasıydı. Aynı zamanda ana karakter ne kadar ön planda olursa olsun onun yaşamının; ailesini ve ilişki kurduğu kadınları da derinden etkilediği gerçeği beni üzdü. Ana karaktere ne kadar üzülmüş olursam oluyum, kendinin bu kadar farkında olan bir insanın hayatına başka insanları dahil edip , evlenip onların zor yaşamlarını daha da zorlaştırmasini doğru bulmadim.

📙✒️ Bir roman karakteri gibi görünse de Yozo'nun yasadiklarinin yazarın kendi hayatından da izler taşıdığı gerçeği kitaa daha sarsıcı hale getiriyor. Bir yan karakterin çıkıp Yozo'ya yardım etmesini diliyor okuyucu.

️"Acı çekenler, başkasının acı çektiğini hissederler."

📙✒️Son olarak söyleyebilirim ki aklıma Goethe ; “Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.” sözünü tam olarak Yozo icin söylemiştir. Doğan Kitap
İnsanlığımı Yitirirken
Osamu Dazai - İthaki Yayınları - 2024
238
Ul
#Yaşam - @ulviyeyoluk
İnceleme
6g
Bu akşam yalnızca güzel UYGURCAMIZI konuşalım!
7. Sınıftan itibaren herkes için harika bir kitap 👌 📚 AÇIKLAMA 👇

✒️📙"Dünyada iyiliğin bulunduğuna onlara zarar vermek değil yardım etmek isteyen birileri olduğuna inanabilir miydi yeniden?" #josannelavalley

" HALKIMIZIN RUHUNU BİR SEPETE İŞLEMEYİ BANA ANCAK SEN ÖGRETEBİLİRSİN."

✒️📙Bu hüzünlü ve anlamlı öykü Doğu Türkistan'ın Hotan vilayetinde Taklamakan çölü kenarında küçük bir yörede geçer. Kitap yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen Çin'in Uygur Türkleri üzerindeki baskıcı rejimini gözler önüne seren hüzünlü bir gercekten oluşmaktadır.

✒️📙Zor günler geçiren bir Uygur ailesi ve henüz 14 yaşındayken birçok sorumluluk almak zorunda kalan Mehrigül. Zar zor karınlarını doyuran Uygur ailesinin büyük oğlu kaçmak zorunda kalınca bütün işler küçücük yaşında Mehrigül'e kalır.Yaşı küçük olsa da bütün gücüyle ailesine yardım etmeye çalışır. Babasıyla her hafta pazara gider , tarlayı eker, annesine yardım eder ancak aklı hep okuldadır. Okumayı çok istemektedir. Ayrıca onu en çok korkutan şey Çin'in yönetiminin zoruyla fabrikalarda çalışmak zorunda kalmaktır. Ailesinden uzaklaşmak istemez .

✒️📙En büyük şansı evde beraber yaşadığı dedesidir. Dedesi, hayatla ilgili ona derin bilgiler verir, sabretmeyi öğretir.
✒️📙Bir gün pazar yerinde öylesine ördüğü sepeti , bir turist kadının çok beğenmesi ile hayatında bir şeyler değişmeye başlar.

✒️📙Bir yandan babasının mutsuzluğuyla baş etmeye çalışan küçük Mehrigül bir yandan da kendi yeteneklerini keşfetme yolculuğuna çıkar. Bu onun için çok zor bir yolculuktur. Acı dolu günlerin arkasından büyük ve önemli bir adım atar.

✒️📙Bu güzel kitabı kendini keşfetme yolculuğuna çıkacak bütün çocuklarımıza öneriyorum. Zordukların karşısında inançla devam etmek, aile bağlarının önemi, saygı ve kendi kültürel değerlerine bağlılık ile ilgili birçok değerin yer aldığı harika bir kitap. 🤍📚✨

✒️📙" Ben okula dönmek istiyorum burada kendi halkımın yanında hayatımı kazanmak için kendime bir şans vermek istiyorum."
" SEPETLERİNİN HEPSİ DE HAN ÇİNLİLERİN ASLA ANLAYAMAYACAĞI YA DA YOK EDEMEYECEĞİ BİR ANLAM TAŞIYACAKTI."

📙✒️Kitabını sonuna doğru içlerine küçük de olsa bir umut doğan bu Uygur ailesinin atasi eline rababini (Çoğunlukla Orta Asya'da kullanılançeşitli biçimleri olan geleneksel telli bir çalgı türü) alır ve hüzünlü bir parça çalar.

Bir Türk olarak dilerim ki Uygur kültürünün, dilinin ve dini olan İslamiyetin sonsuza dek özgür bir ülkede (Doğu Türkistan) sürmesi mümkün olur. 🤍

📙✒️1949 yılından beri Sincan bölgesini baskıyla yöneten Çin, buradaki değerli madenleri el koymak amacıyla Uygur Türkleri üzerinde büyük bir infaz gerçekleştirmektedir. Eğitim kampları, hapishaneler işkencelerin yapıldığı yerlerdir. Kitapta da Mehrigül'ün kardeşine okulda Çince öğretildiğini Uygurca konuşmanın yasak olduğunu da görüyoruz.

📙✒️Bu anlamlı kitabi Beyaz Balina Yayınları aracılığıyla kulübümüzün bütün üyelerine hediye eden kiymetli hocam Metin Özdamarlar 'a teşekkür ederim. 💐💐

Kitaplarla ve sevgiyle kalın. 🧡🌼📚 Tahir Erdem İlme Teşvik
İlmek İlmek Hayaller
Josanne La Valley - Beyaz Balina Yayınları - 2022
284
#Edebiyat - @dvninumn
İnceleme
7g
Şiir Tadında Tarih
Tarih ve şiir içiçe, muhteşem
Türk’ün Serüveni
Numan Cengiz - Platanus Publishing - 2021
359
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
10g
Kıymetli dost Mustafa Mete "Renkli Karanlık" ile hem geleneksel Anadolu anlatısını hem de modern kurguyu harmanlayan, ne istediğini bilen bir yazar. Oku, okut! 🌿
Renkli Karanlık
Mustafa Mete - Uzam Yayınları - 2025
329
Mjora
@mjora1725
İnceleme
11g
“İlk kez geçmişi ustalıkla sakladığımı fark ettim;
tüm bu acı dolu anıları zihnimin en ücra köşesine
itmiş, kapıyı kilitlemiş, anahtarı da fırlatıp atmıştım.
Ama şimdi o kapı ardına kadar açılmıştı.” Sarah Jio Yaşanmamış Hayatlar
Yaşanmamış Hayatlar
Sarah Jio - Epsilon Yayınevi - 2025
228
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
11g
Yoldaki Mühendis: Hücreden Sızan Bir Direniş Öyküsü ve Akılda Kalan Sorular
​"Yoldaki Mühendis" edebi bir başyapıt olduğu için değil taşıdığı yaşanmışlık ve adanmışlık için okunacak bir kitap. ​Abdullah Bergusi’nin hikayesi, Filistin davasının sadece sloganlardan ibaret olmadığını, arkasında parçalanmış aileler, feda edilmiş ömürler ve on yıldır tek kişilik hücrede süren bir irade savaşı ve daha niceleri olduğunu hatırlatıyor. Eminim ki bu adanmışlık öyküsü sizi de derinden etkileyecektir.
Yoldaki Mühendis
Abdullah Galib Bergusi - Ekin Yayınları - 2024
225
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
11g
Global Piyasalar
2026 - 6. Kitap

Kitabın Adı : Global Piyasalar
Yazarı : Şant Manukyan
Yayınevi : @kronikkitap
Türü : Araştırma
Basım Yılı: Ekim 2022
Sayfa Sayısı: 233 Sayfa

Düşünceler : Parlak eğitim kariyerini saygın finansal kurumlarda çalışarak taçlandıran Şant Manukyan 'ı temel ekonomik konularında toplumumuzu bilgilendirin tv programlarından da tanıyoruz. Engin bilgi deneyimini halkın anlayabileceği basit dile indirerek anlayabilen Şant Manukyan toplumsal okuryazarlığın artmasında da pay sahibidir.

Küresel Dünya denilen kavramın hayatımızı çepeçevre sardığı bir dönemi yaşıyoruz. Venezuela 'da el konulan bir petrol tankerinin petrol ve diğer emtia fiyatlarını nasıl artırdığını , hem makro hem mikro ekonomiyi nasıl etkilediğini hepimiz görüyoruz.

İşte Şant Manukyan etkisi artık hepimize kaçınılmaz olan global piyasaları herkesin anlayabileceği bir dilde, örneklerle açıklamış. 1929 krizini , 1987 krizini ve daha bir çok çalkantılı dönemi öncesi,sonrası, sebepleri,sonuçları ve global bazda etkileriyle anlatmış.

Pek çok tablo, fotoğraf, gazete küpürü vb görsel materyalle desteklenen eserde bazı yatırım ipuçları da bulunmakta. Emtia fiyatlarının astronomik artışından önceki dönemlerde yapılan fiyatlamalar olduğu için bazı öngörüler ise tutmamış. Olağanüstü dönemlerde ekonomik kurallar tam anlamıyla işlemiyor. Mesela altın fiyatlarının Hayal gibi görünen rakamlarına sadece üç yılda ulaştığımızı gördüm kitabı okuyunca.

Ben zevkle okudum bu kitabı. Temel finansal okuryazarlık terimlerine haiz olan herkesin okumasında fayda olacağını düşünüyorum. Öncelikle konunun ilgililerineolmak üzere herkese tavsiye ediyorum
Global Piyasalar
Şant Manukyan - Kronik Kitap - 2022
320
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
15g
Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
2026 - 5. Kitap

Kitabın Adı : Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
Yazarı : Süleyman Beyoğlu
Yayınevi : @yeditepeyayinevi
Türü : Araştırma
Basım Yılı: 2023
Sayfa Sayısı: 419 Sayfa

Düşünceler : Uzun zamandır hatırımda bu olan bu kitabı biraz geçte olsa temin edip ,okumak fırsatım oldu. Eser Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu 'nun 1990 yılında doktora tezi olarak oluşturup hizmetimize sunduğu bir kitap.

Tarih yapıp ancak bunu yazmaktan büyük oranda aciz bir millet olarak tarihimize yön veren sembol isimleri de ya hiç ya da yeterince tanımıyoruz. Medine Müdafii Fahreddin Paşa 'da ( tam ismi Ömer Fahreddin Türkkan 1868-1948 ) bu müstesna isimlerden birisidir. Parlak askeri kariyeri uzun ve başarılarla dolu olsa da biz onu Medine Savunmasından tanıyoruz.

Eser türünün en geniş, en kapsamlı kitabı olma özelliği taşıyor. 1. Dünya Savaşı 'na ,Kanal ve Hicaz cephelerini ayrıntılı biçimde anlatan eserde Fahreddin Paşa 'nın hayatına da genişçe değinilmiş.

Cumhurbaşkanlığı , Başbakanlık , Genelkurmay Arşivleri baştaolmak üzere yüzlerce kaynak taranılarak oluşturulan kitapta bine yakın açıklamalı dipnotta bulunmakta.

İngiliz,Fransızlarla bir olup Osmanlıya isyan eden Şerif Hüseyin ile savaşan Fahreddin Paşa tüm imkansızlıklara rağmen yaklaşık iki buçuk yıl hem düşmanlarla hem devlete isyan eden hainlerle hem de çetin doğa şartları ile savaşır.

Müslüman Devlet-i Aliye yerine İngilizleri seçen bir kısım Arapların varlığı tarihsel gerçeklikleri ideolojik duygularla kapatmaya çalışanlar olsa da vakıadır. Devletine bağlı Araplar olsa da maalesef vatanına ihanet eden hainlerle de mücadele edilmiştir.

Fahreddin Paşa 'nın kendine göre taktikleri vardır. Son ana kadar pes etmez ,mücadele eder. Düşman O 'nu ancak kendi subayları ve erleri tarafından elleri ,ayakları bağlanıp esir alabilir

Tonla yeni bilgi edindiğim eseri hızla ama çok yerinde üzülerek okudum. Pek çok ders ve mesaj barındıran bu konusunun eşsiz kitabını herkese tavsiye ediyorum. Bilhassa gençler okumalı, anlamalı, dersler almalı.
Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
Süleyman Beyoğlu - Yeditepe Yayınevi - 2023
420
Mertcan
#Kültür - @callmeishmael
İnceleme
16g
Bir Kitap Değil, Bir Hafıza: Dede Korkut
Üniversite zamanlarında sınav vakti sorumlu tutulduğumuz için çok umursamadan, bölük pörçük okumalarla Dede Korkut hikâyelerini öğrendiğimi sanıyordum. Aradan geçen yılların ardından insanın içinde gerçekten bu hikâyelere karşı büyük bir merak ve okuma isteği doğuyor. Bu kez kendi isteğimle kitabı raftan alıp okumaya başlayınca ilk hikâyeden son hikâyeye kadar büyülenmişçesine bir okuma süreci yaşadım. Okuyup diğer hikâyeye geçtikçe Mehmet Fuad Köprülü’nün o meşhur sözünü niye sarf ettiğini daha iyi anlamaya başladım. Yaklaşık 550 yıllık bir geçmişe konuk oluyorsunuz.

Beni okurken en çok keyiflendiren şeyler, yer yer hikâyelerin içindeki güldürü düzeyi, olağanüstülük çeşitliliği ve eski zamanlardaki atalarımızın kültür hayatlarına, zihin dünyalarına dair şeyler okumak oldu.
Bu kitabın şöyle de bir durumu var. Nasıl bir beklentiyle elinize aldığınız da önemli. Sadece “okuması çok kolay maceralı bir şeyler“ arıyorsanız okurken zaman zaman yavaşlayabilir, belki sıkıldığınızı bile hissedebilirsiniz. Evet bu kitap heyecan dozu yüksek, okunaklı bir kitap fakat olayların mensur, duygu düşünce ve diyalogların manzum biçimde yazılması ve bazen buna eklenen kimi sözcükler de okumayı güçleştirebiliyor. O nedenle bu kitabı okumak için sakin bir kafaya ihtiyacınız var.


***


Şüphem yok ki bu eser biz Türklerin değil de Batılıların kültürünün bir ürünü olsaydı, şimdiye kadar bunlarla ilgili ne çok çizgi film, dizi, tiyatro ve çeşitli sanatsal yapıt ortaya koyarlardı ve hatta biz bile bunlardan ne çok istifade ederdik. Bu hikâyeler, kesinlikle üstünde çok daha fazla durmamız, çocuklarımıza anlatmamız gereken kültür ürünlerimizden.



Rol model bulamadığı için (üstüne ailenin de cehaleti ve ilgisizliği eklenince) asıp kesmeyi adamlık sanan, iyi yetiştirilmemiş gençlerimize, bu şekilde çürümeden önce küçük yaşlardan itibaren bu hikâyeler anlatılabilse, okutulsa, yani eğitim programımızda yer alsa (ama şu anki gibi dümenden değil ciddi ciddi), aile kurumunu meydana getiren insanların hafızasında yer etse, başka türlü gençlerin de yetişebileceğine inanıyorum. [Tabii ki iyi bir çocuk yetiştirmenin sadece bu kadarcıkla sınırlı olmadığını ben de biliyorum, bu bahsettiklerim, bir evin tuğlalarını sağlam bir harçla dizmek anlamına geliyor.]

Kitabın güzel yanı, çocuklardan ziyade yetişkinlerin de okuyup ders çıkarabileceği bir eser olması.
~

Yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu kitaptaki hikâyelerin yapay zekâyla sahne sahne görselleri yaptırılıp çizgi-roman veya resimli baskılı bir kitap da üretilebilir. Büyük bütçeli ve kaliteli dizi-film yapılması gerekliliğinden hiç bahsetmiyorum bile.
Dede Korkut Kitabı
Muharrem Ergin - BOĞAZİÇİ YAYINLARI - 2017
493
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
17g
Heyhat
Ah benim küçük dostum Zeze.. Ne uzun zaman olmuş senin yaşadıklarını, hayal kırıklıklarını ve şu adi hayattan beklediklerini tekrar okumayalı. Ve ben bu hisleri nasıl es geçmişim yıllar önce hayatına ortak olduğumda. Sanırım büyümek böyle oluyor. Yıllar önce ayrıldığım bir dostumla tekrar buluşmuş ama onu geçen bu uzun yıllarda yalnız bırakmış gibi hissettim.

Bazı çocuklar vardır hani büyümüş ve küçülmüş dediğimiz. Zeze öyle bir çocuk. Bir çocuğun henüz kirlenmemiş yüreğini, saf duygularını ve adalet anlayışını o kadar güzel yansıtıyor ki tekrar çocuk olmak istiyorsunuz. Bu herkes için böyle olmayabilir ama arkadaşlıklar, dostluklar genelde akranlar ile kurulur. Ben insanın kalbinin bir toprak olduğunu düşünüyorum hep. Çocukken hepimizin kalbi henüz ekilmemiş bir topraktı ve birileri tarafından tohumlar atıldı. Tohumlar büyüdü ve ne ekildiyse şimdi biçilmeyi bekleyen birer karaktere dönüştü. İşte beraber tohumlandığımız o akranlar ile büyüdük. Her birimiz farklı ürün olduk. O yüzden ilk toprak halimizi unuttuk. Zeze’nin henüz yeni yeni ekilmiş o kalbi de hem ne ekileceğini bildiğimizden, hem de ekilmeden önceki halini gördüğümüzden yaraladı bizi. Zeze benim için böyle bir çocuk işte. Tohumların atıldığına şahit olduğum bir çocuk.

Küçük Zeze, akıl küpüm benim. İşin içine çocuklar girdiğinde çok daha duygusal bir hal alıyorum. Çok sevmemden kaynaklı tabi. Zeze dünyayı anlamaya çalışan, tüm beklentilerini hayal gücü ile birleştiren zehir gibi bir çocuk. Bilmediği kelimelerin anlamlarını öğrenme arzusu en çok tebessüm ettiğim durumdu. Aslına bakarsanız yaptığı yaramazlıklar her çocuğun yaptığı yaramazlıklardı. Öyle bizim Yeşilçamın Sezercik modelinden çok uzaktı anlayacağınız. Belki çocuk kitabı olduğu için örnek teşkil etmesin diye abartılmamış olabilir. Ben yaptığı hiçbir haylazlığa kızmadım.

Bazı konular ucu açık bırakılmış. Sanırım yazar hikayenin devamını bizim hayal etmemizi istedi. Mesela Portuga hakkında çok fazla bilgi yoktu. Ve öldükten sonra mirasını Zeze’e bırakacağı izlenimini veriyordu. Evli ve başka bir şehirde yaşayan kızı olduğundan bahsetse de Zeze’ye olan özel ilgisini açıklamıyordu. Erkek çocuk sahibi olmamasına yordum bu durumu. Tabi Zeze’nin hakkını yememek gerek. Sevilmeyecek bir çocuk değil sonuçta. Ayrıca Zeze ve ablasının diğer kardeşlerden farklı olarak sarı olduğuna değinilmiş. Burada da ikisinin üvey çocuk olma ihtimalini düşündüm. Ablası haricinde tüm aile üyelerinin Zeze’yi dövmekten çekinmemeleri ve sadece ablasının gösterdiği samimi şefkat.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Her canlı sevildiğini fark ediyor. Sevildiği yerde daha mutlu. Kaktüslerimi sevip ilgi gösterdiğimde çiçekler açıyorlar bana, kedimin kafasını biraz okşadığımda gelip göğsüme yatıyor. Peki ya insan. Her insandan sevginizin karşılığını alamıyorsunuz. Bunu yapmak zor olsa da sevilmediğiniz, sevgiyi hissetmediğiniz yerde bir dakika bile durmayın derim. Zeze sevildiğine zor olsa da inandı ama Bebek İsa o gün doğmadı. Şu soru ile yazıma son veriyorum. Gerçekten, Küçük çocuklara her şeyi neden anlatmak gerek?
Şeker Portakalı
Jose Mauro De Vasconcelos - Can Yayınları - 2024
421
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
18g
Nokta Benek Oldu, Benek Damla Oldu, Damla Şekil Oldu, Şekil Çocuk Oldu
Nasıl ve nerden başlayacağımı bilmiyorum. Bir şeyler karalamak için beklemek istemedim. İçimdeki bu sızının geçmesinden korktum. Geçer mi bilmiyorum ama..

Hikayemiz Bruno adında bir çocuğun eve gelmesi ile birlikte eşyalarının toplandığını görmesi ve taşınacağı haberini alması ile başlıyor. Kitap konusu hakkında hiç fikrim yokken benim için olağan bir başlangıçtı. Taşındığı yerde camdan baktığında gördüğü insanları anlattığı kısımlar ise konunun fantastik bir takım olaylar içerdiğini düşündürttü. Ama sonra. Ahhh sonra. Yahudi soykırımını çok farklı bir açıdan, bir çocuğun saf ve temiz kalbinden anlatıyor. Öyle ajitasyon yapmadan, olayların detaylarına girmeden okurun damarına basıyor. Bunu becerebiliyor. Konu hakkında neler yazabilirim bilmiyorum. Canım acıyor çünkü. Kitabın üzücü sonuna mı, acı verici konusuna mı yoksa bir çocuğun en kötü olayları bile algılayış biçimine mi üzüleyim bilemedim. Bir ara Uçurtma Avcısı kitabı geldi aklıma. Emir’in Hasan’ı saat çalma olayında görmezden gelmesi gibi Bruno’nun en yakın dostunu görmezden gelmesi.. Ama çocuk kalbi biz büyükler gibi değil. Unutuyor. Daha çok mutlu olmaya yatkınlar. Dünya’yı algılayış biçimleri çok farklı. Ayrımdan haberleri yok.

Olay çocuk olunca insanın damarından akan kan bile bir deli akmaya başlıyor. 1970 yılında basılmış bir kitap, 1940 yıllarını anlatıyor ve sonunda ‘’elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz, BU ZAMANDA VE BU ÇAĞDA TABİİ Kİ!’’ yazıyor. Ne acı verici değil mi? Değişen hiçbir şey yok. Çocuklar hala ölüyor, insanlar katlediliyor, kendilerini dilinden, dininden, renginden dolayı üstün gören bir grup, kendi gibi olmayan başka bir gruba zulüm ediyor. Çocuklar hala ölüyor. Ölüyor. Ölüyor.

Kitabın beni etkileyen kısımlarına geçeyim en iyisi. İştahla başladım yazmaya ama sanırım çok fazla bir şey yazmak istemiyorum. Kalbim bir miktar sıkışıyor. Tüm bu olanların daha kötülerinin yaşandığını düşünmek, daha kötüsü bilmek.

Çocukluğun en saf halini soykırım gibi bir olay ile ön plana çıkarabilmiş olmak büyük meziyet. Ve okuru oldukça ikileme sokan bir durum. Kitabı okurken ne kadar salaksın sen Bruno diye kızarken birden o daha çocuk diye kendimi sakinleştiriyordum. Bruno’nun çocuksu bencilliğine kızmaktan kendimi alıkoyamıyorken dostunun olağandışı olgunluğu ile sakinleşiyordum. Bu olayı bir çocuk üzerinden işlemek ve okuru bu şekilde duygu fırtınasına maruz bırakmak.. Oldukça başarılıydı. Kısa ama başarılı olan kitapları çok seviyorum. Tüm olay örgüsünü en yalın hali ile anlatıp ortaya muhteşem bir şaheser çıkarmak. Yaşamak kitabında da aynı hisse kapılmıştım. Sade ve yalın anlatım ile tüm duyguları okura geçirebilmek. Muhteşem.

Kitabı beğendim. Ve filmi içinde oldukça güzel yorumlar aldığımdan dolayı ilk fırsatta filmini de izlemeyi düşünüyorum. Sadece hazır içim yanıyorken sıcağı sıcağına izlemeli miyim yoksa tekrar içimi yakmak için biraz soğuduktan sonra mı izlemeliyim buna karar vermem gerekiyor. Bakacağız artık…
Çizgili Pijamalı Çocuk
John Boyne - Tudem Yayınları - 2022
438
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
18g
Yaşamak bazen en büyük cezadır
Bir kitap daha bitti. Bir serüvenin daha sonuna geldim. Bitmesini istedim mi bilmiyorum. Olayların içinde olduğum, okuduğum değil yaşadığım bir kitaptı.

Neden bu kadar geç kaldım diye hayıflandım açıkçası. Çok daha önce okumalıydım bu kitabı. Oldukça akıcı ve inanılmaz derecede duygusal bir kitaptı. Bu kitabın gerçek hayattan uyarlanmamış olmasına çok şaşırdım. Tüm hikaye o kadar gerçekçiydi ki. Bazı kitaplar ne kadar etkilese etkilesin içinde bir yerlerde akla mantığa sığmayan olaylar olabiliyor. Hayır. Bu kitapta bu olaylara rastlamanız mümkün değil. Yazılan her şey yaşanma ihtimali olan şeyler. İşte bu sebeple belki de bu kadar çok fazla etkiledi beni. Şunu anladım ki yaşamak bazen yaptıklarınızın cezası olabiliyor. Dünyanın tüm pisliğini yapıp ceza olarak yaşayacaksın deseler sanırım herkese basit gelirdi bu ceza. Ama öyle değil. Hiç değil.

Ailesinin tüm malvarlığını kumar masasında kaybeden bir adamın sonrasında hayatta kalma çabasını konu ediyor. Komünizme güzel dokunuşlar olduğu gibi ne olduğunu anlamadan savaşın acı yüzüne bile birkaç sayfa ayrılmış. Sonrası ise hayatta kalma çabası içinde olan bir grup insan. Siyasi rejimin savurup durduğu bir yaşam mücadelesi. Talihsizlikler silsilesi. Okurken gözyaşlarınızı tutabilir misiniz bilmiyorum ancak yüreğiniz yanacak. İki yüz sayfalık kitapta öyle karakterlere tanık olacaksınız ki, kitap bittiğinde sanki çok önceden tanıdığını birilerinin hayatlarına tanık olmuş gibi hissedeceksiniz. Evet, çok şeye çok fazla üzüldüm ama imrendiğim çok şeyin olduğunu da söylemeliyim. Aşkın, kısa da olsa mutluluğun, sevginin, aile olmanın ve bir aileye ait olmanın tadını aldım. Sanki tüm bu bahsettiğim şeylerin olduğu bir çorba vardı ortada ve kaşık kaşık içiyordum. Sade dil ve anlatım. Asla süslü cümlelere, cafcaflı anlatımlara yer verilmemiş bir kitap. Ne okuyorsanız onu anlıyorsunuz. Öyle diyebilirim.

Ben kitabı çok beğendim. Farkı konular dahi olsa aklıma bu yoksulluk içinde yine Açlık kitabı geldi. Yani Açlık kitabını sürekli kötülemek istemiyorum ama. Gerçekten okuduğum bu kitapta açlık kitabına göre çok daha fazla hissediliyordu açlık ve yoksulluk. Son olarak bir karakter var kitapta. Ben bile aşık oldum. Fengxia… O kadar çok mutlu olmasını istedim, öyle kendime yakın hissettim ki, canımı en çok acıtan da o oldu. Umarım aynı hisleri yaşarsınız. Sevgiyle kalın.
Yaşamak
Yu Hua - Jaguar Kitap - 2024
449
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
18g
Çocuk İnsanlar
Sene başında arkadaşlarımın tavsiyesi ile edindiğim kitaplar arasında yer alıyordu bu kitap. Hakkında pek bir şey bilmiyordum ama herkes güzel bir kitap olduğunu söylüyordu.

Kendini, özünü ve varoluş amacını arayan bir insan. Bu arayış için sevdiklerini, ailesini geride bırakmış ve uzun bir yola çıkmış. Edindiği bilgiler ile bilgelik makamına ulaşmış Sıddhartha kendini bulmak için çıkmış yola ancak bir noktada kendini kaybetmiş. Her ne kadar bilge gibi gözükse de içinde onu feraha kavuşturacağını sandığı sesin nefis olduğunu görememiş. Nefsine kurban olmuş. Çocuk insanlar diye tanımladığı insanlara yukarıdan bakarken yorulmuş da onların seviyesinde bulmuş kendini. Tüm bunlar nefsinin sonucu olmuş. Nefsi sonu olmuş. Hepimiz çocuk insanlarız, amacımıza ulaşmak için yollara düştük ve günlerimizi o yollarda geçiriyoruz. O yollardan geçerken de nerede yürüdüğümüzü görmüyoruz bile. Siddhartha çok güzel açıklıyor bu durumu. Aramaktan bulmaya fırsatımız kalmıyor. Maalesef kalmıyor. Amacımıza o kadar kitlenmişiz ki, görmüyoruz. Gözlüklerimiz sadece önümüzü gösteriyor. Sıddhartha da buna ayak uyduruyor, her şeyin farkında olmasına rağmen. Çocuk insanlardan olup çıkıveriyor ortaya. Hani şu kibirle baktığı, kendinin daha kutsal bir amacı olduğunu sandığı ve amaçlarını küçümsediği insanlardan oluveriyor.

Şimdi düşünüyorum, yaşıyoruz bu dünyada ama bize sunulan her nimeti kullanabiliyor muyuz? Sıddhartha aydınlanma yaşadığını düşündüğü bir noktada farkına varıyor tüm bunların. Ararken içinde bulunduğu bu dünyanın zevklerinden mahrum kaldığını fark ediyor ve gidiş o gidiş. Kaptırıyor kendini. Tilki misali yine kürkçü dükkanına dönüyor ama ben de şöyle soru çıkıyor ortaya. Durulmak için, bazı şeyleri görebilmek, tat alabilmek için hayatta her haltı yemek mi gerekiyor. Şunu da yaptım ve gözüm arkada değil, her zevki tattım, her deliğe girdim çıktım da bana faydasını görmedim. Şimdi doğru yolda yürüyebilirim mi diyor insan. Kitabı okuyan çok kişi karşı çıkabilir ama Sıddhartha bunu yaptı. Bilge beyimiz yaşattığını yaşamadan ölmeyecek ve arayış içindeyken kaç insanın hayatına nasıl dokunduğunun farkına varamadı bir türlü. İnsanların hayatına bir şekilde giriyoruz, yolumuzda yürürken bazı kişilerin bahçesine giriyor ağaçlarına dadanıyoruz. Hayatlarına dokunuyor ve sıkıldığımızda gidiyoruz. Geride bıraktıklarımızı düşünmeden hayatımıza devam ediyoruz ama nasıl oluyorsa bunu kutsal yolculuğumuz, kendi halimizde varoluş çabamız olarak görüyoruz. İster istemez sosyal olmak zorundayız ve başkasının hayatına dokunmadan asla var olamayız. Dokunduğumuz her hayata ise dokunduğumuz kadar borçluyuz.

Son olarak kitabı okuduktan sonra bir aydınlanma yaşamadım ama düşünce tarzını beğendim. Hayata bakış ve yaşayış konusunda bir takım düşünceler belirdi kafamda.. Ben çocuk insanlardanım, bunu fark ettim. Hatta bir çoğumuz öyleyiz. Zaten vakti zamanında bazı arkadaşlarımda bana çocuk adam derdi.  Tam olarak düşündüklerimi yansıtamadığım bir inceleme oldu. Duygu yoğunluğum üst seviyedeyken daha anlaşılabilir ve basit yazıyorum ama bu inceleme baya kopuk ve zor oldu kanaatindeyim. Bu seferlik böyle olsun. Beğendim. Baş ucu kitabım olmadı ama tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yer aldı. Başka bir zamanda, başka bir ruh halinde iken tekrar okumak istiyorum. Düşünceler arasında farklılık olabileceğine beni inandıran bir kitap.
Siddhartha
Hermann Hesse - Can Yayınları - 2024
444
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
18g
Ölmek mi kolay, beklemek mi?
Azrail ile bir anlaşmamız var, bir gün gelecek ve yanına beni de alıp gidecek. Aslında hepimiz için böyle bu. Tren raylarında yürürsünüz, trenin geleceğini biliyorsunuz ama henüz görünürde yok ve siz yürümeye devam edersiniz. Hayat aslında tam olarak böyle. Her gün o raylarda bir adım atıyoruz, ve tren gelene kadar devam ediyoruz. Peki ya trenin geleceği zamanı bilsek nasıl olur? O zaman bilerek nasıl yürünür, sürekli arkana bakarak, her adımında dönüp trenin gelip gelmediğine bakmak. Işte kitaptaki kahraman böyleydi. Her adımında gözü arkasında...

Öncelikle önsöze bayıldığımı söylemeliyim. Normalde kitapların önsözlerini okumam, çabuk sıkılıyorum. Ama kitabı hediye eden sevgili dostumun ricası üzerine okudum..Keşke tüm kitap aynı üslupla yazılsaymış. Neyse ki geri kalan kısmı da pişman etmedi.

Peki bu kitap ne anlatıyor? İdama mahkum edilmiş bir adamIn gözünden hayata baktIm bir kaç günlüğüne. İlk olarak şunu söylemeliyim. Kanser hastasI olan bir arkadaşıma, o anki sohbetin derinliğine dalıp saçma sapan bir kaç dertten bahsetme gafletinde bulunmuştum. Beni sakince dinledi, zaten kısaydı konuşmam. Sonra bu anlattıkların o kadar boş, o kadar önemsiz geliyor ki bana dedi. Aslında küçümsediği dertlerim değildi. Beni yermek ya da bana mı anlatıyorsun demek de istemedi. Tek istediği benim anlattığım o dertlerime sahip olabilmekti. Sadece onlara. Bir daha hiç dertleşmedim o arkadaşımla. Zaten vaktimiz de olmadı pek fazla. Neden anlattım bu kısa anıyı? O gün o arkadaşımın gözünden gördüm dünyayı. Sanırım bugün bitirdiğim bu kitaptaki karakter ile aynı gözlere sahipti. Evet evet, kesinlikle aynı gözlerdi. Dünyanın saçma sapan dertleri, hatta idam mahkumunu taşıyan bir at arabası kullanıcısının döktüğü tütüne dertlenip veryansın etmesinin tam ortasında kaybolmuş bir adam. Yüz ifadesini bile gözümde canlandırabiliyorum. Ölüyorum ben, Ö-LÜ-YO-RUM.. Bir kaç gün sonra ölecek birinin umrunda olur mu hiç fani dünya, peki yağan yağmur, ya da idam alanındaki çamur. Olmaz. Olamaz.

Bugün ölecek bir adam, saç telinin demir parmaklarını kesebileceği fikrine sahip olabilir. Zamanı olsa deneyebilir bile. Çaresizlik insanı yaratıcı yapabiliyor. Umut ise bazen delirtebiliyor. Ölüm saatini bekleyen bir adam ne yaşayabilir, ne hissedebilir bu gayet güzel işlenmiş kitapta. Okudum her kitaptaki karakterle empati kuran ben, yine dozunu kaçırmış olmalıyım ki 30 lu sayfalardan sonra kalbim sıkışmaya başladı. Ben karakter kadar sakin kalamadım. Ama o kabullenmişti her şeyi. En azından dakikalar kala kabul edebilmesi için gerçekçi nedenlere sahip oldu. Kızı!

Dostlarım kız çocuklarına meftun oldugumu bilirler. Bir iki sene önce Azraili yan koltuğunda ağırlamış olan ben, o günden beri hiç korkmamışken ölümden, sanırım meftun olduğum bir kız çocuğu bu korkuyu hissettirdi bana. Ölümüne dakikalar kalan bir adamı mutlu edebilecek yegane canlı, o adamın bir an önce ölmeyi isteme sebebi olabilir. Hepimizin vardır böyle sevdikleri öyle değil mi? Onun sevdiği ise kızıydı. Spoiler vermek istemiyorum ama okuyanlar ne demek istedigimi çok iyi anlayacaklardır. Bir de olayın idam cezası olmalı mı tartışması var. Bence bunu düşündürten vicdan, her insanda var olur ise, idam cezası olmalı mı, olmamalı mı tartışmasını gerektirecek suçlar olmayacaktır.. Velhasılı kelam, kitabı hem konusu hem de üslubu ile çok beğendim.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Vıctor Hugo - İş Bankası Kültür Yayınları - 2024
444
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
18g
Sinirliyim, biraz kızgın ve biraz da hayal kırıklığı yaşıyorum. Bunun nedeni sanırım hayalperestliğimi yerle bir eden gerçekçilik.

Gregor Samsa, her şeyini ailesi için feda etmiş, kendi benliğinden, kişilik ve karakterinden ödünler vermiş bir adam. Samsa için yaptığım bu tanımlama bana göre kitapta üstü kapalı betimlemeler ile anlatılmış ve Kafka bunu okurun kendisinin gözlemlemesini istemiş. Samsa böyle bir adam. Bir sabah ona verilen rolün gereği böcek olarak uyanıyor ve aslında zaten hissettiği bir şeyin bedenine bürünüyor. Belki de bu yüzden bu durumuna şaşırdığını hiç okuyamıyoruz kitapta. Hatta Samsa'nın toplumdaki yeri de böyle ki, onu gören kimse bir şeyler yapmak için uğraşmıyor ve kendi menfaatleri için kaygılanıyorlar. Hayal gücüme bırakıyorum kendimi ve Samsa'nın yaşadığı her şeyin aslında insan bedeninde yaşandığını, sadece böcek gibi yaşamayı, bu şekilde var olmayı sindirebildiği için anlatımın bu şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum.

İlk 5 sayfada, kitabı okumamı isteyen arkadaşıma yorumum; "Tamamen sistem eleştirisi üzerine bir kitap izlenimini verdi." olmuştu ama anladım ki daha derin ve daha geniş.. Kafka, işleyen bu sistemdeki çarklardan biri olan İnsan ın durduğunda diğer çarkları nasıl etkilediğini göstermiş kanımca ve bencilliği, insanları çıkarları için kullanan diğer insanları göstermiş bizlere.

Ailesi için hayatını heba eden bir adam ne kadar fedakar gibi gözükse de gözüme bir yerlerde hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Aile için her şey yapılabilecekken bir aile, nasıl bu kadar uzak olup, yakın gibi gözükebilir anlamış değilim. Bir adam, her bir aile bireyi için ezilmeyi, çabalamayı, yorulsa da koşmayı göze almış ancak hiç bir aile ferdi bu çabaya destek olmamış. Bu bencilliği anlamıyorum. Yazar o kadar güzel satır araları ile özetlemiş ki bize bu durumu, ailenin zora düştüğünde her bir bireyin çalışmaya başlaması, evdeki değerli eşyaların satılma çabası bana bunu gösteriyor. Kimileri için bu, Samsa'nın değişiminden sonra ailenin kendini düzeltme çabası olarak görülebilir. Ancak bu bana tam olarak çaresiz kalan bireylerin değişimi değil, hayatlarını devam ettirebilmeleri için zoraki davranışları olarak görüyorum. Bunu da sevgili Samsa'ya davranışlarından çıkarıyorum.

Aklım bazı fedakarlıkları bir türlü almıyor. Sabah böcek olarak uyanan bir adam hala devam edemeyeceği işi, ailesinin, daha doğrusu kendisinin belini büken borçlarını, hatta kız kardeşinin konservatuvar hayallerini düşünüyor. Bu fedakarlık korkutuyor beni. Sistemin kendisine verdiği böcek rolünü layıkı ile yerine getirdiğini gösteriyor.Böyle bir kitap yazmaya kalksam köpeği tercih ederdim diyorum ancak sonradan, böceğin daha aciz ve sevimsiz olduğunu aklıma getiriyorum. Sistemin köpekleri aslında bir böcek kadar küçükler.

Kitap bana göre tamamen insanları sömürme amaçlı kurulmuş bir sistemden, aile fertlerinin bile tahammülsüzlüğü ve en yakınlarında karşı olan bencilce tutumlarından bahsediyor. Kimse Gregor'u anlamadı, kimse empati kurmadı, Kimse içinde bulunduğu durumları sorgulamadı. Belki ben olumsuz yönden bakıyor ve Gregor öldükten sonra herkes kendine çeki düzen verdi ve değişmeye başladılar düşüncesinin tersini söylüyorum. Eğer öyleyse bile artık bir Gregor yok ve bu var iken değeri bilinmesi gereken bir birey. Bazı doğruların uygulanabilmesi ve fark edilmesi için bu kayba değer miydi? Asla. Kitap bir yandan farklı bakış açılarından da bakmamız gerektiğini belirtiyor bize.

Kafka'ya küçük bir parantez açmak istiyorum. Herkesin övdüğü üzere ben anlatımı beğenmedim. Betimlemeleri eksik buldum ancak belki de hayal gücümün zorlanması bu yüzdendi? Bir zararı olmadı yani. Okurken psikolojisini düşündüm. Kendini böcek gibi hissetmeyen, ailesinde önemsiz bir detay olduğunu düşünmeyen kimsenin yazabileceği bir konu değil kanımca. Nihayetinde rafımdaki yerini aldı.
Dönüşüm
Franz Kafka - Öteki Yayınevi - 2017
467
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
18g
Yabancı
2026 - 4. Kitap
Kitabın Adı : Yabancı
Yazarı : Albert Camus
Yayınevi : @canyayinlari
Türü : Roman
Basım Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 110 Sayfa

Düşünceler : Bazı kitaplar en az iki kez okunmayı hak ediyor. Yabancı 'da bunlardan birisi. Daha önce okumama rağmen yine aynı zevkle hatta daha çok zevk alarak okudum.

Camus 'un ( 1913-1960 ) en önemli eserlerinden birisi olan roman 1942 yılında yayınlandı . Yazar bu eseriyle tanınmış 1957 yılında ise Nobel Ödülü kazanmıştır.

Meursalut isimli bir genç annesinin cenazesine çağrılır. Cenazede gösterdiği kayıtsız ve umarsız tavır etrafındakilerin ilgisini çeker.

Daha sonra kendisinin ilgili olmadığı bir kavgaya karışan ve birisini tabanca ile öldürür. Ancak orada birisini öldürdüğü için değil annesinin cenazesinde ağlamadığı için yargılanır . Buradaki yargılama önyargıyı aşamayan öznel bir yargılamadır.

Kişinin yalnızlaşmasını, sonrada yabancılaşmasını adalet olgusunu, cezalandırma sisteminin doğruluğunu irdeleyen eşsiz bir eserdi.

@trabzonizdiham kitap kulübünün bu ayki kitabı olan eseri toplantıda tartışıp irdeleyeceğimiz için daha fazla yorum yapmadım.

Lakin bilaistisna herkesin mutlaka en az bir kez okumasını isterim bu sembol eserin ve yakın dönem klasiğinin.
Yabancı
Albert Camus - Can Yayınları - 2024
486
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
19g
Bir insanı anlayabilmek için , o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin.

Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır .

Roman, 1930’lu yılların Büyük Buhran döneminde ABD’nin Alabama eyaletindeki küçük bir kasabada geçiyor. Hikaye, küçük bir kız olan Scout Finch’in gözünden anlatılıyor . Anneleri öldükten sonra Scout, ağabeyi Jem ve avukat olan babaları Atticus Finch ile birlikte yaşıyor .Kasabada siyahlara yönelik önyargı ve ırkçılık çok yaygın. Avukat ,Kasabada yaşanan bir olayda siyahi bir adam Tom Robinson’ın savunmasını üstlenir. Atticus, tüm baskılara rağmen adaletin yanında durur ve mahkemede Tom’un suçsuz olduğunu kanıtlayan güçlü deliller sunar. Ancak jüri, toplumdaki ırkçı bakış açısı nedeniyle Tom’u suçlu bulur.Kasabanın gizemli kişisi Boo Radley hakkında da fazlasıyla önyargılar vardır ama çocuklar durumun farklı olduğunu düşünür . Ön yargıyı yıkıp Tom’u kurtarmak için el birliğiyle çabalarlar .


Adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, asıl olarak insanın vicdanında başladığını kanıtlayan bir eser. Roman, sadece geçmişte yaşanan ırkçılık sorununu değil, günümüzde yabancılara ve “ötekileştirilen” herkese karşı duyulan önyargıyı da ele alıyor. Bu yönüyle zamana bağlı kalmayan, evrensel bir kitap haline geliyor.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde farklı düşündüğümüz ya da farklı göründüğümüz için dışlanmadık mı? Şahsen ben bunu fazlasıyla yaşadım ve hala,o dönemde yapılan haksızlık ve adaletsizlik yüzünden kaybedilmiş bir geleceğin ağırlığını hissediyorum.Kitabın, olayları küçük bir çocuğun saflığıyla anlatması; yetişkinlerin yarattığı toplumsal çürümeyi çok daha çarpıcı ve sarsıcı kılıyor. Okura empatiyi, adaleti ve ahlakı sorgulatan güçlü bir anlatı sunuyor. Dilinin sade, anlaşılır ve akıcı olması da eserin etkisini artırıyor.

Umarım bir gün hoşgörü, saygı ve insan hakları yalnızca kitaplarda değil, hayatın her alanında gerçekten hakkıyla yaşanır.
Bülbülü Öldürmek
Harper Lee - SEL YAYINCILIK - 24.04.2019
488
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
19g
Anne ve babasının ölümünün ardından büyük bir mirasa sahip olan bir adam, kimsenin sahip olmadığı şeylere sahip olma tutkusuyla yaşar. Ancak tüm bu ayrıcalıklar ona gerçek bir mutluluk vermez; çünkü iç dünyası tamamen hissizdir. Başlangıçta bu durumdan rahatsızlık duymaz. Ta ki sevgilisinden aldığı ayrılık mektubuna kadar… Bu mektup onda beklenmedik bir hüzün uyandırır.Bir gece, peş peşe yaşadığı olaylar zinciriyle ilk kez korku, heyecan ve suçluluk gibi duyguları derinden hisseder. Artık hissetmenin ne demek olduğunu anlamıştır ve hayatı daha yoğun yaşamak, daha fazla deneyimle duygularının tadını çıkarmak ister.


Bir gecede yaşanan olaylar, insanın tüm hayatının akışını değiştirebilir mi? Kitap bu temel soru üzerinden ilerlerken; iyilik, vicdan ve ahlak kavramlarını da sürekli sorgulatıyor. İyilik yapabilmek için önce acıyı, sefaleti ve karanlığı görmek mi gerekir? Vicdanla iyilik iç içe midir? İyilik içten mi gelir yoksa sonradan öğrenilen bir davranış mıdır?

Başkahramanın yaşadığı ahlaki açıdan tartışmalı deneyimler, onu iyiye ulaştıran bir farkındalığa sürükler. İyilik yaptıkça huzur bulması, toplumdan kopuk yaşamdan insanlarla iç içe bir hayata yönelmesi kitabın ana eksenini oluşturuyor . Zweig’in kalemi burada yine insan psikolojisi üzerine güçlü bir gösteri sunuyor .Eleştirdiğim nokta ise kitapta kadının zaman zaman metalaştırılması oldu; bu durum benden biraz düşük not aldı. Ancak bunu dönemin bakış açısıyla ya da yazarın karakter üzerinden bilinçli bir eleştirisi olarak değerlendirmek mümkün. Nitekim Zweig’in diğer eserlerinde kadını çoğunlukla yücelten bir yaklaşımı olduğu için yazarı tek bir kitapla yargılamadım.Ayrıca eserin, ölen bir subayın eşyaları arasında bulunan notlardan yola çıkılarak, yazar tarafından isimler değiştirilip sayfalara açıklamalar eklenerek yayımlanmış . Kısa ama insan psikolojisi üzerine düşündüren bir eserdi. Zweig’in diğer kitaplarına kıyasla benim için orta seviyede kalsa da, türü sevenlere kesinlikle tavsiye edilebilecek bir kitap.
Olağanüstü Bir Gece
Stefan Zweig - İş Bankası Kültür Yayınları - 2023
478
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
19g

Kadim Zamanlar ve Diğer Vakitler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’nın küçük, hayali bir köyünde yaşayan bir ailenin ve onlara yakın kişilerin üç kuşak boyunca süren yaşamlarını anlatıyor. Doğa, hayvanlar ve meleklerle iç içe geçen bu köy, dört bir yandan melekler tarafından korunur; bu yönüyle gerçek Polonya topraklarında geçmesine rağmen farklı bir alemde var oluyormuş hissi uyandırıyor.
Roman boyunca yaşanan acılar, savaşın yıkımı ve işgal edilen ülkenin katledilişi destansı ve sembolik bir anlatımla sunuluyor. Her bölümde farklı bir karakterin “zamanı” ele alınır; Tanrı’nın sırrına ermek isteyen toprak sahibinin zamanı, oyunun zamanı, gerçeğin zamanı gibi farklı zaman dilimlerine yer veriliyor . Zamanın akışının, kuşaklar değiştikçe nasıl biçimlendiğine özellikle vurgu yapılıyor.

Hikaye, sıradan görünen insanların doğum, ölüm, aşk, acı ve yalnızlık gibi evrensel deneyimlerini doğanın ve zamanın diliyle aktarıyor. Her karakter, zamanın farklı bir “vakti”ni temsil eder. Dünyanın düzeninin bozulduğu anlarda insan hırsının ve arzusunun yarattığı yıkım ön plana çıkar; birine umut olan şeyin, bir başkası için acıya dönüşebileceği gösteriliyor. Roman fantastik, masalsı ve büyülü bir atmosfer içinde ilerlerken; hayal ile gerçek sürekli iç içe geçer. Romanın merkezine “kadının çilesi ” yerleştiriliyor .Savaş bitiyor, hayatlar değişiyor ; ancak ruhlar hala enkazın altında …

Nobel Edebiyat Ödülü almış bu kitabı yorumlamakta oldukça zorlandım; çünkü yazarın anlatım tekniği son derece sıra dışı. Belki de eseri farklı ve bu kadar ilgi çekici kılan tam olarak budur. İnsana dair ne varsa, acısıyla ve güzelliğiyle hiçbir ayrıntıyı atlamadan ele alıyor; duyguları okura güçlü ve derin bir biçimde aktarıyor. Kitabı okurken fazlasıyla etkilendim. Uğruna bütün ömrümüzü verdiğimiz şeylerin aslında hiçbir zaman bize ait olmayabileceğini çarpıcı bir şekilde yeniden fark ettim. Hatta bazı bölümlerde durup uzun uzun düşünme ihtiyacı hissettim. Bence müthiş bir kalem; mutlaka şans verilmesi gereken bir eser.
Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
Olga Tokarczuk - Timaş Yayınları - 2021
483
bklync
#Yaşam - @banukalyoncu
İnceleme
19g
Adnan Arduman "DAHA DÜN GİBİ" Zaman Değil, Duygular Hatırlatır
"Ben gelecek için hiçbir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor."
- Albert Einstein.


Edebiyat dünyasında bir esere yaklaşırken sadece metnin kendisi değil; yazarı, yazıldığı dönem, önceki çalışmaları ve okuyucuda uyandırdığı izlenim önem kazanıyor. Bu bağlamda, yeni okuduğum “Daha Dün Gibi” kitabı, yalnızca kurgusal bir roman olmanın ötesine geçerek, modern insanın zaman algısı, yalnızlığı ve dönüşümsel hâlleri üzerine düşündürücü bir alan açıyor.


Sadece bireyin içsel dünyasını değil, onu kuşatan teknolojik ve toplumsal evrimleri de sahneye koyuyor. Böylece Arduman’ın yazınsal serüveni, bireysel deneyimden evrensel temalara doğru genişleyen bir yelpazeye dönüşüyor.

Önceki kitaplarını okuma fırsatım olmadı, henüz yazarımız ile yeni tanıştım ama en kısa sürede arayı kapatacağım. Fakat kendisinden kısaca bilgi vereceğim. Kişisel web sitesinden Hakkımda yazısını aynen alıntılıyorum.


“Adnan Arduman, 1953 yılında İstanbul’da doğdu. Saint-Benoit Lisesi’ni bitirdikten sonra I.N.S.A. de Lyon Mühendislik Okulu’ndan makine yüksek mühendisi olarak mezun oldu.


Kurucu ortaklarından olduğu Açık Radyo’da bir süre müzik programları yaptı. Müzik sistemlerine olan ilgisi sonucunda kendi lambalı amplilerini tasarlayıp üretti. Yurt dışındaki dergilere Hi-Fi üzerine eleştiri ve tanıtım yazıları yazdı. Ses tutkunlarının sıklıkla uğradığı, geçmişi 20 yıla yaklaşan müzik sistemleri konusunda uzmanlaşmış firması Timpani Audio’da çalışmalarını sürdürüyor.


Fotoğraf sanatıyla da yoğun ilgisi olan Adnan Arduman’ın siyah beyaz sokak fotoğraflarından oluşan “Kapıların Dışında” isimli sergisi, 2017 yılında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde izleyicilerin beğenisine sunuldu.
Arduman yazma serüvenine öyküyle başladı. “Kaçış” isimli novellasının İngilizce çevirisi “Run Away” ismiyle 2018 yılında amazon.com’da yayınlandı. Yayınlanmayı bekleyen on altı öyküsü bulunan Adnan Arduman’ın “Komşudaki Hamam Böcekleri” kitabı ilk roman çalışmasıdır.


Son romanı “Daha Dün Gibi” 2025 yılında yayınlanmıştır”


Zaman, Bellek ve İnsan İlişkileri

“Daha Dün Gibi”nin temel temalarından ilki zaman. Ana karakter Can’ın 2022’den 2191’e geçişi, yalnızca fiziksel bir zaman atlaması değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir yolculuk. Arduman, gelecekteki dünyayı betimlerken, insanın hâlâ geçmişine, hatıralarına ve duygusal bağlantılarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Geleceğin gelişmiş teknolojisi bile insanın içsel karmaşasını çözmekte yetersiz kalıyor.


Bellek, romanın bir diğer temel taşı. Can’ın hatıraları, onu bugüne ve geleceğe bağlayan bir köprü vazifesi görüyor. Yapay zekâ ve ileri teknolojinin her şeyi yönetebildiği bir dünyada bile, insan hafızasının önemi sarsılmaz. Arduman, belleği hem bir duygusal pusula hem de bireysel kimliği tanımlayan temel bir unsur olarak ele alıyor.

Teknoloji ve insan ilişkileri arasındaki denge, kitabın en düşündürücü yönlerinden biri. 2191 yılında yapay zekâ günlük yaşamın merkezinde, sağlık sistemleri neredeyse kusursuz. Fakat bu ilerlemeye rağmen insanlar arasındaki duygusal bağlar hâlâ kırılgan, yalnızlık hâlâ yaygın. Roman, teknolojik üstünlüğün mutluluk ya da tamamlanmışlık getirmediğini, insan ilişkilerinin ve duygusal zekânın hâlâ hayati olduğunu hatırlatıyor.


Son olarak yalnızlık, Arduman’ın karakterleri ve olay örgüsü üzerinden derinlemesine işlenen bir tema. Can, gelecekteki dünyada fiziksel olarak hayatta olsa da, zamanın ve teknolojinin yarattığı mesafe onu özlem, kayıp ve izolasyonla yüzleştiriyor. Yalnızlık, romanın hem bireysel hem de toplumsal bir metaforu; insanın kendi iç dünyasında ve toplumsal yapıda nasıl konumlandığını sorgulatıyor.


Yapay zeka, teknoloji ve yazılım alanında hizmet veren bir şirket sahibi olarak konulara kendimi çok yakın hissettim. Bu nedenle daha fazla ilgimi artırdı. Yazarın dili yer yer ironik, yer yer melankolik, hem güldürüyor hem düşündürüyor. Ben kitabı okurken çok keyif aldım ve sürekli gülüyordum : ))) Bazı satırlarda “yaşam dün gibiyken”, bazı satırlarda “yarın ne getirir bilinmezken” hissiyle okuyoruz. Bu duygu geçişleri kitabın temel dinamiğini oluşturuyor.


Tüm bunların dışında Can’ın hikâyesinde, 2191’de uyanmadan önceki hayatına dair en sıcak anılardan biri, eşiyle Beyoğlu’nda geçirdiği bir gündür. O gün, İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yaparken, birbirine bakışları, kahkahaları ve paylaştıkları küçük anlar onun hafızasında silinmez bir yer edinir. Arduman, bu sahnede sadece Can’ın duygusal dünyasını değil, aynı zamanda eski Beyoğlu’nun ruhunu da ustaca yansıtır. Sadece Beyoğlu değil, İstanbul’un nefesini hissedebiliyorsunuz. İnci pastaneleri hakkında kitabın ilerleyen bölümlerinde Profiterol ile ilgili bir hatıra var. Okurken kahkaha attım. Sanırım Adnan Bey’in ay burcu Balık, senaryo yazma konusunda şahane.


Son olarak Arduman’ın müziği anlatma biçimi, teknik bir ayrıntıdan ziyade bir ruh hâli gibi işliyor metne. Müzik otoritesi değilim sadece güzel müzikleri dinleyip, şarkı söylemeyi seven biri olarak, müzik ve edebiyatın kol kola şahane durduğunu söyleyebilirim. Beethoven’ın keman konçertosunu dinleyerek toplantıya gidiyorum şimdi.


Size de keyifli okumalar diliyorum.


Sevgilerimle.

banukalyoncu
Daha Dün Gibi
Adnan Arduman - Tara Kitap - 2025
443
bklync
#Yaşam - @banukalyoncu
İnceleme
19g
Şermin Yaşar - "Söyleme Bilmesinler" Susarak Konuşan Bir Kitap Üzerine
Bazı kitaplar vardır; yüksek sesle konuşmaz ama okurun içini uzun süre meşgul eder. Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler adlı kitabı tam olarak böyle bir metin. İlk bakışta sade, hatta yer yer çocukça görünen anlatımıyla okuru içine çekerken, satır aralarında yetişkin dünyasının en derin meselelerini fısıldar. Bu kitap, suskunlukla kurulan bir anlatının, gürültülü hakikatlerden çok daha güçlü olabileceğini hatırlatıyor.



Şermin Yaşar, edebiyatımızda özellikle çocuk edebiyatı ve kısa anlatılarla tanınan, yalın dili bilinçli bir tercih olarak kullanan bir yazar. “Ben yazar ile ablam vasıtasıyla tanışmıştım. Tanıyanlar Bade’yi biliyorlar, matematik öğretmeni ve çocuklarla iletişim dili iyidir. Sürekli kendini geliştiren biri olarak onun önerilerine kulak veriyorum.” Yazar metinlerinde dili o kadar güzel kullanıyor ki, süslemek için değil okurla tamamen aynı hizaya gelmek için. Söyleme Bilmesinler de bu yaklaşımın güçlü bir örneği. Yazar, anlatıyı karmaşıklaştırmadan, kelimeleri çoğaltmadan ama duyguyu derinleştirerek ilerliyor.



Bu kitapta okur, kendisine yukarıdan bakan bir anlatıcıyla değil, yanında oturup sessizce hikâye anlatan bir sesle karşılaşıyor. Kendinizi onunla sohbet ortamında hissediyorsunuz. Belki de kitabın en çarpıcı yanı tam olarak bu, anlatıcı, anlatmaktan çok dinliyor gibi.



Söyleme Bilmesinler, adından da anlaşılacağı üzere, söylenmeyenlerin, saklananların, içte tutulanların kitabı. Aile içinde konuşulamayanlar, çocukların sezdiği ama adını koyamadığı duygular, yetişkinlerin birbirine yük olmamak için sustukları cümleler… Kitap, suskunluğu bir eksiklik olarak değil de bir iletişim biçimi olarak ele alıyor.



Özellikle çocuk bakış açısının merkeze alındığı anlatılarda, sessizlik çok güçlü bir anlatım aracına dönüşüyor. Çünkü çocuklar çoğu zaman her şeyi anlar ama anlatamaz. Yetişkinler ise anlatabilir ama çoğu zaman anlatmamayı seçer. Bu iki hâlin kesişim noktası, kitabın duygusal omurgasını oluşturuyor.



Kitap boyunca çocukluk, masum bir dönemden çok hafızanın ilk kayıt alanı olarak karşımıza çıkıyor. Söylenmeyen her cümle, saklanan her duygu, çocuğun zihninde bir iz bırakıyor. Şermin Yaşar, bu izleri dramatize etmeden, ajite etmeden, son derece doğal bir akışla anlatıyor.



Aile içi ilişkiler, büyük trajediler üzerinden değil de gündelik detaylar üzerinden kuruluyor. Bir bakış, yarım kalan bir cümle, ertelenen bir konuşma… Okur olarak, kendi çocukluğumuzdan tanıdık sahnelerle karşılaşıyor ve kitap ilerledikçe kişisel bir hafıza yolculuğuna düşüyoruz.



Söyleme Bilmesinler’in belki de en güçlü yönü, bu kadar sade bir dille bu kadar yoğun bir etki bırakabilmesi. Kitap, okurdan özel bir hazırlık, edebi donanım ya da belirli bir yaş istemiyor. Aksine herkesin hayatında bir yerden temas edebileceği duygularla konuşuyor.



Bu sadelik, metni yüzeysel kılmıyor. Tam tersine, okura boşluklar bırakıyor. O boşlukları kendi hikâyelerimizle dolduruyoruz. Kitap bittiğinde, anlatılanlardan çok anlatılmayanlar akılda kalıyor. Ve kendi yaşantılarımız ve hikayelerimiz üzerinde göz gezdirme şansı bırakıyor.



Söyleme Bilmesinler, hızlı tüketilen metinlerin arasında yavaş okumayı, durmayı ve düşünmeyi hatırlatan bir kitap. Çocukluğuna dönmek isteyenlerden ziyade çocukluğunun hâlâ içinde yaşadığını fark edenler için yazılmış.



Bu kitap, büyük cümleler kurmuyor ama hepimizin içindeki büyük duygulara dokunuyor. Belki de bu yüzden, bitirdikten sonra hemen kapatılamıyor, bir süre elde tutulmak isteniyor. Bende aynen böyle yaptım. Kitabı bitirdim, bir kahve eşliğinde onunla biraz vedalaşma seramonisi yaşadım. Şimdi yazarın son kitabı “Altı Harfli Bir Tatlı” kitabını okuyorum bitince yine bahsedeceğim.


Şimdilik kendinize iyi bakın. Sevgiler.

Banu Kalyoncu
Söyleme Bilmesinler
Şermin Yaşar - Doğan Kitap - 2024
420
Mjora
@mjora1725
İnceleme
19g
Yazarla tanışmam yeni değil ikinci kitabı .
Üç bölümden oluşuyor.
Küçük kadınları büyük sorunları ile baş etme çabasını okudum.
Melek ve İnci
Koca dünyada iki mahsum.

İnsan annesine küsünce bir daha çocuk olamıyormuş.
Sayfa 9 - Doğan Kitap
·
Kitabı okudu
Vatan Millet Samatya
Seray Şahiner - Doğan Kitap - 2025
432
Doğa
@obito
İnceleme
20g
1. Yüzeyde Ne Anlatıyor?
Hikâye, sıradan bir martı sürüsüne ait olmayan Jonathan Livingston adlı bir martıyı anlatır.
Diğer martılar:
Sadece yemek bulmak için uçar.
Güvenli ve alışılmış olanı seçer.
Jonathan ise:
Daha iyi uçmak ister.
Sınırlarını zorlar.
Uçuşu bir amaç hâline getirir.
Bu yüzden sürü tarafından dışlanır.
2. Asıl Mesaj Nedir?
Kitabın ana fikri şudur:
İnsan (ya da martı), kendisine biçilen sınırların ötesine geçebilir.
Jonathan:
Aç kalmayı, yalnızlığı, dışlanmayı,
göze alır ama: Kendi potansiyelini inkâr etmez.
3. Sürü Ne Temsil Eder?
Sürü:
Toplumu ,gelenekleri
“Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışını temsil eder.
Sürü için önemli olan:
Uyum, güvenlik, ortalama olmak.
4. Jonathan Ne Temsil Eder?
Jonathan:
Bireyselliği,kendini aşmayı,özgürlüğü
Ama:
Bencil bir özgürlük değil, bilinçli bir özgürlük.
5. Kitaptaki Öğretmenler (Chiang vb.)
Jonathan yalnız değildir.
Üst düzey martılar:
Rehberdir,öğretmendir
“Ustalığı” temsil eder.
Ama:
Kurtarıcı değildirler.
Jonathan:
Kendi yolunu kendi uçar.
6. Bilgi ve Sevgi İlişkisi
Kitapta çok net bir mesaj vardır:
Gerçek öğrenme, sevgiyle mümkündür.
Jonathan sürüye döndüğünde:
Onları küçümsemez, zorlamaz,sadece öğretir
7. Kitap Dini mi, Spiritüel mi?
Dini bir kitap değildir
Ama mistik ve spiritüel bir dili vardır
Özellikle:
“Mükemmellik”
“Özgürlük”
“Aşk”
kavramları metafizik bir çerçevede ele alınır.
Martı Jonathan Livingston Ciltli
Richard Bach - Epsilon Yayınevi - 2018
504
Mertcan
@callmeishmael
İnceleme
21g
Dünya, sizin zannettiğiniz kadar tozpembe değil sayın aydın(!)lar !
İçinde yaşadığın ülke -malum zaafları nedeniyle- sürekli, sebeplerin en ufağıyla bile çalkalanıyorken; nüfus yapın tehlikede ve sırf bu nedenden dolayı bile geleceğin belirsiz ve millî güvenliğin artık alarm verip çatırdıyorken; korunaklı villanızda yaşayıp şehrin en kenar mahallelerine hiç girmeyen ve tehlikelerden daima uzakta yaşayan bir hümanistseniz yapılacak en iyi şey nedir?
Tabii ki de sıkıntılarını bizzat sizin çekmediğiniz problemler için, çekenlerine ‘tatliş tatliş yaşayın işte:))) tadımızı kaçırmayın’ diyerek “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevitine ihi ihi”li bir finalle mülteci güzellediğin bir edebiyat başyapıtı(!) kaleme almaktır.

Bu kitabın hangi amaca hizmet ettiğinin farkındayız.

Acaba kör göze parmak sokmayı bıraksanız mı artık?
Şapka
Zülfü Livaneli - Doğan Egmont Yayıncılık - 2022
539
geleceğinkitapları
#Aşk - @geleceginkitaplari
İnceleme
21g
Kalbinizin Gizli Kayıtlarını Çözmeye Hazır mısınız?
Bazen aşk, içinden çıkamadığımız bir labirent gibi gelir. Hep aynı koridorlarda dolaşır, hep aynı çıkmaz sokaklara varırız. İşte Sibel Biçer'in Aşkın Kara Kutusu, o labirentin duvarlarını yıkıp bize gökyüzünü gösteren bir kitap. Bu kitabı okurken anladım ki, yaşadığımız hiçbir kalp kırıklığı tesadüf değilmiş. Her seçimin, her tartışmanın, her vedanın ardında, çocukluğumuzdan kalma bir fısıltı, farkında bile olmadığımız bir korku varmış.
Yazar, bir psikoterapistten çok, sizi anlayan bilge bir dost gibi yaklaşıyor. Akademik terimlere boğmadan, hepimizin anlayacağı bir dille kalbimizin nasıl çalıştığını anlatıyor. Kitaptaki gerçek hayattan alınmış hikayeleri okurken, "İşte bu benim!" dediğim o kadar çok an oldu ki... Yalnız olmadığımı hissettim. En çok da şunu fark ettim: Aşk bir sır değil, kendini tanıma meselesiymiş. Kendi kara kutumun kapağını aralamak, içindeki ses kayıtlarını dinlemek hem ürkütücü hem de inanılmaz derecede özgürleştiriciydi. Eğer siz de kalbinizin fısıltılarını duymak ve o tekrar eden döngülerden çıkmak istiyorsanız, bu kitap size o cesareti verecek.
Aşkın Kara Kutusu
A. Sibel Biçer - Destek Yayınları
548
Doğa
@obito
İnceleme
22g
1. Kısa Genel Çerçeve
Tom Sawyer, 19. yüzyıl Amerika’sında geçen, çocukluk, özgürlük ve toplum baskısını anlatan bir romandır. Yüzeyde bir çocuk macerası gibi görünür; derinde ise ahlak, ikiyüzlülük, birey–toplum çatışması vardır.
2. Tom Sawyer Kimdir?
Tom:
Kurallara uymakta zorlanan
Hayal gücü güçlü
Kurnaz ama kötü niyetli olmayan
Özgürlüğü seven bir çocuktur
Tom’un en belirgin özelliği:
Kurallara karşı gelmesi değil, kuralları kendi lehine çevirmesidir.
3. Tom’un Dünyası: Özgürlük – Disiplin Çatışması
Romanda iki dünya vardır:
a) Yetişkinler Dünyası
Kurallar
Ahlak öğütleri
Ceza
b) Çocuklar Dünyası
Oyun
Macera
Hayal
Anlık kararlar
Tom bu iki dünya arasında sıkışır.
4. Ünlü Badana Sahnesi Ne Anlatır?
Tom’un çiti boyama sahnesi sadece komik değildir.
Bu sahne şunu gösterir:
İnsanlar, kendilerine zorunlu sunulan şeylerden kaçar;
özel ve değerli gibi sunulan şeylere yönelir.
Bu:
İnsan psikolojisine dair güçlü bir gözlemdir
Tom’un zekâsını gösterir

Ahlak Meselesi
Roman şu soruyu sorar:
“İyi olmak, kurallara uymak mıdır?”
Tom:
Bazen yalan söyler
Bazen kaçar
Bazen kuralları çiğner
Ama:
Vicdanı vardır.
Mark Twain şunu ima eder:
Gerçek ahlak, kör itaatten değil, vicdandan doğar.
6. Korku, Suç ve Cesaret
Cinayet sahnesiyle roman bir anda karanlıklaşır.
Burada:
Tom korkar
Susar
Vicdan azabı çeker
Sonunda konuşması şunu gösterir:
Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen doğru olanı yapmaktır.
7. Toplum Eleştirisi
Twain, kasaba hayatını eleştirir:
Dindarlık gösteriştir
Yetişkinler ikiyüzlüdür
Çocuklar daha samimidir
Bu yüzden roman:
Çocukları değil, yetişkinleri eleştirir.
8. Romanın Tonu
Mizahi
Eleştirel
Yer yer karanlık
Ama asla:
Vaaz verici değildir
9. Sonuç (Toplantıda söylenecek net cümle)
“Tom Sawyer, çocukluğun özgürlüğünü anlatırken yetişkin dünyasının ikiyüzlülüğünü eleştiren bir romandır.”
405
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
22g
Liberal Ekonominin Çöküşü
2026 - 3.kitap

Kitabın Adı : Liberal Ekonominin Çöküşü
Yazarı : Alev Coşkun
Yayınevi : @cumhuriyetkitaplari
Türü : Araştırma
Basım Yılı : 2011
Sayfa Sayısı: 450 Sayfa
Düşünceler:

Bu yıl 90 yaşına giren Alev Coşkun parlak eğitim kariyerinde sonra siyasete atılmış hatta turizm bakanı dahi olmuş bunun yanında gazetecilik ve yazarlık yapan çok yönlü birisidir. İlerleyen yaşına rağmen yazarlığa ve gazeteciliğe devam etmektedir.

Yazarın ekonomi ile ilgili bu eserine başladığım anda kendimi yıllar önce Erzurum Atatürk Üniversitesi 'nde Ekonomi dersinde buldum. O günleri hatırladım. Merkantilizim ,liberalizm,klasik ekonomistler derken şimdi rektör olan ekonomi hocamızı da güzelce yâd ettim.

Alev Coşkun 'un doktora tezi baz alınarak hazırlanan bu geniş kapsamlı eser tam 450 Sayfa. Onlarca kaynaktan yararlanılmış , fotoğraf ve bolca tablo ile de içerik zenginleştirilmiş.

Liberal ekonominin açmazlarını ,aksayan yönlerini ve kriz üretme kapasitesini delilleri ile anlatan eser karşıt görüşlerin done ve teorileri de anlatmış ancak bunu oldukça objektif biçimde yapmış. Zıt görüşteki ekonomi teorilerinin ( komünizm vb ) eksik yanlarını da anlatmış.

Ekonominin devlet dokunuşu ya da müdahalesi olmadan tam sağlıklı işleyemeyeceği gerçeğini bolca örnek vererek açıklamış.

En son sevdiğim yer ise Cumhuriyet 'in ilk dönemlerindeki devlet destekli kalkınma hamlemizin anlatıldığı bölüm oldu. Bilmediğim çok şey öğrendim. İthal ikameci üretim ile sanayi hamlemizin olduğu yerleri çokça gurur birazda hüzünle okudum. Atatürk ile bir kez daha onur duydum. Yazıkki kıymetini hâlâ ve ısrarla bilmiyoruz Atamızın.

Sonuç olarak belki bazıları sıkılabilir ama mutlaka okunması gereken kitaplardan birisi olduğunu düşünüyorum bu eserin. Finansal okuryazarlıkta önemli bir husus. Maalesef pek dikkate almıyoruz ama
Liberal Ekonominin Çöküşü - Küresel Kriz
Alev Coşkun - Cumhuriyet Kitapları - 2011
390
Doğa
@obito
İnceleme
24g
1. Kitap ne anlatıyor?
Puslu Kıtalar Atlası, 17. yüzyıl İstanbul’unda geçen, ama aslında insanın dünyadaki yerini sorgulayan bir romandır. Kitap, “gerçek” dediğimiz şeyin ne kadar sağlam olduğunu ve insanın ne kadar özgür olabildiğini sorgular. Roman boyunca şunu hissederiz:
Bu dünya pusludur, kim güçlü, kim haklı belli değildir.
2. Romanın temel soruları
Kitap bize net cevaplar vermez, ama şu soruları sürekli sordurur:
Gerçek sandığımız şey gerçekten gerçek mi?
İnsan kaderini değiştirebilir mi?
Güç mü kazanır, bilinç mi?
Bilmek mi daha tehlikelidir, bilmemek mi?
3. Ana karakter: Bünyamin
Bünyamin:
Sıradan, edilgen bir gençtir.
Olan biteni çoğu zaman seçmez, yaşar.
Okur onunla birlikte şaşırır ve korkar.
Bünyamin aslında:
Bu dünyanın içine doğmuş her insanı temsil eder.
4. Uzun İhsan Efendi (Baba)
Uzun İhsan Efendi:
Atlası yazan kişidir.
Dünyayı bilen ama karışmayan biridir.
Bu yönüyle:
Dünyayı kuran ama acısından sorumluluk almayan bir figürdür.
Kitap burada şunu sorgular:
Bir şeyi bilmek, ona müdahale etmeyi gerektirir mi?
5. Ebrehe: Açık güç ve şiddet
Ebrehe:
Gücüyle hükmeden bir karakterdir.
Zorla, korkuyla ilerler.
Bünyamin’in hayatında:
Gücün insanı nasıl ezdiğini gösterir.
Ebrehe, kitabın “kötüsü”dür ama aynı zamanda dünyanın sert gerçeğidir.
6. Hınzıryedi:
Hınzıryedi:
Bir dilencidir.
Kurnazdır, akıllıdır.
Ama bilge veya kurtarıcı değildir.
Bünyamin ile ilişkisi:
Ona yol göstermez.
Onu kurtarmaya çalışmaz.
“Bu dünya böyle, uyum sağla.” der.
Yani Hınzır Yedi:
Bünyamin’i özgürleştirmez, onu dünyaya alıştırır.
Bu yüzden:
Ebrehe açıkça ezer,hınzır Yedi sessizce kabullendirir.
7. Diğer karakterler (Kısaca)
Zülfiyar: Aklı çıkar için kullanan insan.
Alibaz: Gücü düşünen, sorgulamayan kişi.
Dertli: Sessizce acıya katlanan insan.
Venedikli cerrah: İnsanı parça parça gören,ahlaksız bilimi temsil eder.
Bu karakterlerin hepsi:
İnsanın farklı hâllerini gösterir.
8. Kitabın ana fikri
Kitap şunu söyler:
Bu dünyada güç çoğu zaman kazanır,bilinç insanı kurtarmaz,bilmek bazen daha çok acıtır
Ama kitap yine de önemlidir çünkü:
İnsan yine de düşünmeden edemez. “Puslu Kıtalar Atlası, bize iyiyle kötüyü net çizgilerle ayırmaz. Gücü, bilgiyi ve kabullenişi yan yana koyar. Bünyamin’in yaşadıkları, bu dünyada insanın ne kadar az söz hakkı olduğunu gösterir.
Ama yine de insan, pusun içinde anlam aramaktan vazgeçmez.” Puslu Kıtalar Atlası, insanın güçlüler karşısında nasıl ezildiğini ve bazen hayatta kalmak için bile kendinden vazgeçmek zorunda kaldığını anlatan bir romandır.
Puslu Kıtalar Atlası
İhsan Oktay Anar - İletişim Yayınevi - 2023
401
Mertcan
#Edebiyat - @callmeishmael
İnceleme
25g
İlmin nurunu, cehlin karanlığı söndürebilir mi?
Yunan mitolojisinde anlatılan bir efsane vardır: Meşhur yılan başlı Medusa. Bu Medusa’nın yüzüne bakan insanlar, gördükleri şey karşısında taş kesilirmiş. Peki hakikatin çirkin ve pis yüzüne bakan insan neye dönüşür?
Işığın, fazla ışığın, mesela bir Güneş’in kendisine uzun süre bakıldığında insanın gözlerini kör edeceği söylenir, peki ya karaya, koyuya, karanlığa da uzun süre bakıldığında insan yine gözlerinden olabilir miydi? Kuyuya uzun süre bakınca kuyu da sana bakar mıydı?

Bu koca roman, insana, hepsi hemen hemen aynı kapıya çıkmaya mecbur bu soruların cevabını, insan zihninin en karanlık labirentlerinde aratıyor.



Elias Canetti’nin karakteri Kien, kitaplarla dolu mabedinden dışarı ancak çok nadir çıkan, çıktığı ender anlarda da hiç kimseyle iletişim kurmaya tenezzül etmeyen, fildişi kulesinden aşağılık halka sadece burun kıvırarak bakan bir Sinologdur. Bütün günlerini, ömrünü, araştırmalar yaparak geçirir. Bu alışılagelen düzenin, o korunaklı kulenin içine, bir gün o beğenmediği alt tabakadan bir insanın girişiyle –yani bir benzetme yapacak olursak, çok dayanıklı bir surda açılmış küçük bir gedikle– bütün hayatının nasıl bir anda değiştiğini, kalelerinin bir bir nasıl işgal edildiğini görmeye başlıyoruz.
Biz tüm bunları görüyoruz ama yazar bize bunları baş karakter Kien’in gözünden gösterirken bir soru da sormayı ihmal etmiyor: Tüm bu gördüklerimiz, bize önünde sonunda aklımızı kaçırtacak, belli ki bundan kaçış da yok, öyleyse tek çare olarak insan gözlerini sımsıkı kapatıp körleşmeli mi? Çünkü görmenin bir aydınlanma değil, lanet olduğu, gözün görmeye değil de delirmeye yaradığı bir atmosferde, delirmemenin bedeli körleşmek mi? Gözleri açarak, her şeyi görerek yaşamanın bedeli keçileri kaçırmakken, hiçbir şeyi görmeyerek aklını korumanın bedeliyse körleşmek midir? Her şeyi görmenin ağırlığı, gözleri en sonunda körlüğe mi sürükler?
Tıpkı Medusa’ya bakmamaya çalışan biri gibi, Kien de hakikatin, toplumun taş kesici bakışından kaçarken, içinden çıkamadığı bir günümüz labirentinde kaybolur. Körleşme, insanın gözünü açtığı takdirde nasıl bir karanlıkta olduğunu gösteren, modern çağın en sembolik trajedilerinden biridir.



***



Elias Canetti bu kitabı tam 26 yaşında yazmış. Yazıldığı dönem, Almanya’da Nazilerin ayak seslerinin yaklaşmakta olduğu 1931 yılı. Zaten bir yerde başa(hem toplumun kendisine hem de iktidar sınıfına) felaket diye nitelendirilebilecek bir şey/birileri gelmeden önce, o yerde toplumsal bir çürüme olmaması kaçınılmaz oluyor. Bu bakımdan 2025 yılında bu kitabı okuyan bir Türk vatandaşı olarak sanki günümüz Türkiye’sinden insan manzaralarını seyrediyormuşum hissine kapıldım pek çok kez: Aynı küçük insanlar, aynı budalalar, menfaat kokusuna üşüşen açgözlü fırsatçılar, her şeyin değerini parayla ölçen ruhsuz hesapçılar, başkalarının yıkımında kendi yükselişini arayan zavallılar, yalanı doğruluk gibi pazarlayan arsızlar, güce tapan dalkavuklar, yozlaşmışlığı ‘düzen’ diye kutsayan küçük insan orduları, haksızlığa alışmış korkaklar, her gün biraz daha utanmayı unutan, rüzgâr nereden eserse oraya savrulan kişiliksiz yığınlar, susarak suç ortaklığı eden sessizler ve sonunda, gördüklerini görmezden gelerek yaşamayı öğrenmiş o kalabalık, o suskun, o bitkin sürü…


***


Bu kitabı keşfedip edineli 6 yıl olmuştu ve o günden beri kitaplığımda okunma zamanını bekliyordu. Nihayet okuduğum için de çok memnunum ama okuması da bir o kadar zor ve yorucuydu. Yazar matruşka gibi sürekli bir şeyin içerisinden başka bir şey, bir düşüncenin içerisinden de başka bir düşünce çıkarıyor, anlatılanlar hiç bitmiyor, hiç mola vermeden son gaz giden bir arabadaymışsınız hissi yaratıyor. Özellikle bilinç akışı tekniğini o dönem gibi erken bir tarihte şahane bir ustalıkla kullanmış. Bir insanın zihnini okurken, farkında olmadan sizi bir anda bir başkasının zihnine yolcu ediyor, bu sefer ondan ayrılıp bir başkasının zihnine ne zaman misafir olduğunuzu ise kimi zaman paragraf bittikten sonra anlıyorsunuz.

Bu kitap bana biraz da kendisinden 10 yıl önce yazılan Gökyüzümüzdü Okyanus’nü anımsattı, orada da baş karakter şeytan, cehennemden yeryüzüne, onları tanımak amacıyla insanların arasına inip yaşamaya başlıyordu ve başına gelmeyen kalmıyordu. Bence her iki kitabı okumuş olanlar da benzer tadı almıştır.


***


Son olarak… Daha önce de zaman zaman yaptığım gibi bu roman ve karakterleri üzerine Chatgpt ile konuşup ayrıntılarından bahsederek bana karakterlerin yaklaşık bir görselini çizmesini istedim ve ortaya şu sonuçlar çıktı:

Peter Kien:
i.hizliresim.com/6f4woph.png

Therese:
i.hizliresim.com/jzdz6r1.png
i.hizliresim.com/qp3i33d.png

Fischerle:
i.hizliresim.com/91tbz0l.png

Kapıcı Benedikt Pfaff:
i.hizliresim.com/oyt9be4.png

Georges Kien:
i.hizliresim.com/n7z4g11.png
Körleşme
Elias Canetti - Sel Yayıncılık - 2024
557
Hamdiye
@hamdiye
İnceleme
26g
Fazlasıyla basit. Lise çağları için- her şeye pembe gözlükle bakma gayretlerine binaen- uygun olabilir ama bir yetişkin için sadece kafa dağıtmak amacıyla çerez niyetine okunabilecek bir kitap

Bunca okudum , kitabı bitirip ne üzerine düşüneyim dediğinizde, sanırım en baskın şekilde " yaşam şartları " üzerine düşündürür. Hangi şartlarda yaşamayı hak ettiğimize inanırız ya da değişen durumlar neden yaşamı bizim için yaşanmaz kılar ?
Senden Önce Senden Sonra
Aytül Hançerler - Anemon Yayınları - 2015
406
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
26g
Uşak
2026- 2. Kitap

Kitabın Adı: Uşak
Yazarı : Panait İstrati
Yayınevi : @varlikyayinlari
Türü : Roman
Basım Yılı: 2004
Sayfa Sayısı: 119 Sayfa

Düşünceler: Yeni yılın ilk kitabı olarak İstrati 'nin Minka Abla isimli eserini okumuştum. Hazır yazarın tadını almışken Uşak 'ı da okuyayım dedim.

Eser yazarın Mihail isimli romanı ile yazarın hayatından biyografik kesitler içermesi açısından benzerlik taşıyor. Ancak Mihail'de bireysel özellikler ön planda tutulurken Uşak 'ta yani bu eserde toplumsal olgular öncelenmiş.

Sabahattin Ali 'nin hikâye ve romanlarındaki ana öge olan toplumcu gerçekçilik aklımızla yazılan eserin etkili dilinin en önemli nedeni İstrati 'nin de gençliğinde romanın kahramanı Adrian gibi uşaklık , hamallık yapması.

Sosyalist bir dünya görüşünü benimseyen yazarın bu düşüncesi 1927-29 yılları arasında Sscb 'ye yaptığı geziden sonra önemli ölçüde örselenir. Sistemde yaşanan eksiklikleri ve aksaklıkları 1931 yılında yayınlanan bu romanına da yansıtan yazar insanı ideolojiler üzerinden değil insani değerler üzerinden ele almanın gerektiği gerçeğini vurgular.

Roman Adrian isimli okumayı çok seven bir karakteretrafında geçiyor. Anna isimli geçmişten tanıdığı,önceden kendisi gibi fakir olan kadının evine Uşak olarak giren Adrian sınıflar arası eşitsizliği, haksızlığı yaşayarak görür. Bununla mücadele etmek için sendika kurmaya çalışan insanlara önderlik etmeye çalışırken kendisine iyi davranan ev sahiplerine karşı ise ikileme düşer.

Evin diğer hizmetçisi Yulya'ya bedeni ,eski arkadaşı Antalya ise ruhi ilgi duyan Adrian 'ın duyguları da karma karışık olur. İlhi duyduğu sosyalizmin kötü yönleri ile de karşılaşan Adrian manevi bir uyanış içine girer. Romanın sonunu yazmıyorum. Okuyun görün.

İlginç ,düşündüren ,değişik yazım tekniği ile okuyucuyu kendine bağlayan eserdi. Tek handikabı yazı karakterinin çok ince olması nedeniyle okurken gözlerimi yordu biraz. Onun dışında çok sevdim . Zevkle tavsiye ediyorum
Uşak
Panait Istrati - Varlık Yayınları - 0
587
Doğa
@obito
İnceleme
28g
1. Eserin Genel Çerçevesi
Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Peyami Safa’nın Doğu–Batı çatışmasını, madde–mana ikiliğini ve ruh krizini en yoğun işlediği romanıdır. Roman, bir arayış ve dönüşüm hikâyesidir.
Merkez karakter: Ferit
Ana eksen: Pozitivizm → metafizik / maneviyat
2. Konu (Kısa Özet)
Ferit: Batılı eğitim almış,akılcı, pozitivist,inançtan uzak bir gençtir.
Ancak: içsel bunalımlar,yalnızlık,anlam krizi onu sürükler. Matmazel Noraliya’nın evinde geçirdiği süreç: Ferit’in zihinsel ve ruhsal kırılma noktasıdır.
Romanın sonunda: akıl tek başına yeterli değildir, ruh ve inanç devreye girer.
3. Ana Temalar
Akıl – İnanç Çatışması
Ferit: her şeyi mantıkla açıklamak ister ama acıyı, ölümü, anlamı açıklayamaz. Peyami Safa’nın mesajı: Akıl gereklidir ama eksiktir.
Varoluşsal Bunalım
Ferit’in yaşadığı: boşluk,anlamsızlık,huzursuzluk
Bu yönüyle roman: Varoluşçu krizlere yakındır, ama çözümü metafiziktir.
Metafizik ve Gizem
Matmazel Noraliya: bedenen yoktur, ama ruhen vardır
Koltuğu: Maddi olmayan hakikatin sembolüdür.
4. Karakter Analizi
Ferit
Zihinsel olarak parçalanmış,batılı düşünceyle yetişmiş,ama içten içe eksik
Ferit’in dönüşümü: Romanın ana çatısıdır.
Matmazel Noraliya
Görünmeyen ama etkili,bilge figür,manevi rehber
Bir “karakter”den çok: Bir fikirdir.
Selma
Madde dünyasını temsil eder,ferit’in eski hayatı
5. Semboller
Sembol
Koltuk = Manevi merkez
Ev=İç dünya
Deniz=Arınma
Gece=Bilinçaltı
Kitaplar=Akıl
6. Anlatım ve Üslup
Psikolojik çözümleme ağırlıklı,iç monologlar,felsefi tartışmalar
Bu üslup: Romanı bir düşünce metnine yaklaştırır.
7. Romanın Mesajı
Peyami Safa der ki: Batı’nın aklı değerlidir,ama Doğu’nun ruhu olmadan eksiktir.
Çözüm: Denge
8. Sonuç (Net Yorum)
Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, modern insanın akılcılıkla çıkmaza girdiği noktada, metafiziği bir kurtuluş yolu olarak öneren bir ruh romanıdır.
Sınav / ödev cümlesi:
Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, maddeci dünya görüşü ile manevi değerler arasındaki çatışmayı, Ferit’in içsel dönüşümü üzerinden anlatan felsefi ve psikolojik bir romandır.
İstersen:
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
548
Melisa Arslan
@melisaarslan
İnceleme
28g
Hiç bitmesin istediğim kitaplardan biriydi…
Hayatın karmaşasında insanı durdurup nefes aldıran satırlara sahipti…
Okuduğum ve gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim kitaplar listemin en başında yerini aldı.
665
Mjora
@mjora1725
İnceleme
28g
Kitabı okurken birçok duyguyu hissettim, ve iyi ki et yemiyorum dedim.

İnsanoğlu bu kadar gözü aç yok etme duyguyu sahip .

Kitapta hayvanlardan oluşan bir virüs nedeniyle et sıkıntısı çözmek için kendi türünü insanoğlunu sofraların önüne seriyor. İnsanoğlu hayvanlara uyguladığı şiddeti Kendi türüne yapıyor. Ürkütücü olsada gelecek bize neyi gösterir kitapta önünüze seriyor açıkça.
Leziz Kadavralar
Agustina Bazterrica - Siren Yayınları - 2025
575
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
28g
Minka Abla
2026- 1. Kitap

Kitabın Adı : Minka Abla
Yazarı : Panait İstrati
Yayınevi : @remzikitabevi
Türü : Roman
Basım Yılı: 1945
Sayfa Sayısı: 100 Sayfa

Düşünceler : Panait İstrati 'nin pek bilinmeyen ,basıldığı yıl itibariyle de pek bulunmayan ( 1945 ) bu eserini bana hastanemizin Başhekimi aynı zamanda iyide bir kitap dostu olan Dr. Öğr. Üyesi Alparslan Kapısız hediye etti. Kitabın değeri sadece bununla kalmıyor. Ünlü şair ve yazar Yaşar Nabi Nayır 'ın çevirisi aynı zamanda bu eser. ( Önsözü de var.)

1931 yılında yayınlanan eser yazarın politik tartışmalardan bıkıp insani değerleri öne alan bir yazım tarzı ile oluşturduğu eserlerden birisidir.

Tuna Nehri ile Seret Irmağı 'nın birleştiği verimli oralarda yaşayan insanların hayat mücadelesini anlatarak başlıyor yazar. Doğayı gem vurulmaz, baş edilemez şekilde betimleyip insanlaştıran yazar afetlere farklı bir açı ile yaklaşıyor.

Zor ,mücadele dolu bir hayatın içindeki Minka birde erkek arkadaşı olduğu için toplumsal kalıplar öne sürülerek adeta aforoz edilmiş sevgilisi Minku yerine zengin bir dul olan Sima ile evlendirilmiştir. Çok cömert olan Minka kocasının malını fakirlere dağıtır ama dağıttıkça zenginleşir. Eşi Sima da cömert olsa da bu duruma karşı çıkar.

Derken Minka ile Minku bir gün beraber kaçıp yine birlikte meyhane açarlar. Minka daha önce yaptığı işi burada da yapar ve yine zengin olur. Ama bu O'na mutluluk getirmez. Fakir iken dürüst ,mert birisi olan sevgilisi Minku zengin olup huy değiştirir serserinin ,düşkünün birisi olur.

Mina buna katlanamaz. Tüm malını dağıtıp ailesinin yanına döner. Eski eşi Sima 'da Minka 'nınkine benzer bir hayatı benimser. Paranın mutluluk getirmediğin anlayıp hemen hemen tüm malını fakirlere dağıtır.

Yalnız insanlar vefasızdır. Malını dağıttığı insanlar ilk önce dükkanını ve her şeyini yağmalar. Cenazesinin ise tarafına dahi bakan olmaz.

Sevgi ,paylaşım gibi evrensel değerler kadar insanların ikiyüzlülüğünü ve kötülüğünü tokat gibi yüzümüze vuran bir romanda. 1945 basımı olması nedeniyle Eski kelimelerin fazlalığı göze çarpıyor. Ancak bu benim için sorun olmadı. Bilakis zevk aldım.

Herkese zevkle tavsiye edebileceğim bir roman bu
Minka Abla
Panait Istrati - Varlık Yayınları - 0
587
serenayözkan
#Edebiyat - @serenayozkan
İnceleme
29g
Farklı Bir Mehtap: Bir Farklılığın Hikâyesi (Yazan: Mehtap Arslan)
Serenay Özkan 'ın Farklı Bir Mehtap Kitabına Edebi Bir Bakış

Serenay Özkan, Viata kitabıyla edebiyat camiasına katılan genç bir kalem. Her yazarda olduğu gibi şiirleri de yerini hikâyeye bırakmaya başlamış. Yeni çıkan kitabı "Farklı Bir Mehtap" bizlere bu kalemin geçici olmadığını ortaya koyuyor.
Yol Akademi Yayınevi'nin düzenlediği aylık edebiyat yarışmasında eser yayımlanmaya değer görülmüş. Bu da demek oluyor ki karşımıza kendini kanıtlamış bir hikâye yer alıyor.

Kitap kırklı yaşlardaki bir adamın Beyoğlu'nda kendiyle vakit geçirmek istemesiyle başlıyor. Ardından küçük bir meyhanenin camından siyahi bir adamı görmesiyle hikâye daha da derinleşmeye başlıyor.

Buradaki siyahi adam betimlemesi için yazar kitabın başında bizleri uyarıyor ve siyahi adam betimlemesinin sadece atmosfer yaratmak ve bir sembol oluşturmak için kullanıldığını söylüyor.
Yani buradaki siyahi adam bir düşünceye hizmet vermektedir. Irkçılık, ayrımcılık yoktur.

İstanbul'un en önemli yerlerinden biri olan Beyoğlu'unu kaleme alması çok değerli. Galata Kulesi, Çiçek Pasajı, Beyoğlu'nun Sokakları, kiliseler, mağazalar ve fazlası.
Yazar bir yandan bireyin içsel yalnızlığını ve yabancılaşmasını işlerken diğer yandan modern insanın vicdan, ölüm ve ahlaki sorumluluk gibi temel varoluşsal meselelerine cesurca dokunuyor.
Anlatıcının Beyoğlu sokaklarında başlayan yolculuğu; merak, belirsizlik ve sembollerle örülü bir bilinç akışı içinde ilerliyor. Özellikle meyhanedeki siyahi adamın gizemi, felsefi söyleşiler ve hikâyeye eklemlenen metaforlar sayesinde kitap, okuru sadece bir olay örgüsüne değil; aynı zamanda derin düşünsel alanlara da sürüklüyor.

Finale doğru artan gerilim, ana karakterin fiziksel ve zihinsel durumundaki kırılmalarla birleşerek güçlü bir edebi yoğunluk yaratıyor. Sıradan bir korku hikâyesinden çok daha fazlasını, yani ruhsal bir çözülüşü, insanın iç karanlığıyla yüzleşmesini sahneliyor.
Kitabın sonunda bizi yazarın notu karşılıyor. Notta yazarın bizlere verdiği mesaj biraz daha netlik kazanıyor.
Farklı Bir Mehtap sadece hikâye değil bir sesleniş.
Kesinlikle kütüphanenizde bulunmalı. Kitapla kalın, iyi okumalar.

Mehtap Arslan (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)

Serenay Özkan
Farklı Bir Mehtap
Farklı Bir Mehtap
Serenay Özkan - MYTHOS KİTAP - 2025
728
#Din - @meysere
İnceleme
1a
Allah Salih Suruç ağabeyden razı olsun. Peygamber Efendimizin hayatını en ince ayrıntılara kadar anlaşılabilir kaleme aldığı için. Rabbim bu dünyada da ahirette de makamı Mahmud'a eriştirsin. Okurken öyle güzel hissettirdik ki, uhud'daydım, bedir'deydim. Veda haccında o topluluktan biriydim. Hz. Aişe annemizin yanındaydım. Bazen tebessüm ettim, çokça ağladım.
Rabbim bu eseri yazan ve bu eser gibi niceleri yazanlardan iki cihanda da razı olsun.
Saygıyla.
Çokça hüzünle..
Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı
Salih Suruç - Nesil Yayınları - 2022
601
Elif ツ
@sidretulmunteha
İnceleme
1a


"Tarık Tufan ve o eşsiz anlatımı... 'Geç Kalan', çocukluk yaralarından varoluş sancılarına, aşktan yalnızlığa kadar uzanan muazzam bir iç hesaplaşma hikayesi. Annesizliğin bıraktığı boşlukları iyileşmeyen yaralarına dair tespitler Kalemiyle yine hayran bıraktı, kesinlikle tavsiye ediyorum. 📚
Geç Kalan
Tarık Tufan - Doğan Kitap - 2021
1.224
serenayözkan
#Edebiyat - @serenayozkan
İnceleme
1a
Genç Bir Şairin İlk Adımı: Viata( Yazan: Mehtap Gece Arslan)

Genç Bir Şairin İlk Adımı
Serenay Özkan’ın Viata adlı şiir kitabı, çağdaş edebiyatımızda genç bir sesin ilk adımı olarak karşımıza çıkıyor. Bir şairin ilk kitabı her zaman biraz cesaret, biraz da içsel yolculuğun kamusal alanda görünür hâle gelmesi demektir. Viata tam olarak böyle bir kitap: bireysel olanın evrensel dile dönüştüğü, duyguların yoğun ama incelikli imgelerle yoğrulduğu bir eser. Serenay Özkan’ın edebiyat sahnesine bu şiir kitabıyla girmesi, onun dil duyarlılığını, imgeler aracılığıyla hayatı anlamlandırma çabasını gösteriyor. Önceden bir eseri bulunmaması, Viata'yı daha da özel kılıyor; çünkü şair, kendini ilk defa okurun karşısına çıkarmış bulunuyor. Ayrıca kitabı çok genç yaşta kaleme alması da dikkate değer. Çoğumuz o yıllarda nice hikâyeler, şiirler yazdık. Ancak kaçımız yazdıklarımızı yayımladık? Şairi öncelikle bu cesaretinden dolayı tebrik ediyorum.

Kitaptaki her şiir birbirini tamamlıyor ve derinliğini arttırıyor. Okurken şiirler arasında hiçbir kopukluk yaşamadım.
Gecenin Şiirleri
Okur olarak beni en çok etkileyen yön, kitabın hayatı sadece bir akış değil, bir anlam arayışı olarak kurmasıydı. Şiirlerdeki imgeler, bireysel bir deneyimden çıkıp hepimizin ortak sorularına dokunuyor. Özellikle de zaman, kimlik ve varoluş temalarının işlenişi, bana edebiyatın en temel işlevini hatırlattı: insana kendi aynasını göstermek. Bu yüzden Viata, yalnızca bir şiir kitabı değil, aynı zamanda bir yolculuk rehberi gibi okunuyor. Adeta gecenin şiirleri diyorum Viata için. Öyle yoğun ki gece imgesi beni iki kere düşünmeye davet etti. Şairin geceye kattığı anlamlar değişmekle birlikte favori şiirlerim Viata, Yalnızlıklar Efendisi ve Mezar oldu.

Şiir kitaplarının çoğu zaman güncelliği bilgi üzerinden değil, duygular üzerinden korunur. Bu bakımdan Viata zamansız bir eser. Genç yaşta kaleme alınmış olsa da işlediği meseleler –insanın yalnızlığı, sevgiye duyulan ihtiyaç, kaybolma ve yeniden bulunma arzusu– her dönemde geçerliliğini koruyacak evrensel temalardır. Bu yüzden kitabın bugün ya da on yıl sonra okunması arasında herhangi bir mesafe oluşamaz; şairin dili okuru her zaman aynı tazelikle yakalayacaktır.

Bununla birlikte, bir edebiyat öğretmeni gözüyle baktığımda, eserde geliştirilmesi gereken yönler de görüyorum. Serenay Özkan 'ın dilindeki yoğun metafor kullanımı güçlü bir etki yaratıyor, fakat yer yer anlamı gölgelediği de oluyor. Bazı şiirlerde, imge bolluğu okurun nefesini kesiyor ve şiirin duygusal ritmini sekteye uğratıyor. Şair, ilerleyen eserlerinde biraz daha yalınlığa yönelirse, dilin estetiğiyle içeriğin berraklığı daha dengeli bir bütünlük kazanacaktır. Bunun yanında, kimi tekrarlar şiirlerin özgün etkisini zayıflatıyor. Bu eksiklikler, şairin ilk eserine özgü kusurlar olarak değerlendirilip, onun sonraki çalışmalarında daha da olgunlaşacağına işaret ediyor.

Yazarın fikirleriyle çeliştiğim nokta ise bireysel özgürlüğe yüklediği anlam oldu. Bazı şiirlerinde bireyi tüm bağlardan kopararak yalnızca kendi sesiyle tanımlamaya çalışıyor. Bu güçlü bir iddia olsa da, bana göre insanın kimliği sadece bireysel bir varoluş değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerle anlam kazanan bir bütünlüktür. Ancak işte tam da bu tartışma, şiirin değerini artırıyor: okuru düşünmeye sevk ediyor.

Viata'yı özellikle genç yetişkinlerin ve hayatın dönüm noktalarında olanların elinden düşürmeyeceği bir şiir kitabı. Çünkü içsel sorgulamalar, kayboluşlar ve yeniden varoluş çabaları bu yaşlarda daha yakıcı biçimde yaşanıyor. Ama aynı zamanda, edebiyatla ilgilenen her yaştan okur için de bir estetik tat sunuyor. Öğrencilerime şiirle düşünmenin önemini göstermek için de mutlaka tavsiye edebileceğim bir eser. Her yaştan ve milletten kişilerin okuyabileceği sade bir dille yazılan ama derinliği olan bir eser. Ben kısaca gecenin şiirleri diyorum ona.
Okura Öneriler
Viata’yı okuduktan sonra benzer bir okuma deneyimi yaşamak isteyenlere, yine bireyin varoluş sorunlarını işleyen çağdaş şiir kitaplarını veya sevgi ve kimlik temasını ele alan deneme türündeki eserleri öneririm. Ayrıca, şiirin felsefi boyutunu tartışan edebiyat podcastleri, Viata'nın açtığı soruları genişletmek için iyi bir tamamlayıcı olacaktır.

Kitaptan bir iki dizeyi anmak gerekirse şöyle diyor genç şairimiz:
"Kefendimden karanfil çalan siyah,
Ay gebe senden
Kedi gözü ay." (s.10)

"Gece ağaçların dalları kefen sayarmış
Aysa üstte çiçekleri
Yerlerde sürünmüş bir hilal
Yürüyorum rıhtıma karşı."(s.16)

Sonuç olarak, Viata, genç bir şairin cesur ve içten çıkışı olarak edebiyatımızda yerini alıyor. Eksikleriyle, fazlalıklarıyla, ama her şeyden önce samimiyetiyle okurun karşısına çıkan bir kitap. Serenay Özkan'ın bu ilk adımı, onun ileride yazacağı eserler için güçlü bir temel oluşturuyor. Okur olarak da öğretmen olarak da, Viata’nın şiirle hayat arasında kurduğu köprüyü değerli buluyorum ve şiirin iyileştirici, düşündürücü yönünü hatırlatması bakımından kıymetli görüyorum.
Künye:
Dorlion Yayınları
Serenay Özkan
Dorlion Editör Atölyesi
Şiir
Sayfa Sayısı 58

Yazarın Biyografisi: Serenay Özkan, 10 Ekim 2004 tarihinde İstanbul Beykoz’da dünyaya geldi. Çocukluğu Kastamonu’nun Bozkurt İlçe’sinde geçti. İlk şiirlerini ortaokulda kaleme alan Özkan, edebiyat alanına lisedeyken yazdığı Viata adlı kitabıyla katıldı.
Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü'nde devam etmektedir.
(Mehtap Gece Arslan)

Viata Serenay Özkan Dorlion Yayınları
Viata
Serenay Özkan - Dorlion Yayınları - 2019
764
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
1a
Küresel Finans Krizi
2025 - 52. Kitap

Kitabın Adı: Küresel Finans Krizi
Yazarı : @mahfiegilmez
Yayınevi : @remzikitabevi
Türü : Araştırma
Basım Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 184 Sayfa

Düşünceler : Mahfi Eğilmez benim sürekli takip ettiğim ,fikirlerinin çoğunu da tasvip ettiğim ekonomi uzmanlarından birisidir. Parlak devlet kariyeri, yazarlığı ,TV Programları ile çeşitli mecralarda topluma ekonomi konusunda ışık olmakta , ekonomi bilimi doğrultusunda çeşitli reçeteler sunmaktadır.

2025 yılının son kitabı olarak az önce bitirdiğim eser 2008 yılındaki Küresel Finans Krizi 'ni anlatmaktadır. Sadece bunu değil aslında. Temel ekonomik terimleri anlatıp bilgi vermekte ,1929 Krizi gibi ekonomik buhranlara kısaca değinmektedir.

Aynı zamanda ülkemizin geçmişte yaşadığı ekonomik krizleri de es geçmeyen yazar öncesi sonrası ve oluş şekillerini de anlatıp bize geniş bir perspektif sunuyor. Tablolar ile de zenginleştirilen eserde objektif ve realist bir üslup göze çarpıyor.

Teşhisleri sunduktan sonra da basitçe tedavileri de anlatmış aslında yazar. Ne yazıkki aradan geçen on beş yıldan fazla süreye rağmen pek önlem almadığımızı görüyor ve yaşıyoruz. Oysa ekonomi biliminde sebepler ve sonuçlar belli olmasına rağmen hâlâ ekonomik doğruların tersine hareket ediyoruz. Sonuç olarak belirli bir azınlık kesim dışında kimse tatmin ve mutlu olmuyor,olamıyor.

Ekonomik konularda ve finansal okuryazarlık konusunda çok fazla bilgiye sahip olduğumuz söylenemez. Bu konuyu önemsememiz dar açıdan kendimiz için geniş açıdan ise ülkemiz için elzemdir. Yoksa birilerinin cebine giren para ile kendini zenginleşmis zanneden cühela kesimin bir mensubu olmaya devam ederiz. Bu vesileyle Mahfi Eğilmez 'in Küresel Finans isimli kitabını herkese tavsiye ediyorum
Küresel Finans Krizi
Mahfi Eğilmez - Remzi Kitabevi - 2020
588