"Kalk, evimize gidelim. Sen de yorulmadın mı anlaşılmamaktan? Buraların dili çok başka. Söylediklerimiz işitiliyor ama anlaşılmıyor. Bazen herkesin bizi yanlış anladığı zamanlara denk geliriz. Sorunu, ısrarla kendimizde ararız ama sonra fark ederiz ki bizi yanlış anlamak onların işine geliyor, konforlu hissettiriyor. Böyle zamanlarda kendinden şüphe etme, sorgulama. İnandıklarını anlatmaya, kalbindekine sarılmaya devam et. Duyulmamak ve anlaşılmamak; düşlerimizi, düşüncelerimizi ve hislerimizi yanlış kılmaz, asıl yanlışlık, onlara inanmayı bırakmaktır."
‘ "Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın. Bilmeliydim." diyor Cemil Meriç. Uzun yıllar ümitli çırpınıştan sonra yakınındaki insanın 'bu kadar' olduğunu anlamanın ne kadar hüzünlü bir eşik olduğunu söyler. Bazı topraklar çoraktır ama insan tüm sulamalarına rağmen çiçek açmayacağı gerçeğini çok geç farkeder. Emeklerin zayi oluşu kalpte ince bir sızı bıraksa da bu kabulleniş insanın boşa çektiği yükü sırtından indirir.‘